MEÂLİ:
13- Her insanın (Dünyaʹda işlediği) amelini boynuna dolarız; Kıyâmet günü de açık vaziyette bulacağı bir kitabı önüne çıkaracağız.
14- Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
15- Kim doğru yolu bulup seçerse, onu ancak kendi lehine bulup seçer. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapmış olur. Hiçbir günahkâr diğer bir günahkârın günahını yüklenmez. Ve biz peygamber göndermedikçe azâp ediciler de değiliz.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «On beşinci âyet, Velîd b. Muğîre hakkında inmiştir. O, Mekkeli’lere, sık sık şöyle diyordu: Siz bana uyun, beni dinleyin. Muhammedʹi tanımayın, dediklerine inanmayın. Günah varsa bana olsun! » (Kurtubî: 10/230)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kim güzel, yararlı bir çığır açarsa, onunla amel edildiği sürece, sevâbı kendisine de verilir. Kim de kötü bir çığır açarsa, o terkedilinceye kadar günahı onadır. » (Müslim/ilim: 15, zekât: 69- Nesâî/zekât: 64- Ahmed: 4/357, 359, 360, 361- Dâremî/mukaddeme: 44)
«Kim benden sonra öldürülmüş (unutturulmuş) bir sünnetimi diriltirse, ona, o sünnet ile amel edenlerin sevabının bir misli vardır. Hiç birinin sevabından bir şey eksilmez. Kim de Allah ve Peygamberinin razı olmayacağı, sapıklık ifade eden bir bid’a (din adına uydurulup dindenmiş gibi gösterilen şey) uydurursa, onunla amel edenlerin günahının bir misli ona vardır. Bu, hiç birinin günahlarından bir şey eksiltmez. » (Tirmizî/ilim: 16- İbn Mâce/mukaddeme: 15)
«Doğrusu bu hayır ve iyilikler, birtakım hazinelerdir ve bu hazinelerin anahtarları vardır. Artık müjde olsun o kimseye ki, Allah onu iyiliğe ve hayra anahtar; kötülüğü de kilit yapmıştır. Yazıklar olsun o kimseye ki, Allah onu kötülüklere anahtar, iyilik ve hayra kilit yapmıştır. » (İbn Mâce/mukaddeme: 19)
«Her insanın ameli boynuna asılı bulunacak! » (Müsned-i Ahmed)
HERKES KENDİ AMELİNİ TAŞIR
«Her insanın (Dünyada işlediği) amelini boynuna dolarız; Kıyâmet gününde de açık vaziyette bulacağı bir kitabı önüne çıkaracağız. »
Şüphesiz ki, şu dünyada zerre kadar hayır ve iyilik işleyen, âhirette onun karşılığını; zerre kadar kötülük işleyen de âhirette onun karşılığını görür. Bu, Allahʹın insan hayatının belli dönemlerinde hazırladığı bir plândır. Bizi birtakım yeteneklerle donatıp dünya denilen geçici bir hayat uğrağına getiren Cenâb-ı Hak, nelerin iyilik ve hayır; nelerin de kötülük ve günah olduğunu gönderdiği peygamberleri vasıtasıyla açıklamış ve şüphelere yer bırakmıyacak şekilde, hükümlerini ona göre düzenlemiştir.
Sonra da insanın sağ ve sol omuzları üzerinde devamlı gözcülük yapan ve işlediklerini noksansız yazan görevli iki melek indirmiştir. Onlar bizim dünyada ayrılmayan arkadaşlarımızdır. Kendilerine verilen görevi kusursuz yerine getirirler.
Hayatımızın bu yönünü öğrenip inandığımız takdirde, söyleyeceğimiz her söze, atacağımız her adıma, yapacağımız her işe dikkat etmenin lüzumunu anlar ve böylece kendimizi düzen ve dengede tutmaya çalışırız.
Diyebiliriz ki, hayatta insanı bundan daha güzel eğiten, iç disiplinine kavuşturan ve yararlı düzeye getiren daha tesirli bir müeyyide yoktur.
Âhiret gününde ise, Cenâb-ı Hak, meleklerin yazdıklarını açık bir vaziyette kişinin önüne koyacak ve sonra da şöyle emredecektir: «Oku kitabını! Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.. »
Böylece herkes dünya hayatını ne ile geçirdiğini çok daha iyi anlayacak ve kendisine verilen fırsatları yeterince değerlendirmediğine hayıflanıp üzülecek.. Tabii o âlemdeki üzüntü ve dönüşün hiçbir yararı olmayacak. Çünkü orası ibâdet ve amel, hayır ve hasenat yeri değil; onların hesabının görülüp karşılığının verileceği gündür.
O bakımdan herkes kendi amelini okumak zorunda kalacak. Okumak bilmeyenler ise, Allah’ın «oku! » emri inince okuma yeteneğine kavuşacak. İyiliklerle kötülüklerin bilânçosu çıkarılmış olacak ve kişinin gerçek değeri ortaya çıkacak.
Görülüyor ki, doğru yolu seçip iyi, yararlı işlerde bulunan kendi lehine puan toplamış; doğru yoldan saparak kötülük işleyenler de kendi aleyhlerine bir durum meydana getirmişlerdir. Bunun için diyebiliriz ki, her kişi Cennet saadetini, Cehennem azâbını şu dünyada hazırlayıp beraberinde götürür.
HERKES KENDİ GÜNAHINI YÜKLENİR
«Hiçbir günahkâr diğer bir günahkârın günahını yüklenmez. »
İnsanları Allah yolundan alıkoyanlara ve o yüzden kötü çığır açanlara gelince: Hem işledikleri günah ve sapıklığın cezasını, hem de onların yüzünden kötü yola düşenlerin kazanacağı günahların bir mislini yüklenirler. Hiç birisinin günahı eksilmez. Nitekim konunun baş kısmında naklettiğimiz hadîsler bu âyeti en güzel şekilde açıklamaktadır. O bakımdan fazla bir şey yazmaya gerek görmüyoruz.
PEYGAMBER GÖNDERİLMEDİKÇE AZAP EDİLMEZ
«Ve biz peygamber göndermedikçe azâp ediciler de değiliz.. »
Kur’ân’ın bu açık anlatımından, her ümmete, her millete peygamber gönderildiği ve peygamber gönderilmedikçe de azâp edilmiyeceği anlaşılıyor.
Demek oluyor ki, son nebî Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’den önce yeryüzünde yaşamakta olan her kavim ve millete gerektiğinde peygamberler gönderilmiştir. Peygamberimiz (A. S. ) bütün insanlara gönderilen son peygamber olduğu için artık her kavim ve kabileye, her millet ve yöreye peygamber göndermeye lüzum kalmamıştır.
Bundaki hikmeti şöyle belirtebiliriz:
a) İnsan zıtların sürtüştüğü bir âlemde bulunuyor.
b) İnsan hem hayvanî, hem de melekî sıfatların çoğunu kendinde toplayan çok değişik bir canlıdır.
c) İlimden kendisine pek az şey verilmiştir.
d) İnsan kendine tamamıyla kumanda edememektedir. İç organları ve kumanda merkezi sayılan beyni onun irâdesi dışında bağımsız çalışmaktadır.
e) Kendi ruhunun mahiyet ve kudretini tam olarak bilmemektedir.
f) Akıl ve idrâki henüz fizik âlemini tamamen çözememiş ve bir çok esrar ve hikmeti anlayamamıştır.
g) İlim ve teknikteki başarısı, kâinatın büyüklüğüne, İlâhî plân ve proğramın ihtişamına, mevcut nîmetlerin çokluğuna oranla pek az sayılır.
h) Henüz fizik âlemini ve taşıdığı denge ve düzeni yeterince bilmeyen insan, fizikötesini, Allah isminin delâlet ettiği yüce kudreti nasıl bilebilir?
İlim daha çok deney ve gözleme dayanır. Bu ikisinin dışında kalan varlık âleminin çok önemli bir kısmı henüz kapalı bir kutu gibi duruyor, içinde nelerin bulunduğunu bilmiyoruz.
i) Cismânî, yani üç boyutlu varlık olmayıp tamamen nûrdan yaratılan melekleri anlamak; ateşten yaratılan cin ve şeytanları ve yaptıkları işleri tesbit etmek mümkün müdür?
Görüldüğü gibi, insanoğlu kendisine nisbetle çok karmaşık, kapalı esrarlı ve hikmetli bir âlemde bulunuyor. O bakımdan biz beşer ilminin dışında kalan hakikatleri ancak peygamberler ve kutsal kitaplar vasıtalarıyla öğrenebiliriz.
O halde akıl ve idrâk, varlık âlemindeki plânlı düzene ve taşıdığı estetiğe bakınca, mutlak sûrette bir yaratanın varlığını kalın çizgileriyle olsun anlayabilir. Ancak o varlığın sıfatlarını, sünnetlerini, insan için hazırladığı ikinci hayatı ve onun özelliklerini düşünemez, düşünse bile pek anlayamaz; gerçek anlamda nasıl ibâdet edeceğini bilemez. Onun için İlâhî vahya mazhar olan peygamberin teblîğ ve irşadına ihtiyaç duyar.
İşte peygamberlerin gönderilmesinin sebeplerinden bir kısmı bunlardır ve onun için Cenâb-ı Hak, bir kavme veya millete peygamber göndermedikçe azâp etmiyeceğini açıklamaktadır. Sonra da insanın bu âlemde başıboş, gayesiz, amaçsız yaratılıp bırakıldığını sanmanın çok hatalı olacağına işârette bulunmakta; hayatın, ölümün, kabrin ve bağlı bulunduğumuz değişmez kanunların mutlak anlamda birtakım amaç ve hikmetleri bulunduğunu hatırlatmaktadır.
İlim adamları bu âyete dayanarak diyorlar ki: «İlâhî hükümler ancak, gönderilen peygamber ve kitapla sübut bulur. Bunların başka türlü bilinmesi mümkün olmaz. »
Peygamber gönderildiğinden bütünüyle habersiz bulunan bir topluluk, bir kavim ya da millet veya kişi ve aile, sadece kâinatın bir yaratanı vardır gerçeğini düşünüp kabul etmekle yükümlü sayılırlar. Bu, kalın çizgileriyle de olsa idrâk edildiği takdirde, insanı ebedî azaptan kurtarır ve ilâhî lütfa mazhar kılma düzeyine getirir. Çünkü insan aklı ve zekâsı, kâinattaki mükemmel düzen ve dengeyi anlayacak güçtedir. Bunun için medenî bir millet veya kavim olmak şart değildir. Zira varlıktaki ahenk ve düzeni anlamak, medenî insanlar için olduğu gibi, ibtidaî insanlar için de mümkündür.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, insana verilen cüzʹî irâdenin önemine değinildi. Peygamber göndermenin hikmetine parmak basılarak, varlıktaki mutlak düzene bakan herkesin bir yaratıcının varlığını İstidlâl edebileceği konu edildi.
İyi ve yararlı amellerden, kötü ve zararlı işlerden söz edilerek, her şeyin melekler tarafından noksansız yazılıp tesbit edildiğine dikkatler çekildi. Sonra da âhirette yazılan bu amellerin ortaya döküleceği en duyarlı anlatımla belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın yüksek kudretini ve mutlak tasarrufunu görmeyip kendini lüks ve konfora vermek sûretiyle gününü gün eden ahlâksızların sadece kendilerine yazık etmedikleri, ülkelerinin de yıkılıp yok edileceğine sebep olacakları haber veriliyor. Nûh kavminin şımarık ileri gelenleri buna misal verilerek geçmiş olaylar üzerinde daha iyi düşünmemiz ilhâm ediliyor. Nuh (A. S. )dan sonra, bu büyük olaydan öğüt ve ibret almayan, geçmişteki olayları çarçabuk unutan kavim ve milletlerin de yerle bir edildiği belirtiliyor. Sonra da dünyalık isteyenin dünyalığa; âhiret saadetini arzu edip onun için çalışanın da o saadete erişeceği hatırlatılarak, insana dünya hayatında cüz’î irade verildiğine işâret ediliyor.