MEÂLİ:
16- İnen vahyi acele (belleyip ezber) etmek için dilini kıpırdatma.
17- Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir.
18- O halde biz, onu (Cebrâilʹin diliyle) okuduğumuzda sen de onun okumasını izleyerek Oʹna uy.
19- Sonra da onun açıklaması bize aittir.
İNİŞ SEBEBİ
Tirmizîʹnin Saîd b. Cübeyrʹden, onun da İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyette, adı geçen şöyle demiştir: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, kendisine Kurʹân âyetleri indiği zaman (onu hemen bellemek için) dilini hareket ettirirdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyetleri indirdi. »
Tirmizî bu rivâyeti «hasen» ve «sahîh» olarak kaydetmiştir.
Müslim’in İbn Cüreyc’den, onun da İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyet ve tesbitte şu lâfız kullanılmıştır: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz inen vahiyden, onu iyi belleyeyim diye sıkıntı duyar ve dudağını oynatırdı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak ilgili âyetleri indirdi. »
RESÛLÜLLAHʹIN (A. S. ) DİKKAT VE İTİNASI
«İnen vahyi acele (belleyip ezber) etmek için dilini kıpırdatma. Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir.. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, İlâhî kelâma ve vahye olan derin saygı ve özentisi sebebiyle inen âyetlerin tek harfini kaçırmayayım, bir yanlışlık yapmayayım diye biraz acele eder ve Melek Cebrâilʹin ilka ettiği âyetleri hemen okumaya çalışır ve bu yüzden dilini veya dudağını hareket ettirirdi.
Şüphesiz bu olay, Sevgili Peygamberimizin (A. S. ) İlâhî emirleri almakta ve korumakta ne kadar dikkatli, özentili ve itinalı olduğunu göstermektedir. Oysa meleğin İlâhî kelâmı Resûlüllahʹın kalbine ilka etmesiyle birlikte Onun kalbine ve hafızasına aynen nakşediliyordu. Unutması veya bir yanlışlık yapması söz konusu değildi. Her kelime mermer üzerine kazınırcasına gönül levhasına işleniyor ve bir daha silinmemesiye tesbit ediliyordu.
O bakımdan Kur’ân-ı Kerîm indiği gibi bellenip ezberlenmiş; ezberlendiği gibi aynen vahiy kâtiplerine yazdırılmış ve günümüze kadar fire vermeden, değişikliğe uğramadan aynen korunmuştur. Çünkü 17. âyetle Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: «Şüphesiz ki onu toplayıp okutmak bize aittir. » 19. âyette ise, «Onun açıklanması bize aittir» buyurarak bu önemli konuyu kendi üzerine aldığına atıfta bulunmaktadır. Diğer yandan Kur’ân’ın sadece Resûlüllâh (A. S. ) döneminde değil, kıyâmete kadar korunmasını Cenâb-ı Hakk’ın üstlendiği çok açık şekilde Hicr Sûresi 9. âyetle bildirilmektedir: «Şüphesiz ki Kurʹân’ı biz indirdik ve elbette onun koruyucularıyızdır. » (Bilgi için bak: Tâ-Hâ Sûresi: 114. âyetin tefsiri)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin her şey ve olay üzerinde hâkim bulunduğuna, her şeye nüfuz ettiğine işâretle, indirdiği Kur’ân âyetlerini de bu sonsuz ilim ve kudretiyle koruyacağı açıklandı. Bunun için vahiy esnasında Resûlüllahʹın (A. S. ) inen âyetleri hafızamda tutayım diye acele etmesine gerek olmadığı bildirildi.
Aşağıdaki âyetlerle, tezelden dünyalık elde edip âhireti unutanlar uyarılıyor ve âhiret gününde yüzlerin asık veya parlak olacağına dikkat çekilerek, bunun dünyada işlenen iyilik ve kötülüklerle yakından ilgili bulunduğuna işâret ediliyor. Sonra da İlâhî hüküm ve kudret karşısında insanın ne kadar âciz ve dayanıksız olduğu çok düşündürücü bir anlatımla işleniyor ve insanın başıboş, gayesiz, amaçsız yaratılmadığına değinilerek düşünce ufku genişletiliyor. Arkasından aklı harekete geçirmek üzere birtakım biyolojik olaylar gözler önüne seriliyor ve sûre böylece noktalanıyor.