MEÂLİ:
16- Bir memleketi yıkıp yok etmek istediğimiz zaman oranın lüks ve konfor içinde yaşayan şımarık varlıklılarına, (peygambere uyarak doğru yolu seçmelerini) emrederiz; buna rağmen onlar itaatsizlik edip yanlış yolda yürümeye devam ederler; o takdirde o memleket üzerine (azâp ile ilgili) hüküm hak olur ve artık orayı yıkıp yerle bir ederiz.
17- Nûhʹdan sonra nice kuşakları yok ettik. Kullarının günahlarından haberli ve gören olarak Rabbin yeter.
18- Kim acele (ve peşin bir dünya hayatı) istiyorsa, biz Dünyaʹda dilediğimizi istediğimize acele olarak veririz. Sonra da Cehennemʹi ona ayırırız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya varıp girer.
19- Kim de Âhiretʹi ister ve müʹmin olarak orası için lâyık olduğu biçimde çalışıp çaba gösterirse, işte onların çalışıp çabalaması övülmeye ve kabul edilmeye lâyıktır.
20- Her birine: Onlara da, bunlara da Rabbinin bağış ve ihsânından ardarda veririz. Zaten Rabbinin bağış ve ihsânı (kimselerden) yasaklanmış değildir.
21- Bak, onların kimini kiminden nasıl üstün kıldık ve şanıma and olsun ki, Âhiret, dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
İLGİLİ HADÎSLER
Mü’minlerin annesi Zeyneb bint Cahş (R. A. ) anlatıyor:
«Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ürpererek içeri girdi ve LÂ İLÂHE İLLÂLLAH, yaklaşmakta olan şerden Arapların vay hâline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc’ün seddi böylece açıldı, (derken baş parmağıyla şehadet parmağının ucunu biraraya getirip halka yaptı).
Hz. Zeyneb (R. A. ) bunun üzerine soruyor:
- Ya Resûlellah! Yoksa helâk mı olacağız? Oysa aramızda sâlih kişiler vardır. Peygamber (A. S. ) ona şu cevabı veriyor:
- Evet, habislik çoğalınca... » (Ahmed : 6/71)
«Dünya, âhirette yurdu ve nasibi olmayanın yurdudur; malı olmayanın malıdır. Aklını kullanamayan kişi ise, durmadan dünyalık toplar (da âhireti ihmal eder). » (Buharî/fiten: 4, 28- Müslim/fiten: 1, 3- Tirmizî/fiten: 23- İbn Mâce/ fiten: 9- Ahmed: 2/341, 530 - 6/428, 429)
«Hangi kul dünyada bir derece yükselmeyi amaç seçer de yükselirse, mutlaka Allah onu âhirette daha büyük bir dereceden aşağı indirir. » (Taberânî merfuân Selmân (R. A. )den)
ÜLKENİN YIKILMASINA SEBEP OLANLAR
«Bir memleketi yıkıp yok etmek istediğimiz zaman oranın lüks ve konfor içinde yaşayan şımarık varlıklılarına, (peygamber ve kitaba uyarak doğru yolu seçmelerini) emrederiz. Buna rağmen onlar itaatsizlik edip yanlış yolda yürümeğe devam ederler; o takdirde o memleket üzerine (azap ile ilgili) hüküm hak olur ve artık orayı yıkıp yerle bir ederiz. »
Dünyanın hemen her ülkesinde mal ve makamca aşağı tabaka, diğer bir tabirle halk tabakası, mal ve makamca yukarı tabakaya bakar; onların yaşayışına, lüks ve konfor içinde günlerini gün etmelerine özenirler. Böylece yukarı tabaka aşağı tabakayı değil, aşağı tabaka onları örnek alırlar; onlar gibi yaşamanın yollarını araştırırlar. Yukarı tabaka ne kadar savurgan davranır, ne kadar gayr-i meşru yollara saparlarsa, ülkede o nisbette ahlâk sarsıntı geçirir, ekonomik sıkıntı baş gösterir ve denge bozulur. Zengin olmayan orta hallilerin veya dar gelirlilerin, zenginleri taklîde çalışmaları, sözü edilen dengesizliği hızlandırır. Ayrıca ahlâkî çöküntü ülkenin her yanında kendini hissettirir. Derken idare edenlerle idare edilenler arasında da bir boşluk meydana gelir. Böylece lüks, konfor, aşırı harcama, meşru olmayan kazanç, faiz, dolaylı yollardan kazanç sağlama yaygınlaşır ve ülkenin temelini sarsmaya yönelir. Ciddi bir uyanma, toparlanma, önlem alma, kutsal değerlere dönme, dünya ile âhiret arasında denge kurma sağlanmaz ve mürşitlerin, hatiplerin, ilim adamlarının uyarıcı seslerine kulak verilmezse, ülke yıkılmaya yüz tutar ve çok geçmeden çöküp gider.
Tabii bu yıkılıp yok olmanın birçok zahirî sebepleri vardır. Ama unutmayalım ki, sebepleri harekete geçiren İlâhî kudret söz konusudur.
Nuh (A. S. ) tufanı bunun en açık misali iken, ondan sonra gelen birçok milletler ve kuşaklar, geçmişten ders ve ibret almadıkları için kendilerini belli çizgiye itip götürmüşler ve sonra da dönüşü mümkün olmayan bir noktaya gelip dayanmışlar. Öylece aleyhlerine tecelli eden İlâhî hüküm inerek onları da yerle bir etmiştir. Bugün bir kısmının kalıntıları mahzun bakışlarıyla gelip geçenlere seslenmekte ve geçmişin ağıtını okumaktadırlar. Tabii eğer onları gören ve duyanlar, duyup da öğüt alanlar varsa..
DÜNYAYI TEK AMAÇ SEÇENLER
Dünyaya gözünü açanlar, yaşamakta olan şu üç gruptan birine -ister istemez- girme ihtiyacını duyarlar.
a) Yalnız dünya hayatını benimseyip âhireti kabul etmeyenler.
b) Yalnız âhireti kazanmaya yönelip dünyayı bütün nîmetleriyle onun ehline bırakanlar.
c) Hem dünyayı, hem âhireti kucaklayıp birinin diğerini tamamladığına inananlar.
İslâm, son ve en mükemmel din olarak üçüncü gruba girmemizi emreder. Böylece üçüncü grubu gerçek müslümanlar oluşturur. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu konuyu açıklayarak şöyle buyurmuştur:
«Dünyayı çok seven kimse, âhiretine zarar verir. Âhiretini seçip (dünyayı terkeden) kimse ise, dünyasına zarar verir. Artık siz baki olanı fâni olan üzerine tercîh edin (ona ağırlık verin). » (Ahmed: 4/412)
Ne var ki, çağımızda bu grupta yer alanların önemli bir kısmı diğer grupların aktardıkları yabancı kültür havasından kendilerini kurtaramadıkları için özelliklerini kaybetmiş durumdadırlar.
Kurʹân-ı Kerîm daha çok İslâm kültürünü kaybedip yabancı kültüre kurban olan bu insanları kasdetmekte ve onlardan dünyalığı pek acele isteyenlere, bir şeylerin verilebileceğini bildirirken, âhirette saadet va’deden bir nasiplerinin olamıyacağını hatırlatmaktadır. Zira onlar yabancı kültürde şahsiyetlerini yitirmekle kalmayıp, kendi öz değerlerini inkâr edecek kadar ileri giderler; hiç değilse, dünya nîmetlerini kendilerine gerçek amaç seçerler.
Böyle bir akibete kendilerini lâyık görenler, Âhiret’te hem çok yerilirler, hem de inkâr üzere ölenler İlâhî rahmetten kovulurlar.
Müʹminlere gelince: Onlar Âhiretʹi amaç seçerler. Dünyaʹya ise, Âhiret’e hazırlanma yeri olduğu için kısmen önem verirler, fakat hiç bir zaman onu gaye olarak önlerine koymazlar. Böylece amaçla aracı birarada dengede tutup sürdürmeye gayret ederler.
İşte Kur’ân, bunları övmekte ve örnek göstermektedir.
ALLAHʹIN BAĞIŞ VE İHSANI UMUMA YÖNELİKTİR
«Her birine: Onlara da bunlara da Rabbinin bağış ve ihsanından ardarda veririz. Zaten Rabbinin bağış ve ihsanı (kimselerden) yasaklanmış değildir. »
Cenâb-ı Hakkʹın câri sünnetlerinden biri de, nîmetlerinin, bağış ve ihsanının kapılarını herkese açık bulundurmasıdır. Artık her kişi, inancı, Allahʹa bağlılığı ve bilerek meşru şekilde çalışıp kazanması ölçüsünde bunları ya lehine, ya da aleyhine değerlendirir. Aynı zamanda herkes aklı, zekâsı, idrâki, yeteneği ve gayreti nisbetinde bu kapılardan içeri girip payını alır. Alış biçimine göre de, ya onu helâl lokma olarak hazırlar, ya da harama bulaştırıp ruhunu zehirler.
O halde Cenâb-ı Hakkʹın hazırlayıp verdiği sayısız nîmetleri rahmet ve saadete, ya da gazap ve azâba çevirenler, insanlardır.
Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde, görülür ki, yukarıda sözünü ettiğimiz üç gruptan üçüncüler, dünyalık bakımından bazan biraz geride de kalsalar, Allah yanında çok yüksek derecelerde bulunduklarında şüphe yoktur. Âhiretteki derece ve mükâfatları ise, elbette ki daha büyüktür.
Özellikle çağımızda maddenin amaç seçildiği bir dönemde, meşru yoldan rızkını sağlayanlar azalmıştır. O bakımdan gerçek müʹminlerden bir kısmı gerek aile, gerekse ticarî ve iş hayatında birtakım sıkıntılarla karşı karşıya bulunuyorlar. Faizden, aşırı kârdan; dolaylı, hileli kazançtan ve tek kelimeyle gayr-i meşru alım-satımdan kaçınanlar toplum bünyesinde azınlıkta kalmış; diğerleri ise, gemi azıya alıp aşırı servet edinme hırsıyla her şeyi mubah sayacak kadar âhiretlerini unutmuşlardır.
İlâve edelim ki, gerçek dindarlık, Allahʹa gönülden bağlılık ve hakiki kulluk böyle dönemlerde daha çok belli olur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle dünyayı kendilerine amaç seçip gününü gün edenler kınandı. Bir ülkenin yıkılıp yok olmasının başlıca nedenleri üzerinde durularak, refah içinde yüzen şımarık zenginlerin her türlü kutsal değerlere sırt çevirmeleri ve ahlâkî kuralları çiğnemeleri misal verildi. Sonra da Nuh (A. S. ) kavmine dikkatler çekilerek yıkılıp yok edilmelerinin sebepleri üzerinde düşünmemiz istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, maddeyi ve serveti ilâhlaştıranlar üzerinde duruluyor. İbâdet edilmeye ancak Allahʹın lâyık olduğu belirtilerek, fânilere kutsallık atfetmenin şirk olduğuna işâret ediliyor. Sonra da Ana-baba hakları üzerinde durularak, onlara karşı nasıl davranılması gerektiği açıklanıyor. Arkasından sosyal adâleti ayakta tutacak konulara geçiliyor. Yakınlara, yoksullara, yolda kalmışlara yardım edilmesi emredilerek huzur ve güvenin ancak böyle gerçekleşebileceği işleniyor. İsraftan kaçınmamız tavsiye edilerek, yasaklanan şeylerden bir kısmına dikkatlerimiz çekiliyor.