Kıyamet Suresi 16-19. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ فَاِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

17.

(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

Diyanet İşleri

17.

Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir.

18.

O halde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy.

19.

Sonra onu açıklamak da bize aittir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

16- İnen vahyi acele (belleyip ezber) etmek için dilini kıpırdatma.

17- Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir.

18- O halde biz, onu (Cebrâilʹin diliyle) okuduğumuzda sen de onun okumasını izleyerek Oʹna uy.

19- Sonra da onun açıklaması bize aittir.

İNİŞ SEBEBİ

Tirmizîʹnin Saîd b. Cübeyrʹden, onun da İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyette, adı geçen şöyle demiştir: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, kendi­sine Kurʹân âyetleri indiği zaman (onu hemen bellemek için) dilini hareket ettirirdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyetleri indirdi. »

Tirmizî bu rivâyeti «hasen» ve «sahîh» olarak kaydetmiştir.

Müslim’in İbn Cüreyc’den, onun da İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyet ve tesbitte şu lâfız kullanılmıştır: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz inen vahiy­den, onu iyi belleyeyim diye sıkıntı duyar ve dudağını oynatırdı. Bunun üze­rine Cenâb-ı Hak ilgili âyetleri indirdi. »

RESÛLÜLLAHʹIN (A. S. ) DİKKAT VE İTİNASI

«İnen vahyi acele (belleyip ezber) etmek için dilini kıpırdatma. Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir.. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, İlâhî kelâma ve vahye olan derin saygı ve özentisi sebebiyle inen âyetlerin tek harfini kaçırmayayım, bir yanlışlık yapmayayım diye biraz acele eder ve Melek Cebrâilʹin ilka ettiği âyetleri hemen okumaya çalışır ve bu yüzden dilini veya dudağını hareket ettirirdi.

Şüphesiz bu olay, Sevgili Peygamberimizin (A. S. ) İlâhî emirleri almak­ta ve korumakta ne kadar dikkatli, özentili ve itinalı olduğunu göstermek­tedir. Oysa meleğin İlâhî kelâmı Resûlüllahʹın kalbine ilka etmesiyle birlik­te Onun kalbine ve hafızasına aynen nakşediliyordu. Unutması veya bir yanlışlık yapması söz konusu değildi. Her kelime mermer üzerine kazınırcasına gönül levhasına işleniyor ve bir daha silinmemesiye tesbit edili­yordu.

O bakımdan Kur’ân-ı Kerîm indiği gibi bellenip ezberlenmiş; ezberlen­diği gibi aynen vahiy kâtiplerine yazdırılmış ve günümüze kadar fire ver­meden, değişikliğe uğramadan aynen korunmuştur. Çünkü 17. âyetle Ce­nâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: «Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir. » 19. âyette ise, «Onun açıklanması bize aittir» buyurarak bu önemli konuyu kendi üzerine aldığına atıfta bulunmaktadır. Diğer yandan Kur’ân’ın sadece Resûlüllâh (A. S. ) döneminde değil, kıyâmete kadar korunmasını Ce­nâb-ı Hakk’ın üstlendiği çok açık şekilde Hicr Sûresi 9. âyetle bildirilmek­tedir: «Şüphesiz ki Kurʹân’ı biz indirdik ve elbette onun koruyucularıyızdır. » (Bilgi için bak: Tâ-Hâ Sûresi: 114. âyetin tefsiri)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin her şey ve olay üze­rinde hâkim bulunduğuna, her şeye nüfuz ettiğine işâretle, indirdiği Kur’ân âyetlerini de bu sonsuz ilim ve kudretiyle koruyacağı açıklandı. Bunun için vahiy esnasında Resûlüllahʹın (A. S. ) inen âyetleri hafızamda tutayım diye acele etmesine gerek olmadığı bildirildi.

Aşağıdaki âyetlerle, tezelden dünyalık elde edip âhireti unutanlar uyarılıyor ve âhiret gününde yüzlerin asık veya parlak olacağına dikkat çeki­lerek, bunun dünyada işlenen iyilik ve kötülüklerle yakından ilgili bulun­duğuna işâret ediliyor. Sonra da İlâhî hüküm ve kudret karşısında insanın ne kadar âciz ve dayanıksız olduğu çok düşündürücü bir anlatımla işleni­yor ve insanın başıboş, gayesiz, amaçsız yaratılmadığına değinilerek dü­şünce ufku genişletiliyor. Arkasından aklı harekete geçirmek üzere bir­takım biyolojik olaylar gözler önüne seriliyor ve sûre böylece noktalanıyor.