MEÂLİ:
154- Sonra biz Mûsâʹya kitabı, onu güzel (uygulayana) tamamlamak, her şeyi uygun biçimde açıklamak ve doğru yolu göstermek, aynı zamanda rahmet olmak için verdik; ola ki (İsrâiloğulları) Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.
155- Bu (Kurʹân) ise, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Artık ona uyunuz ve (Allahʹtan korkup kötülüklerden) sakınınız ki, merhamet olunasınız.
156- «Bizden önce yalnız iki topluluğa (Yahudî ve Nasarâ’ya) kitap indirildi ve biz de onların eğitim ve öğretimlerinden habersiz bulunuyorduk» dememeniz.
157- Veya «bize de kitap indirilseydi herhalde onlardan daha çok doğru yolu bulup başarılı olurduk» dememeniz içindir. İşte size Rabbinizden açık belge, hidâyet (doğru yolu gösteren) ve bir de rahmet gelmiştir. Allahʹın âyetlerini yalanlayıp (insanları ona yönelmekten) alıkoyanlardan daha zâlim kim vardır?
Âyetlerimize (yönelenleri) engelliyenleri bu engellemeleri sebebiyle en kötü azâpla cezalandıracağız.
SEMÂVİ KİTAPLARIN ORTAK VASIFLARI
«Sonra biz Musaʹya kitabı, onu güzel (uygulayana) tamamlamak, her şeyi uygun biçimde açıklamak ve doğru yolu göstermek, aynı zamanda rahmet olmak için verdik. »
Aynı kaynaktan süzülüp gelen kutsal kitapların temelde ortak yanları ve vasıfları vardır. Yukarıdaki âyetle bu husus mücmel (öz ve özet) şekilde belirtilmektedir:
1- İndiği çağın özelliklerine ışık tutacak güçte ve uygulayanlara yeterli malzeme sunacak ölçü ve muhtevadadırlar.
2- Yaratan’ın bir olduğu, eşi, dengi ve benzerinin bulunmadığı noktasından hareket ederler.
3- Dinî mesele ve konuların ana kurallarını şüphelerden uzak anlam ve ifadede açıklarlar.
4- Allah’ın insan mutluluğu için insan ruhunun yüceliğiyle eşdeğerdeki kanunlarını ve sunduğu dosdoğru yolu gösterirler.
5- İnsanları İlâhî rahmetin serinletici, ferahlatıcı ve ümit verici havasına çağırırlar.
6- İnsanın yaratılışındaki saygıdeğerliğe ters düşen ve onun ruhunu, vicdanını kirleten şeyleri yasaklarlar. Yararlı nesneleri mubah sayarlar.
Bu altı ortak esas ve prensibi araştırıp akıl ve irfan gözüyle bakanların Allah’a ve âhirete inanmaları gerekir. Aksine hiçbir mazeretleri makbul değildir. Kutsal kitapların indirdiğinden haberi olan herkesin o kitaplar hakkında bilgi edinmesi, daha iyi bilenlerden sorması, araştırıp öğrenmesi vâciptir. İnsan aklı ve idrâki bu vücubu duyacak ölçüdedir.
Kur’ân Tevhîd’e dâveti kısaca açıkladıktan sonra çok önemli iki hususa daha dikkatleri çekiyor:
a) Kutsal kitapların önce iki topluluk (Yahudî ve Nasarâ) üzerine indirilmesine karşı, bu iki ayrı milletle temas kurma ve haberleşme imkânına sahip olanlar için, O iki milletin dilini, öğretimini bilmiyoruz; bu bakımdan inen kitaplara ilgisiz ve bilgisiz kaldık» diyenlerin mazeretleri geçerli olmayacaktır.
b) «Kutsal kitaplar o milletlere değil de bize indirilmiş olsaydı, onlardan daha fazla başarılı olur, doğru yolu bulurduk» demek, haklı bir değer ve anlam taşımayacaktır. Çünkü temas ve haberleşme imkânları bulunan bölgede yaşayan milletlerin hepsine değil, birine kutsal kitap indirilmesi kâfidir. Ayrıca Cenâb-ı Hak hangi topluluk, ya da milleti lâyık görürse bu emaneti ona verir.
İlgili âyetlerle bu hususlara işâret edildikten sonra Arap kabilelerinin çoğuna ve sonra da aynı görüş ve düşüncede olan diğer bütün milletlere, özürlerinin anlamsızlığı hatırlatılıyor; İlâhî kudretin yüceliğini, uluhiyetteki eşsizliğini en açık belgelerle yansıtan ve milletler için yol gösterici bir rahmet olarak indirilen Kur’ânʹa dikkatler çekiliyor. Haberleşmenin ve milletler arasında olduğu gibi kıtalar arasında bilgi ve kültür alış-verişinin geliştiği çağda, «Kur’ân bize indirilmedi veya ondan haberimiz olmadı veya bizim dilimizden başka bir dil üzeredir» gibi mazeretlerin yeri, hükmü ve anlamı yoktur. Böylece ilgili âyetle önce Mekkelilere, sonra da diğer milletlere mana itibariyle şöyle sesleniyor:
«İşte size arzu ettiğiniz kitap indirildi. İddianızda doğru iseniz, imân ve İslâm’da başkalarından daha başarılı olduğunuzu gösterin!. »
ÖNCE OKUYUP ANLAMAK, SONRA DA ANLADIKLARINI AÇIKLAMAK
«Bu (Kurʹân) ise, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Artık ona uyunuz.... »
İlgili âyetlerle son olarak çok önemli bir hususa daha dikkatler çekiliyor. İnen kutsal kitaplar her şeyden önce okunup incelenmek, öğrenilip amel edilmek için gönderilmiştir. Bunun için de her kişinin kendi başına okuyup incelemede bulunması yeterli değildir. Kurʹân’ın kendi deyimiyle DİRASET = Eğitim ve Öğretim şarttır. Bu yola girilmeden yani eğitim ve öğretim kapısı açılmadan kutsal kitap üzerinde konuşmak, ondan hüküm çıkarmak, yorum yapmak, fikir ortaya koymak hem sakıncalı, hem de çok yanıltıcı ve doğru yoldan saptırıcı olur.
Dinî tahsil görmeden, bu alanda güçlü ilim adamlarından ciddi biçimde yararlanmadan din ve kutsal kitap hakkında yalan-yanlış söz söylemek, yargıda bulunmak haksızlık değil midir? Tıp tahsili görmeyen fakat bu konuda derme-çatma bilgi kırıntıları edinen, bazı ansiklopedik malûmat toplayan kimsenin tıp hakkında söz sahibi olması düşünülebilir mi?
Ne yazık ki birçok konuları o alanda yetişen uzmanlara bıraktığımız halde hayatımızın her cephesi ve her anıyla içiçe olan, fert ve âile hayatına yön ve düzen veren, sosyal hayatı tanzim eden dinî konularda çoğu kişiler cehaletten gelen bir cesaretle kendini yetkili görmekte ve ileri-geri konuşup ahkâm kesmektedirler. Bir iki yıl Arapça gramer okuyan, birkaç hadîs ezberleyen ve daha İslâm Fıkhının baplarından, usûl ilimlerinden, tefsîr, hadîs ve rivâyet yollarından, müctehit imamların içtihat ve istinbat sisteminden, İslâm Hukukunun ana kaidelerinden habersiz bulunan gayr-i mes’ul kişilerin dinî ilimlerde uzmanmış gibi bir görünüm içinde kendini merciʹ tanıtmaya çalışmaları çok hazindir.
İşte bütün bunların temelinde bilgisizlik, eğitimsizlik ve öğretimsizlik yatmaktadır. O nedenle Kur’ân özellikle İslâm Milletlerini uyarmakta, dinî eğitim ve öğretime ciddi şekilde eğilmelerini emretmektedir. Aksine bir yol tutmaları ise, büyük bir haksızlığa yol açar ve bu yüzden çok kötü bir azâbı kendilerine hazırlamış olurlar.
Özetleyecek olursak:
1- Diraset emrine uyularak dinî eğitim ve öğretim gereklidir. Aksi halde bu çok önemli konu bilgisizliğin elinde can çekiştirir.
2- Yeterli bilgi ve tahsili olmayanların dinî meseleler hakkında konuşması, fetvâ verip ahkâm kesmesi zulümdür.
3- Dinî eğitim ve öğretimi engellemek, insanlık aleyhine bir cinayettir.
4- Bunu engelleyen veya ihmal edenler, çok tehlikeli bir yolda yürüdüklerini bilmelidirler. Unutmasınlar ki, kendilerini dünyada da, âhirette de kötü bir azâp beklemektedir.
5- Bütün bu hususlarda mazeretin yeri ve anlamı yoktur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle kutsal kitapların indirilme sebeplerinden en önemli bölüm anlatıldı. Son olarak Kur’ânʹın indirilmesinin her türlü mazerete kapıları kapattığına işaret edildi. Dinî eğitim ve öğretimin lüzumu çok duyarlı biçimde belirtildi.
Aşağıdaki âyetle, ilâhî emir ve uyarılara kulaklarını tıkayıp vurdumduymazlıktan gelenlerin sözü edilen hakikatleri anlayabilmeleri için çok büyük belge ve mu’cizeler istedikleri açıklanıyor. Beyinleri inkâr ve inatla yıkananların akıl ve idrâklerini kullanmadıklarına işaret ediliyor ve büyük mucizelerin, ya da belgelerin ortaya çıkması halinde inanmanın bir yararı olmayacağı hatırlatılıyor.