Ta-Ha Suresi 17-37. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَىٰ قَالَ هِيَ عَصَايَ اَتَوَكَّؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى قَالَ اَلْقِهَا يَامُوسَىٰ فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْاُولٰى وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ اٰيَةً اُخْرٰى لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰى اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي اَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ اَهْلِي هٰرُونَ اَخِي اُشْدُدْ بِهِ اَزْرِي وَاَشْرِكْهُ فِي اَمْرِي كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا قَالَ قَدْ اُو۫تِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَىٰ وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰى

17.

"Şu sağ elindeki nedir ey Musa?"

Diyanet İşleri

18.

Musa dedi ki: "O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm."

19.

Allah, "Onu yere at ey Musa!" dedi.

20.

Musa da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!

21.

Allah, şöyle dedi: "Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz."

22-23.

(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."

24.

"Firavun'a git, çünkü o azmıştır."

25.

Musa, dedi ki: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver."

26.

"İşimi bana kolaylaştır."

27-28.

(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."

29.

"Bana ailemden birini yardımcı yap,"

30.

"Kardeşim Harun'u."

31.

"Onunla gücümü artır."

32.

"Onu işime ortak et."

33.

"Seni çok tespih edelim diye",

34.

"Seni çok zikredelim diye."

35.

"Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin."

36.

Allah, şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Musa!"

37.

"Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

17- Ey Musa! sağ elindeki nedir?

18- Musa, «o benim asâm (değneğim)dir, ona dayanırım; onunla da­varlarıma yaprak silkerim ve benim onu (kullanmamda) başka ihtiyaçlarım da vardır» dedi.

19- Allah, «onu yere bırak Ya Musa! » buyurdu.

20- Musa da hemen onu yere bırakıverdi, derken bir de ne görsün, sürünüp yol alan bir yılan o..

21- Allah dedi ki: Onu tut, korkma, biz onu ilk şekline döndüreceğiz.

22- Elini koltuğuna sok, diğer bir muʹcize olarak o, kusursuz bembe­yaz ışıl ışıl olarak çıksın.

23- Tâ ki, bununla sana en büyük mu’cizelerimizi gösterelim.

24- Artık Firʹavnʹa git, çünkü o iyice azıtmıştır.

25-26-27-28- Musa dedi ki: Ey Rabbim! benim göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü anlayabilsinler.

29-30- Bana ailemden kardeşim Hârunʹu vezir eyle.

31- Onunla arkamı pekiştirip kuvvetlendir.

32- İşimde onu bana ortak kıl.

33- Ki seni çokça tesbîh edelim,

34- Ve seni çokça analım.

35- Şüphesiz ki sen bizi (her an) görmektesin.

36- Allah ona, «ey Musâ! istediğin sana verildi» dedi.

37- And olsun ki, biz bir başka defa da sana minnette bulunup lüt­fetmiştik.

MUSA PEYGAMBER’E VERİLEN İKİ ÂYET

«Ey Musa! sağ elindeki nedir? »

İlâhî kudret kelâm sıfatıyla tecelli edip suretten surete geçiş sağla­yarak Musa Peygamberʹin kalbine indi ve Allah’ın bir tek ilâh olduğunu bildirdi ve böylece Musaʹnın (A. S. ) peygamber seçildiği haber verildi. Son­ra da ağır ve o nisbette üstün cesaret, azim, irâde ve sabır isteyen bir görev verildi. Bunun için de Allah önce Musa’yı (A. S. ) iki ayrı âyet (muʹci­ze) ile destekleyip gönül yatışkanlığına eriştirdi. Cesaretini artırıp azmine azim, irâdesine irâde kattı ve buyurdu:

- Ya Musa! sağ elindeki nedir?

- O benim değneğimdir; ona dayanırım; onunla davarlarıma yaprak silkerim ve benim onu (kullanmamda) başka ihtiyaçlarım da vardır.

Diye cevap verdi.

Neden böyle bir soruya gerek görüldü?

İlâhî kudret ve inâyetin bir değneğe yönelmesi ve «kün=ol» emriyle tecelli etmesi, onda hayat meydana getirir ve böylece değnek yılana dö­nüşür. Aynı kudret ve inâyet kayalara yönelince, pınarlar fışkırır ve içinden canlı deve zuhur eder. Ölülere yönelince, dirilme olayı meydana gelir; ağaç­lara yönelince, şuur ve idrâk meydana getirip onların konuşmasını sağlar. İşte Cenâb-ı Hak, daha yeni peygamberlik göreviyle şereflendirdiği Musaʹ­ya (A. S. ) önce bu kudret ve inâyetini göstermeyi diledi. Onun için ilk saf­hada Musaʹnın (A. S. ) elindeki şeyi sordu, ona bir değnek olduğunu söylet­ti. Sonra da sözünü ettiğimiz tecelliyle değnek büyük, fakat çok kıvrak bir yılana dönüştü. Böylece İlâhî irâdenin her şeyde geçerli olduğunu ve olacağını; tecelli ettiği takdirde eşyanın suret ve özelliğini değiştirebilece­ğini Musa Peygamberʹe gösterdi.

Açıklama:

Cenâb-ı Hakkʹın kudret sıfatı ezelîdir ve sonsuz enerji ve hayat kay­nağıdır. Maddeye yönelince elementlerini hücre yapısına dönüştürür ve onda canlılık vasfı meydana getirir. Ölüye yönelince, onu diriltir. Ana rah­mine yönelince, cenini oluşturur ve bu kudreti temsîl eden Melek Cebrâîl de -İlâhî müsaadeyle-dokunduğu şeye hayat ve enerji bahşeder. Nitekim onun nefhasıyla ana rahminde oluşan İsa Peygamber bunun açık misalle­rinden biridir. O bakımdan İsaʹya kısmen geçen o kudretin tecellisi, onda ayrı bir muʹcize kudreti meydana getirmiş ve hastalara dokununca şifaya kavuşturmuş, ölüye işâret edip çağırınca ölü dirilip kalkmıştır.

İlim henüz bize -kendi müsbet alanında- bu tür tecelliler hakkında ye­terli bir açıklama getirememiş ve konuyu çözecek noktaya varamamıştır. Çünkü ilmin alanı, fizik âlemidir. Sözünü ettiğimiz tecelliler ise, fizikötesine aittir.

Böylece İlâhî kudretin tecellisi fizikötesinden inip fizik âleminde biri genel, diğeri özel iki ayrı tesir meydana getirmektedir. Canlılarda hücre yapısı, atomlar ve canlılık vasfı; cansızlarda hareket halinde olan atomlar bu kudretin genel anlamda ve aralıksız tecellileridir. Asâʹnın yılana dönüş­mesi ve benzeri mu’cizeler ise, onun özel tecellileridir.

ASÂʹNIN DÖNÜŞTÜĞÜ YILANIN ÜÇ VASFI

Asâ’nın dönüştüğü yılan, Kurʹânʹda üç değişik sıfatla anılmaktadır.

1- Hayye

2- Cann

3- Sü’ban (Tâ-Hâ Sûresi: 20- Nemi Sûresi: 10- A’raf Sûresi: 107)

Birincisi, dişi, erkek, büyük, küçük her yılanı kapsayan cins isimdir. İkincisi, küçük fakat hareketli, kıvrak yılana has bir isimdir. Üçüncüsü, uzun, büyükçe yılana has bir isimdir ki, Arap şâirlerinden bazısı çok sev­dikleri kadının saçlarını ona benzetirler.

Kur’ân, Asâ’nın dönüştüğü yılanı üç ayrı yerde, üç değişik vasıfla an­latırken, onun normal yılanlardan farklı yanları bulunduğunu şöyle belir­tir: Küçük, ince, kıvrak yılanlar kadar hareketli; uzun, büyükçe yılanlar ka­dar korkunç ve heybetli.. Böylece Kur’ân taşıdığı İlâhî üslûp gereği, hem Asâ’nın dönüştüğü yılanın önemli vasıflarını, hem de üç yerde değişik ifa­delerle tekrarlayarak hafızalarda silinmez iz bırakmasını plânlamıştır.

YED-İ BEYZÂ MUCİZESİ

«Elini koltuğuna sok, diğer bir muʹcize olarak o, kusursuz bembeyaz ışıl ışıl olarak çıksın. »

Musa Peygamberʹi (A. S. ), II. Ramses adıyla ün yapan Firʹavn gibi güçlü ve acımasız bir hükümdarı doğru yola dâvet etmek üzere görevlendiren Allah, onu ikinci bir muʹcizeyle de kuvvetlendirdi. Böylece Musa (A. S. ) eli­ni koynuna sokup çıkarınca, ışıl ışıl nûrânî bir beyazlık saçmaya başlıyor­du.

Bu mu’cize neyi anlatıyor veya neyi sembolize ediyordu? Şüphesiz ki, kutsallaştırılan Asâ’yı tutacak sağ el, İlâhî kudreti sembolize ediyor, yani o kudretin tecellilerinden biri Musaʹnın elinde tezahür ediyordu. O bakım­dan İlâhî kudret nurunun tecelli ettiği el yıldız gibi parıldıyor, ışıl ışıl ışıldı­yordu. Diğer bir yorumla, kudretin tecelli nuru kolların altında bir kaynak oluşturuyor; el o kaynağa dokununca bir anda çıra misali etrafı aydınlatı­yordu.

Bu mu’cizenin hikmeti ise, tanrılık iddiasında bulunan Fir’avn’ı acze düşürmek; beşer kudretinin bu gibi mu’cizeleri meydana getiremiyeceğini vurgulamaktı.

Şüphesiz sözünü ettiğimiz mu’cize, daha büyük mu’cizelerin habercisi oluyordu. Kızıldeniz’in yol vermesi, kudret helvasının inmesi, bulutun de­vamlı gölgelik yapması, taştan 12 pınarın fışkırtılması onlardan bir kısmı­dır.

MUSA PEYGAMBERʹİN HER ŞEYE RAĞMEN İLÂHÎ DESTEĞİ DİLEMESİ

«Musa dedi ki: «Ey Rabbim! Benim göğsü­mü genişlet... »

Peygamberlik derecesi öyle bir uyanıklık arzeder ki, her şeye rağmen Allahʹa yönelip O’nun desteğini istemeyi telkîn eder. Musa Peygamberʹin (A. S. ) Asâʹsına kudret, eline hikmet ve inâyet sunulmuştu. O bununla ye­tinmedi; hepsini lütfeden kudrete yüz çevirmeyi edep ve saygı bilerek el açtı ve O’ndan şu dört şeyi istedi:

1- Göğsünün genişletilerek hakkı bütün haşmetiyle savunma gücü­ne kavuşturulmasını,

2- İlâhî emirleri teblîğ edebilmek için, işlerinin kolaylaştırılmasını ve sebeplerin kendisinden yana oluşturulmasını,

3- Dilindeki hafif peltekliğin giderilmesini; daha tesirli konuşma ya­pabilme imkânına eriştirilmesini,

4- Daha pürüzsüz konuşabilen kardeşi Harunʹun (A. S. ) bu yüce da­vaya hizmette kendisine yardımcı verilmesini.

Bu dört isteğin gerçekleşmesiyle daha verimli hizmetlerde bulunabile­ceğini ve nîmetleri, başarıları lutfeden Cenâb-ı Hakkʹı daha çok anıp tesbihte bulunma kuvvet ve imkânına kavuşabileceğini biliyor ve niyetinin bu fazîlete erişmek olduğunu dile getiriyordu.

Amaç mukaddes, niyet iyi, istek meşru olunca, Allah onun dileğini ka­bul buyurdu. Çünkü daha önce de ona büyük lutufta bulunmuş, Firʹavnʹın onu öldürtmesine imkân verdirmemişti; üstelik onu Fir’avn’a beslettirerek kudretini bir defa daha izhar etmişti.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Musa Peygamberʹin iki büyük muʹcizeyle des­teklenerek Fir’avnʹa gönderildiği konu edildi. Sonra da Musa Peygamberʹ­in (A. S. ) bu ağır görevi lâyıkıyla yerine getirebilmek için Allah’tan dört şey istediği ve dileğinin kabul edilerek İlâhî inâyete mazhar kılındığı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, Fir’avnʹın İsrail oğulları hakkında uygulamaya baş­ladığı soy kırımı döneminde Musa Peygamberʹin o fırtınadan kurtarıldığı üzerinde duruluyor. Hazırlanan İlâhî plân ve proğramın kusursuz olarak hedefine doğru ilerlediği anlatılıyor. Sonra da Musa (A. S. ) ile Harun (A. S. )ın Firʹavn’ı Hakk’a dâvet etmek üzere vazifelendirildikten belirtilerek onlarla Fir’avn arasında geçen ilk safhaya dikkatler çekiliyor.