M E Â L İ:
11- Semûd kavmi azgınlıkları yüzünden (peygamberi) yalanladılar.
12- En haydut bedbahtları ileri atılınca (yalanlama daha da hız kazanmıştı).
13- Allahʹın peygamberi onlara: «Allahʹın (muʹcize olarak verdiği) devesine ve su içme sırasına dikkat edin, (ona sakın kötülükle dokunmayın)» dedi.
14- Buna rağmen onlar, peygamberi yalanlayıp deveyi yere devirerek kestiler. Rabları da onlara, günahları sebebiyle azâp indirdi de yerle bir etti.
15- O, bunun sonundan endişe de etmez, (çünkü her işi âdil, her hükmü mutlak hikmettir).
HAKKʹI RED VE İNKÂR EDENLER TARİHÎ BİR OLAYLA UYARILIYOR
«Semûd Kavmi azgınlıkları yüzünden (peygamberi) yalanladılar. En haydut bedbahtları ileri atılınca (yalanlama daha da hız kazanmıştı).. »
Kabile hayatı yaşayıp «Tevhîd İnancı»ndan bütünüyle kopup uzaklaşan ve putlara tapmak suretiyle içlerindeki boşluğu doldurmaya, mânen tatmin olmaya çalışan; her türlü zulüm ve haksızlığı, ahlâksızlık ve kötülüğü işlemekte bir sakınca görmeyen Mekkeli müşrikler, Allahʹın insanlara son mesajını teblîğ ile görevli kılınan Hz. Muhammed’i (A. S. ) yalancılıkla suçladılar. Gösterdiği muʹcize ve olağanüstü şeyleri sihir ve büyü diye vasıflandırdılar. Durmadan hakkın karşısına bâtılı çıkartıp saldırıda bulundular. İlâhî beyânı işittikçe büsbütün azıttılar da mü’minlere ezâ ve cefa etmekte çok ileri gittiler.
Konumuzu oluşturan 11-15. âyetlerle Cenâb-ı Hak insanlardan yana olan rahmetinin gereği bu şaşkın sapıkları, Semûd Kavmi’nin âkıbetini misal vererek uyarmaktadır. Zira inkâr, zulüm ve ahlâksızlıkla birleşip kalbi ve kafayı istilâ edince, İlâhî sünnet gereği azap hükmünün inmesi yaklaşmış olur. İnkâr ve haksızlık son kertesine gelince, hükmün inmesi gerçekleşir ve onu durduracak bir kuvvet bulunmaz. Ancak Mekkeliʹlerin hem azgınlık ve ahlâksızlıkları son kertesine gelip dayanmadığı, hem de yakın gelecekte çoğunun İslâm’a gireceği İlâhî ilimle tesbit edildiğinden yok etme hükmü indirilmemiştir. Sadece Bedir ve müteakip savaşlarda imân etmiyecek olan azgınları can vermiştir.
Semûd Kavmi, Nuh ve Âd kavimlerinden sonra zuhur etmiştir. Sâlih Peygamber (A. S. ) onlara gönderilmiş ve aşırı putperest olmaları sebebiyle Ondan olağanüstü, aynı zamanda inandırıcı bir olay göstermesini, daha doğrusu bir mu’cize ortaya koymasını istemişler ve sonra da muʹcize olacak özellikte bir deve icad ettiği takdirde kendisine inanacaklarını söylemişlerdi. Arzuları doğrultusunda, içtiği sudan çok fazla süt veren bir deve mu’cize olarak İlâhî inâyetle ortaya konulmuştu. Ne var ki, inkâr çerçevesinde putperestlikle şartlanan ve duygularını akıllarının önünde bulunduran bu kavim sözünde durmayıp büsbütün inkâr ve azgınlıkta ileri gitmişti. Deveye dokunmamaları sıkı tenbîh edildiği halde, önce onun ayaklarını kesmiş ve sonra da devirip öldürmüşlerdi. Yapılacak başka bir şey kalmamış, teblîğ ve irşat son noktasına gelip dayanmış ve buna karşılık küfür ye tuğyan da son kertesini bulmuştu. Sünnetullah gereği ilâhî hüküm iniverdi ve bu azgın kavmi yok etti. (Bu konuda bilgi için bak: A’raf Sûresi: 73, Hûd Sûresi: 64 ve Şuârâ Sûresi 155. âyetlerin tefsiri)
CENÂB-I HAK İNDİRECEĞİ HÜKMÜN SONUNDAN ENDİŞE VE KORKU DUYACAK DEĞİLDİR
«O, bunun sonundan endişe de etmez. »
Cenâb-ı Hak mutlak hikmet sâhibidir. O bakımdan her fiili plânlı ve proğramlıdır; her hükmü âdil ve dengelidir. Yanlış bir fiil veya hüküm O’ndan mümkün değil sâdır olmaz; sonucu pişmanlık doğuracak bir emir O’ndan tecelli etmez. Bundan dolayı O indirdiği ve indireceği hiçbir emir ve hükmünün sonucundan endişe duyup korkmaz. İlmi ve kudreti, hikmeti ve düzeni her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. İşin başı nasıl O’nun yanında kesinlikle biliniyorsa, sonu da kesinlikle bilinmektedir. Öyle ki, her işi âdil, her hükmü mutlak hikmettir.
Ancak bu son âyeti az farklı yorumlayanlar olmuştur. Onları kısaca belirtmemizde yarar vardır. Şöyle ki:
a) İbn Abbas (R. A. ), el-Hasan, Katade ve Mücahid’e göre: «Ukbaaha»nın sonundaki teʹnîs zamiri işlenen fiile râci’dir ki, biz bu yoruma göre âyete meâl vermiş bulunuyoruz.
b) Kelbî’ye, Müfessir Süddî’ye ve Dahhak’e göre: Zamir, «âkarû» fiilinin delâlet ettiği «Âkir» sıfatına râci’dir. Bu takdirde âyetin manâsı şöyledir: «Deveyi kesip öldüren kişi, işlediği işin âkibetinden de korkmamıştır. »
c) «Yehâfu» fiilinin fâili sâlih Peygamberdir ve bu yoruma göre: Sâlih Peygamber, kavminin yok edilmesinin âkibetinden endişe duymamış; onlara verilen azâptan kendisine bir zarar dokunmayacağına inanmıştır. Çünkü O teblîğ ve irşat görevini kusursuz yerine getirmiş bulunuyordu. Gerisi Cenâb-ı Hakk’ın takdîr ve hidâyetine kalmıştı; dilerse o kullarını bağışlar, dilerse azâp ederdi.
Birinci yorum, âyetin siyak ve sibakı bakımından daha uygun görülmüştür. Allah daha iyisini bilir.
Sonuç olarak, Cenâb-ı Hak, küfür ve azgınlıkta ısrar etmenin, aklı kullanmayıp duygusal bir yol izlemenin ve hayat yularını veya dümenini nefsanî arzuların eline bırakmanın hiçbir fert ve topluma, kavim ve millete rahmet havası estirmediğini ve fakat sıkıntı, üzüntü ve elîm felâketlerin baş göstermesine ortam hazırladığını haber vererek, önce Mekkeli inatçı müşrikleri, arkasından her çağda yaşamakta olan aynı inanç ve karakterdeki sapıkları uyarmakta ve bunun için küfür ve azgınlıklarından dolayı ilâhî hışma uğrayarak tarihin derinliklerine gömülen Semûd kavmini misal vermekte ve onların kalıntılarını gidip görmelerine işârette bulunmaktadır.
Şems Sûresi’ne sekiz kadar önemli olaya yemin edilerek başlandı ve ölmeden önce kendini inkâr, ahlâksızlık, zulüm ve tuğyan kirlerinden temizleyip arındıran mü’minlerin kurtuluşa erdikleri müjdelendi ve Sâlih Peygamber’in gösterdiği mu’cizeye rağmen sözünden dönen Semûd Kavmi’nin âkibeti üzerinde durularak sûre noktalandı. Arkasından «Leyi Sûresi» ne, Şems Sûresiʹnin bazı önemli bölümlerini açıklar anlamda bilgiler verilerek başlanmakta ve böylece sûreler arasında da zincirin halkaları gibi bağlantıların bulunduğuna atıflar yapılmaktadır.
Bizi bu sûrenin tefsîrine muvaffak kılan Yüce Rabbımıza hamd-u senâlar; İlâhî muradı bize en güzel şekilde açıklayıp Kelâmüllah’ı bize sevdiren Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e salât-ü selâmlar olsun.