Nuh Suresi 5-20. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قَالَ رَبِّ اِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاءِٓي اِلَّا فِرَارًا وَاِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا اَصَابِعَهُمْ فِي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا ثُمَّ اِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا ثُمَّ اِنِّٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًا فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًا مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَارًا وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًا ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًا لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

15.

Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."

Diyanet İşleri

6.

Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı."

7.

"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."

8.

"Sonra ben onları açık açık davet ettim."

9.

"Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum."

10.

"Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.'

11.

'(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.'

12.

'Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.'

13.

'Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?'

14.

'Halbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'

15.

'Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?'

16.

'Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'

17.

'Allah, sizi (babanız Adem'i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)'

18.

'Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.'

19-20.

(19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

5-6- Nûh dedi ki: «Rabbim! Şüphesiz ki ben, milletimi gece-gündüz (uyarıp sana, senin dinine) dâvet ettim; ama benim bu dâvetim ancak on­ların (nefretine sebep olup) kaçmalarını arttırdı.

7- Hakikat ben, onları bağışlaman için ne kadar dâvet ettimse, par­maklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine örtünüp duymazlıktan geldiler; (inkârda) ısrar edip büyüklük tasladıkça tasladılar.

8- Sonra gerçekten ben onları açıkça (hakka, doğru yola) çağırdım,

9- Sonra yine ben, açıktan duyuruda bulundum ve gizli gizli görüş­meler de yaptım;

10- Rabbınızdan bağışlanma dileyin, çünkü mutlaka O, çok bağışla­yandır, dedim.

11- Gökten üzerinize faydalı yağmur gönderir.

12- Sizi, mallar ve oğullarla destekleyip güçlendirir. Size Cennet mi­sâli bahçeler verir ve ırmaklar akıtır.

13- Size ne oluyor ki, Allahʹa büyüklük ve ululuğu, taʹzîm ve saygıyı yakıştıramıyorsunuz!?. Oʹndan vakar ve şeref ummuyorsunuz?!.

14- Halbuki O, sizi kademeli tavırlardan geçirip yaratmıştır.

15- Allahʹtan tıpatıp uyum halinde yedi göğü nasıl yarattığını gör­mez misiniz?.

16- Orada Ayʹı bir ışık, Güneşʹi ise bir kandil yapmıştır.

17- Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirmiştir.

18- Sonra sizi oraya çevirecek ve sizi (tekrar diriltip) bir çıkışla çı­karacaktır.

19- Allah, yeryüzünü size bir yaygı yaptı ki,

20- Orada geniş geniş yollarda yürüyesiniz. »

UYARI VE İRŞADIN SONUÇ VERMEMESİ

«Nûh dedi ki: «Rabbim! Şüphesiz ki ben, milletimi gece-gündüz (uyarıp sana, senin dinine) dâvet ettim; ama benim bu dâvetim ancak onların (nefretine sebep olup) kaçma­larını artırdı.. »

Bir kişiyi veya toplumu, ya da bir milleti sonsuza kadar uyarıp irşâd etmek gereklidir diye bir kural yoktur. Uyarı ve irşadın, yönlendirme ve aydınlatmanın bütün yollarına baş vurulur; günün şartlarına göre en iyi, en yararlı inzar ve tenvîr metodu seçilir ve öylece hizmete geçilir. Uyarı­lan kişi, toplum veya millet her geçen gün küfür ve tuğyanını artırır, kutsal değerlere saldırıp Allahsızlık ve ahlâksızlığı savunursa, o takdirde onları irşâd etmenin, uyarıp yol göstermenin anlamı kalmamış kabul edilir. Duru­mu, en iyi bilen o çok yüce kudret sâhibi Cenâb-ı Hakk’ın hüküm ve adâ­letine bırakmak gerekir.

İşte Nûh Peygamber de bu çizgiye gelindiğini açıklayarak o günün ölçü, ortam ve şartlarına göre 13 kadar irşat, uyarı, yol gösterme, akla seslenme, kalp ve kafayı aydınlatma açısından hareketle kendine has bir metod uyguladığını, fakat istediği nisbette olumlu sonuç alamadığını be­yânla, ileride tefsîr edeceğimiz âyetlerde belirtildiği şekilde durumu Ce­nâb-ı Hakk’ın hükmüne bırakıp çekilmiştir.

NÛH (A. S. )IN UYGULADIĞI METODUN ANA HATLARI:

Yukarıda da değindiğimiz gibi, Nûh (A. S. ) uzun yıllar kavmini Hakk’a dâvet edip gereken teblîğ ve irşat görevini sürdürürken daha çok şu 13 maddelik bir metodla yola çıkmıştır:

1- Allah’ın varlığına, birliğine çağırıp, inandıkları takdirde geçmiş bü­tün kusur ve günahlarının bağışlanacağı va’dinde bulunmuştur.

Buna rağmen kavmi, hürriyetleri meşru sınırlar içine almak isteyen bir sistemi ve dini benimsemediler ve o yüzden Nûhʹun (A. S. ) uyarılarına ku­laklarını tıkadılar.

Bir kişinin peşine takılıp birçok nefsanî arzularına sed çekilmesini ki­bir ve gururlarına yediremediler.

2- Nûh (A. S. ) çok açık ve net bir çağrıda bulundu. Anlaşılmayacak, şüphe uyandıracak bir anlatım tarzına yer vermedi.

3- Uyarıyla müjdelemeyi dengede tuttu: Bazan tehdît edip korkut­tu, bazan da ümit verip müjdeledi.

4- Açık teblîğin yanında ileri gelenlerle, toplum arasında söz sahibi olanlarla özel görüşmelerde bulunmayı ihmâl etmedi. Niyet ve amacını, dâvet ettiği inancın nasıl bir rahmet olduğunu kesin çizgileriyle anlattı. Ma­kam ve şöhret peşinde olmadığını, herhangi bir çıkar düşünmediğini söy­lerken günlük yaşayışıyla bunu isbât etti.

5- Bu arada Cenâb-ı Hakk’ın geniş rahmet ve mağfiretinden söz et­ti. Cenâb-ı Hakkʹın bütün emir ve yasaklarının, tavsiye ve beyânlarının mut­laka insandan yana olduğunu belirterek bundan başka bir şey beklenme­diğine dikkat çekti.

Şüphesiz Nûh (A. S. )ın kullandığı bu beş maddelik uyarı ve irşâd daha çok duygu ve düşünceye yönelik bir seslenişi içermektedir. Böylece o, vic­danları haktan yana geliştirmeyi plânlıyordu. Arkasından onların aklına seslenmeye, ona göre inandırıcı, yönlendirici belgeleri sergilemeye geçti. Şöyle ki:

6- Gökten üzerinize faydalı, hayat verici yağmuru indiren Cenâb-ı Hak’tır. O, kurduğu düzenle bu nîmeti sistemli şekilde kullarına ulaştırmak­tadır. O, mevcut nîmetlerden güneşi, ya da teneffüs edilen havayı veya yağmuru çekip alsa, hayat bir anda durur ve tükenir.

7- Kâinatı dengeli, düzenli tutan ve yürüten kimdir? Putların, taştan, ağaçtan yontulup şekillendirilen cisimlerin böyle bir kudreti ve marifeti var mıdır? O halde Cenâb-ı Hak mı ta’zîm ve tekrîme, ibâdet edilmeye lâyıktır, yoksa putlar mı? Kurulu düzende hâkim olan üstün kudreti basit cisim­lere irca etmenin mâkul bir yanı var mıdır?

8- Sonra insan denilen canlının kademeli safhalardan geçirilerek yaratıldığını ayrı bir belge olarak gözler önüne serdi. Topraktan çıkan gı­da maddelerinin insan vücuduna geçmesiyle spermanın oluştuğunu ve onun da kadının yumurtalığına intikal etmesiyle ceninin vücut bulduğunu; ana rahmindeki bekleme süresi içinde ceninin şekillenip İnsanî ruha maz­har kılındığını, inkârcı sapıkların anlayacağı tarzda anlattı ve böylece beşer aklını harekete geçirmeye çalıştı.

9- Sonra inkârcıların dikkatini yedi kat göğe çekip nasıl düzen ve dengede yaratıldığını yine onların anlayabileceği bir lisanla açıkladı.

10- Ay’ı bir nur, güneşi bir kandil olarak yaratan Allahʹın bu mükem­mel eserinin nasıl bir anlam ve hikmet taşıdığını ve her birinin mutlak sû­rette İlâhî damgayı yansıttığını yönlendirici bir anlatımla işledi.

Böylece âyette geçen «ışık» diye çevirisini yaptığımız «nur»un ay’a; «kandil» diye çevirisini yaptığımız «sirac»ın güneşe nisbet edilmesi, ilmî bir gerçeği ortaya koymaktadır. Şöyle ki: Nur kavramıyla ay’ın ışığının kaynağının kendinden olmadığı, başka bir kaynaktan aldığı ortaya çıkıyor. Sirac kavramıyla da güneşteki tükenmez enerjinin kaynağının bizzat gü­neşin kendisi olduğu vurgulanıyor.

11- Nûh (A. S. ) tekrar insanın hılkatındaki inceliğe geçip, az önce be­lirttiğimiz gibi, ilk insanın ve sonra da onun neslinin topraktan yaratıldı­ğını belirterek bitkileri misâl verdi. Şöyle ki: Adem (A. S. ) bizim mahiye­tini bilemediğimiz bir kanunla «kün emri»yle vücut bulmuştur. Onun nes­linin ise, belli biyolojik ve fizyolojik kanunlara bağlanarak, erkekte oluşan spermanın, kadında oluşan yumurtanın topraktan çıkan gıda maddeleriyle vücut bulduğu kesindir.

12- Yeşerip çıkan bitkilerin bir gün gelip kuruyarak çer-çöp haline dönüştükten sonra baharın gelmesiyle yeniden yeşerip filizlenmesini, in­sanın öldükten sonra tekrar diriltilip kaldırılacağına yakın bir misâl gös­terdi.

13- Yeryüzünün coğrafî düzenlemesini bir başka belge ve delil olarak ortaya koydu. Dağların, ırmakların, kaynakların ve engebeli arazinin belli bir plâna göre hazırlanıp insanların yaşamasına elverişli düzeye getirildi­ğini belirtti.

Böylece Nûh (A. S. ) uzun yıllar bu metodla hareket edip zaman zaman konuların kılıfını değiştirerek ayrı bir anlatım tarzıyla uyarı ve irşadını sür­dürdü.

Kur’ân-ı Kerîm’de ilgili âyetlerle Nûh Peygamberʹin (A. S. ) teblîğ ve ir­şâd metodu verilerek, hak yolunda hizmet etmek isteyenlerin geniş çapta bilgi ve kültüre, birçok ilim dalında yetişmiş bulunmasına ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

Allah adına konuşacak olan kişinin, O’nun hayat kanunlarını, hilkat plânını, sünnetullahı, kâinatta hâkim olan denge ve düzen ölçülerini ilmî yönden de çok iyi bilmesi; Kur’ân’ı inceliğiyle, ana fikirleriyle, temel bilgi­leriyle, hukukî sistemiyle anlayacak bir güçte olması şarttır. Aksi halde kaş yaparken göz çıkarabilir.

Unutmayalım ki, teblîğ ve irşâd bütün bir ömrü kapsayan bilgi, bece­ri, tecrübe, ilim ve kültür işidir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Nûh Peygamber’in, kendi kavmini Hakk’a dâvet ederken teblîğ ve irşadında kullandığı metoda yer verildi ve bu, 13 madde halinde sıralanarak mü’minler aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Nûh Kavmi’nin uzun yıllar uyarılmalarına ve ken­dilerini aydınlatan delil ve belgelerle doğru yol gösterilmesine rağmen büs­bütün küfür ve azgınlıklarının arttığı konu ediliyor; tapındıkları putlarına daha çok ilgi duyup sarıldıkları misâl olarak veriliyor. Sonra da Nûh (A. S. )ın yapılacak başka bir şey kalmadığını görünce, kâfirler aleyhine el kaldırıp beddua ettiği; kendi ailesi ve mü’minler için de duâ edip İlâhî mağfireti di­lediği açıklanıyor.