Nahl Suresi 15-19. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَاَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

15-16.

(15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.

Diyanet İşleri

17.

Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?

18.

Halbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

19.

Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

15-16- Yeryüzünde, sizi titreşip sarsmasın diye dağlar koyup yerleş­tirdi; ırmaklar meydana getirdi ve şaşırmayasınız diye yollar ve alâmetler koydu ve onlar yıldızlarla da yollarını, yönlerini bulurlar.

17- Artık yaratan yaratamayan gibi midir? Etraflıca düşünmez mi­siniz?

18- Allahʹın nîmetlerini saymaya kalkışırsanız, sayamazsınız. Şüp­hesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

19- Allah neleri gizlediğinizi, neleri açığa vurduğunuzu bilir.

İLGİLİ HADÎS

«Cenâb-ı Hak, yeryüzünü yaratıp düzenlediğinde yerküre sallanıyordu. (az bir dengesizlik vardı). Dağları meydana getirerek yerleştirdi de yer­küre istikrar buldu (dengesini aldı). Bunun üzerine melekler, dağların şid­det ve kudretine hayret ettiler ve: «Ya Rab! Senin yerkürede yarattıkların arasında dağlardan daha şiddetli olan bir şey var mıdır? » Diye sordular. Allah (c. c. ) onlara: «Evet, demir vardır. » Buyurdu. Melekler: «Demirden da­ha şiddetli bir şey var mıdır? » diye sordular. Allah onlara: «Evet ateş var» diye cevap verdi. Melekler: «Ateşten daha şiddetli bir şey var mıdır? » di­ye sordular. Allah onlara: «Evet, su vardır» buyurdu. Melekler: «Sudan daha şiddetli bir şey var mıdır? » diye sordular. Allah onlara: «Evet, rüz­gâr vardır» buyurdu. Melekler: «Rüzgârdan daha şiddetli bir şey var mı­dır? » diye sordular. Allah, onlara: «Evet, ademoğlu sağ eliyle sadaka ve­rir de sol elinden gizlerse, o daha güçlü ve heybetlidir» buyurdu. » (Tirmizî/tefsîr: 3- Ahmed: 3/124)

DAĞLARIN DENGEDEKİ ROLÜ

«Yeryüzünde, sizi titreşip sarsmasın diye dağlar koyup yerleştirdi. »

İlgili âyetle, dağların yerkürenin dengede durup istikrar sağlaması için vücuda getirildiği açıklanıyor. Burada «sağa-sola sallanma» şeklinde ya­pılan çeviri, «en temîde» fiilinin tam karşılığı değildir. Bunun masdarı olan « m e y d » kelimesi daha çok iki anlam taşır: Büyükçe bir cismin titreşimi ve büyükçe kurulu sofra.. Görüldüğü gibi, çoğu meâllerde «sallanma» şek­lindeki çeviri de tam sağlıklı sayılamaz. Titreşim ise, yakın bir karşılık ve çeviri olmakla beraber, (yeryüzünün bir sofra durumuna getirilmesi için üzerinde sabit ve muhkem dağlar meydana getirildi) şeklinde bir tefsîr mak­sada daha uygundur. Dağlar bu büyük sofranın bir bakıma denge ve dü­zenini sağlar mahiyette birer ayrı nimetlerdir.

Zira dağlar her mevsimde değişen görüntüleriyle bizi, arzettiği güzel­liklerine hayran bırakmaktadır. Üstünde yetişen bitki çeşitlerinin zengin­liği, havasının temizliği ve bitki örtüsünün bol miktarda oksijen yayması sağlığımız için yararlı ve gönüllerimizi dinlendirici özelliktedir. Ayrıca dağ­lar bize ekonomik yönden de önem taşıyan bazı kaynaklar taşımaktadırlar.

Bunlardan başka ısının ayarlanmasında, rüzgârların daha çok denge­li esmesinde de dağların önemini unutmamak gerekir.

Ancak bir gün ilim bize dağsız bir dünyanın titreşim ve çalkantı yapa­cağını, bunu az-çok hissettireceğini ortaya çıkarıp isbatlarsa, o takdirde «en-temîde» sözünü daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Diğer bir yorumla da, Kur’ânʹın ilgili âyetle, insanlar yaratılmadan ön­ce dağların meydana getirildiğine işâretle, dünyanın bu hususta geçirdiği jeolojik devirlere dikkatlerimizi çekmekte olduğunu söyleyebiliriz. Böylece yerkürede çeşitli çağları ve devirleri boyunca değişikliğe uğrayan yer kat­manlarının hareketleri konu ediliyor. Titreşim ve çalkantı buna işârettir. Dağlar böyle bir sallantı ve çalkantı neticesi ortaya çıkmış olabilir.

Ayrıca dümdüz bir arazide yolları ve yönleri bulmakta insanların zor­luk çekeceği de söz konusudur. Dağlar, ırmaklar, engebeli yerler ve alâ­metler birçok faydaları beraberinde taşımakla beraber bir de yol ve yön bulma kolaylığını sağlamaktadırlar.

YILDIZLARLA YÖNLERİ BELİRLEMEK

«Ve onlar yıldızlarla da yollarını ve yönlerini bulur­lar. »

Yıldızlar, semayı süsleyen kandillerdir. Diğer yandan geceleri çöl ve benzeri arazilerde yol ve yönlerini kaybedenlerin yönlerini belirlemelerine yardımcı olurlar.

Geceleri yön bulmak için -bilindiği gibi- daha çok kutup yıldızından yararlanılır. Kutup yıldızı yaklaşık olarak tam kuzeyde bulunan yıldızlar­dan daha parlak bir görünüm arzeder. Kutup yıldızı, küçük ayı takım yıl­dızının en uçtaki olanıdır.

Bütün bu matematiksel ve fiziksel plâna bağlı sistemler, biz insanlara neyi hatırlatıyor? Boşuna, gayesiz yaratılmış hiçbir şey olmamakla be­raber, eşyanın çoğunun henüz niçin, ne maksatla, ne yarar sağlamak için yaratıldığı bilinmemektedir. Tesbit edilebilenler ise, yüksek ve sınırsız bir kudretin mükemmel sanatını ortaya koymaktadırlar.

O halde yaratan, yarattığına hiç benzer mi? Yaratılan ancak yarata­nın kudretini, ilmini ve hünerini yansıtabilir, fakat hiç bir zaman onun den­gi, eşi, benzeri olamaz. Bu bakımdan Cenâb-ı Hak, her türlü şekil ve su­retten, kemiyet ve keyfiyetten, zaman ve mekândan pak ve münezzehtir. Varlığı kendindendir. O bakımdan vâcibü’l-vücuttur. Yarattığı eşya ise, mümkünü’l-vücuttur.

Gökleri ve yeri taşıdıkları nîmetleriyle birlikte insan için yaratıp onun hizmetine başeğdirdiği kesinlik arzedince, O’nun insanlara lütfettiği nimet­leri saymamız mümkün müdür? Hepsini bir tarafa bırakalım, hayatımızın devamını sağlayan hava nîmetine bir göz atalım: Teneffüs ettiğimiz ha­vayı ciğerlerimize indirip gerekli faydayı sağladıktan sonra yararsız olan kısmını dışarı atmamızda iki büyük nîmet durmadan birbirini izlemekte ve ömür boyunca bu ameliye sürüp gitmektedir. Her nîmet karşılığında Ce­nâb-ı Hakkʹa şükretmemiz vâcip olduğuna göre, aldığımız her nefesten dolayı iki defa şükretmemiz gerekiyor ki, hiç birimizin buna gücü yetmez. Önemli olan bu gerçeği idrâk edip O sonsuz Kudret karşısında aczimizi dile getirmemiz ve tam teslimiyet göstermemizdir. Çünkü Allah gönülden şükreden ve aczini dile getirerek itiraf eden kullarını sever. Hem unutma­yalım ki, amellerimizin dış görünüşü ne kadar iyi ve güzel olursa olsun, ni­yetimize göre değer kazanır veya değer kaybeder.

O bakımdan 18. âyette Cenâb-ı Hak, kendi kudretinin sınırsızlığını, in­sanlara olan geniş rahmet ve inâyetini; kullarının da acz ve güçsüzlüğü­nü belirterek buyuruyor ki: «Allahʹın nîmetlerini saymaya kalkışırsanız, sa­yamazsınız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. »

Allah’ın ilmi, kudreti her zerreye nüfuz etmiştir. En gizli şeyler onun yanında açık ve ortadadır. En mahrem sırlar Oʹna göre meydandadır. İn­sanlar düşünce, duygu ve niyetlerini ne kadar gizli tutarlarsa tutsunlar, atom çekirdeğine ve onun etrafında dönen elektronlara ilmiyle, kudretiyle, sanatıyla kumanda edip onları başdöndürücü bir hızla hareket ettiren Ce­nâb-ı Hak, kalplerden ve kafalardan geçen her şeyi bilmekte ve tesbit et­mektedir. Âhirette sadece kişilerin işlerini, amellerini tartmaz, niyetlerini de kefeye koymak suretiyle en sağlam sonucu ortaya çıkarır.

O bakımdan 19. âyetle bu inceliğe işâret edilerek buyuruluyor ki: «Al­la neleri gizlediğinizi, neleri açığa vurduğunuzu bilir. »

Bunun için Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ümmetini uyararak şöyle bu­yurmuştur: «Ameller niyetlere göredir. » (Buharî/bed-i vahiy: 1, ıtık: 6- menakıb: 45, talâk: 11, eyman: 23, ikrah: 1 -Müslim/imaret: 155- Ebû Dâvud/talâk: 11- Nesâî/taharet: 59, talâk: 24. eymân: 19- İbn Mâce/zühd: 26) Yani her amel taşıdığı niyete göre değer kazanır, sıhhat bulur.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, yerkürenin dengeli, düzenli durması ve insanla­ra her türlü kolaylığı sağlaması için konulan muhkem dağlar, ırmaklar ve birtakım alâmetler konu edildi. Böylece Allah’ın insanlara olan sayısız ni­metlerinden birkaç tanesi anılarak dikkatler bu önemli hususa çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, bunca İlâhî belgeleri yansıtan düzen ve sistem karşısında putların hiçbir güç ve kudrete mâlik olmadıkları belirtilerek, Al­lahʹın sayısız nîmet ve lütuflarına mazhar kılınan insanoğlu uyarılıyor. Eş­yada Allah’ın kudret damgasını göremiyen gözlerin görme yeteneklerini kaybettikleri üzerinde durularak putperestlerin yaşayan ölüler olduğu an­latılıyor. Allahʹa eş, ortak koşmanın mantığa sığmayacağı üzerinde duru­luyor ve varlık âlemindeki her şeyin «Tevhîd İnancı»nı yansıttığına işâretle duygu ve düşünceler yönlendiriliyor ve insan aklı harekete geçirilmek is­teniyor.