Al-i İmran Suresi 16-17. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ اَلصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

17.

(16-17) (Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

16-17 - «Ey Rabbimiz! şüphesiz ki biz imân ettik; artık günahlarımızı bağışla ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru» diyenler: Sabredenler, doğru olanlar, itaât edip baş eğenler, boyun bükenler, (mallarını Allah yo­lunda) harcayanlar ve seher vakitlerinde istiğfar edenlerdir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Aziz ve Celil olan Allah her gece, gecenin ilk üçte biri geçince (rah­met ve mağfiretiyle) dünya semasına iner ve şöyle buyurur: «Gerçek hü­kümran benim, evet hükümran olan benim; bana duâ eden yok mudur, duâsını kabul edeyim; benden isteyen yok mudur, vereyim; bana istiğ­farda bulunan (günahlarının bağışlanmasını dileyen) yok mudur, bağışlıyayım. » Böylece Allah (C. C. ) fecir doğuncaya kadar buna devam eder. (Sahîh-i Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

«Allah gecenin ilk yarısı geçinceye kadar bekler, sonra bir çağırıcıya şöyle seslenmesini emreder: Duâ eden yok mudur, duâsı kabul olunsun; istiğfarda bulunan yok mudur, bağışlansın; istekli yok mudur, kendisine verilsin., » (Nesâî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

Yakub Peygamberʹin, oğullarına şöyle dediğini Kurʹân nakletmektedir:

«Sizin için ileride Rabbımdan bağışlama dileyeceğim. » (Yûsuf sûresi: 98)

Yakup Peygamberin yapacağı istiğfarı seher vaktine bıraktığı rivâyet edilmekte veya sanılmaktadır.

Lukman (A. S. ) da oğluna şöyle demiştir:

«Oğulcağızım! Horoz senden daha zeki ve anlayışlı olmasın; sen uyurken o, seher vakitlerinde ötmektedir. » (Kurtubî Tefsiri: 4/40)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«İstiğfarın başı ve büyüğü, şöyle demendir:

Türkçe anlamı:

«Allahım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka hiçbir ilâh yok.. Beni yarattın ve ben de senin kulunum; gücümün yettiği kadar Senin ahdin ve va’din üzere bulunacağım. İşlediğim (kötü) şeylerden Sana sığınırım.. Üze­rimde olan nîmetini yine Sana itiraf ederim ve günahımı da itiraf etmekte­yim. Beni bağışla; çünkü günahları ancak Sen bağışlarsın.. » (Buharî/daavat: 2, 16. Tirmizî/daavat: 15. Nesâî / istiâze: 57 Ahmed: 1/399)

«Kim bu istiğfarı şüpheden uzak tam bir itikadla gündüzleyin söyle­dikten sonra henüz akşam olmadan ölürse, o Cennet ehlindendir. Kim de yine şüpheden uzak tam bir itikadla gece söyledikten sonra henüz saba­ha çıkmadan ölürse, o da Cennet ehlindendir. » (Sahîh-i Buharî: Şeddad bin Evs (R. A. )den)

GERÇEK İMÂNIN BELİRTİLERİ

«Sabredenler, doğru olanlar, itaat edip baş eğenler... »

Kur’ân-ı Kerîm, konumuzu oluşturan âyette gerçek imânın ölçü ve anlamını ortaya koyarken buna sâhip bulunan mutlu kişilerin beş sıfatın­dan söz etmektedir. Çünkü en doğru imân: İtikad (inanç), söz ve amelden ibârettir. Yani kalbiyle inanan, diliyle doğrulayan ve ameliyle bunu tatbik eden kimse, gerçek mü’mindir.

Allah’tan korkup her türlü kötülükten sakınanlar böylesine sahîh bir imâna sahip olduklarını içten dışa vuran renkleriyle belgelerken: «Ey Rabbimiz! şüphesiz ki biz imân ettik; artık günahlarımızı bağışla ve bizi Cehennem ateşinin azâbından koru» derler’ Bununla onlar, gerçek imâ­nın itikat, söz ve amel olduğunu dile getirirler.

İşte bu ölçüde olan mü’minleri başkasından ayıran birtakım kendile­rine has belirtileri vardır:

1- Allah’a kulluk görevini yerine getirmede bıkkınlık duymazlar ve yaptıkları ibâdetten derin bir zevk alırlar. Böylece hem ibâdetlerinde, hem kötülüklerden sakınmada, hem insanlıktan yana hizmette sabırlıdırlar.

2- Hem dünyada, hem âhirette şerefli, itibarlı »sevilen ve sayılan bir insan olabilmek için sabırla birlikte hiçbir zaman doğruluktan ve doğ­ru söylemekten ayrılmazlar.

3- İbâdete gönül yatışkanlığı içinde devam etmeye çalışırlar, Al­lah’a kullukta alçak gönüllü olmanın mahviyetini boyun büküklüğü içinde ortaya korlar.

4- Allah yolunda mallarını harcamaktan zevk duyar, harcamadıkla­rı zaman üzülürler.

5- İyilikle kötülük arasında mekik dokuduklarını düşünerek iç te­mizliğine erişmek ve kirlenen ruhu arındırmak ve her iki hayatta da ya­şama sevgisine ermek için seher vakitlerinde istiğfarda bulunurlar.

TAKVÂNIN ÖLÇÜ VE ANLAMI

Kur’ân-ı Kerîm t a k v â ’ya geniş yer vermiş ve bu sıfata bürünen­leri sık sık övmüştür. T a k v â hem anlamı, hem alanı geniş bir deyim­dir. Allah dostlarından söz edilirken onların iki önemli sıfatından birinin Allah’a dosdoğru imân, diğerinin t a k v â olduğu belirtilmiştir.

O halde t a k v â, imân cevherine sâhip olduktan sonra olgun in­sanın yolu, Allah dostu olmanın kapısı, Hz. Muhammedʹe (A. S. ) gerçek ümmet sayılmanın ölçüsü, ibâdetin meyvası, insanlığa huzur sağlamanın en temiz havasıdır.

İşte konumuzu oluşturan âyetle bunun sonucu belirtilerek takvâ sâ­hibi müʹminlerin içlerinden dışlarına yansıyan ve çevrelerini aydınlatan beş sıfatı açıklanmıştır:

1. Sabırlıdırlar,

2. Doğrudurlar,

3. Allah’a gönülden bağlı ve O’na boyunlarını bükerek itaat üzere­dirler,

4. Allah yolunda harcarlar,

5. Günahlarının bağışlanması için Allahʹa sık sık yönelip istiğfarda bulunurlar..

Bu bakımdan:

Sabır: İmânın yarısı, başarının şaşmayan yolu, kötülükten sakınma­nın, ibâdete devam etmenin dayanağıdır.

Doğruluk: Şeref ve itibarla yaşamanın sırrı, Allah sevgisinin yolu, insan olmanın gerçek ölçüsüdür.

Allahʹa itaat: Kul olmanın anlamı, dünyaya gelişimizin amaç ve hik­metidir.

Allah için harcamak: Vasıtayı gaye uğrunda şuurluca kullanmanın yolu, Muhammed’e (A. S. ) ümmet olmanın bir başka belirtisidir.

Seher vaktinde istiğfar: Allah ile kul arasındaki engelleri kaldırma­nın en verimli vakti, rahmet melekleriyle kaynaşmanın en feyizli devresi, ruhu arındırmanın en güzel saatidir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle takvâ sahiplerine verilecek yüksek nîmet­lerden ve onların hem içlerini, hem dışlarını aydınlatan huzur dolu sıfat­larından söz edildi.

Aşağıdaki âyetle, bu nîmetleri vermeye gücü yeten ve her şeyi yerliyerince düzenleyip belli amaca yönelten Allah’ın varlığına, birliğine delâ­let eden belgelere dikkatler çekiliyor. Böylece Allah’ın çok güçlü ve hik­met sâhibi olduğu belirtiliyor.