MEÂLİ:
14 - Ey imân edenler! Şüphesiz ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının ve eğer affeder, kusurlarını görmezlikten gelir ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
15- Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitne (imtihan, uğraşı ve üzüntü)dir. Büyük mükâfat Allah katindadır.
16- Gücünüzün yettiği kadar Allahʹtan korkun, (hakkı) dinleyin, itaât edin. Kendi lehinize (mallarınızdan) hayırlı yollara harcayın. Kim nefsinin aşırı cimrilik, kıskançlık ve ihtirasından korunursa, işte onlar muradlarına eren, umduklarına kavuşanlardır.
17- Eğer Allah’a (faizsiz) güzel bir ödünç verirseniz, O, onu sizin lehinize kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah, şükredenlere artırandır ve azâp etmekte acele etmiyen, kullarına karşı sabır ve şefkatla muamele edendir.
18- Görüleni de, görülmeyeni de bilendir. Çok üstündür, çok güçlüdür, hikmet sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
Bu âyetlerin iniş sebebi hakkında gerek Süyûtî ve Nisabûrî’nin Esbâb-ı Nüzûl adlı eserlerinde, gerekse Alûsî, Kurtubî ve Lübabu’t-te’vîl’de üç ayrı olay konu edilmiştir:
1- el-Hâkim ve Tirmizîʹnin de belirttikleri gibi, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin hicretinden sonra Mekkeʹde İslâmʹa girerek Medine’ye hicret etmek isteyen Müslümanlara eşleri ve çocukları engel olmaya çalışmışlar ve onları tesir altına almışlardı. Ne var ki bunlar Medineʹye hicret edince, Medinedeki mü’minlerin dinî konularda fevkalâde yetiştiklerini, bilgili ve anlayışlı bulunduklarını gördüler ve o yüzden kendilerini böylesine yüksek bir irfandan alıkoyan eşlerine ve çocuklarına ceza vermeyi düşündüler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi.
2- Atâ b. Ebî Rebah’ın tesbitine göre: Ashab-ı Kirâm’dan Avf b. Mâlik el-Eşcaî (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in de katıldığı bir savaşa gitmek isterken eşi ve çocukları sızlanıp kendilerini acındırarak onu alıkoymuşlardı. Bir süre sonra Avf b. Mâlik (R. A. ) bu düşünce ve davranışın hatalı olduğuna kanaat getirerek derin bir pişmanlık duymuş ve Allahʹa yönelip bu günahından ve kusurundan dolayı tevbe ve istiğfarda bulunmuştu. O sebeple de ilgili âyet iniyor.
3- Müslümanlardan bir adam hicrete karar verince, aile efradı ona engel oluyordu. Onlardan biri de hicret kararından vazgeçirilince buna öfkelenmiş ve şöyle yemin etmişti: «Eğer Cenâb-ı Hak bizi Medineʹde biraraya getirirse, and olsun ki size gereken cezayı vereceğim. »
Bu sebeple de ilgili âyetler inmiştir.
ADAMIN EŞİ VE ÇOCUKLARI
«Ey imân edenler! Şüphesiz ki, eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının ve eğer affeder, kusurlarını görmezlikten gelir ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. »
Evliliğin insan hayatındaki olumlu tesirleri tartışılmaz. Neslin, ahlâkın, ailenin, toplum ve milletin sağlıklı ve düzenli devamı, ciddi, samimi evliliğe bağlıdır. Onun için Cenâb-ı Hak insanın iç yapısına birtakım kopmaz duygular yerleştirip bu doğrultuda onun mayasına mal, eş ve evlât sevgisini aşılamıştır. Bu aşıyı söküp atmak istesek bile, -bazı istisnalar dışında- bunu yapamayız.
Ancak bunları hayatın kopmaz parçaları kabul ederken hiçbir zaman sevgide ve öfkede aşırı gitmemeliyiz. Zira birinde ifrat, diğerinde tefrît vardır ki bunlar bizi asıl amaç ve gayeden uzaklaştırıp bedbaht yapabilir.
İyi eğitilmemiş, ciddi anlamda dinî terbiye almamış eş ve çocuklar, kişinin birtakım hayırlı, yararlı teşebbüslerine engel olurlar veya olmaya çalışırlar; hattâ onu namaz, oruç, hac ve zekât gibi ulvî ve çok önemli farzları yerine getirmekten de alıkoyabilirler. Şüphesiz onların bu tür davranışı, hayra ve saadete engel bir anlam taşır ki böylesine bir tutum ve tavır ancak düşmandan beklenebilir. Onun için ilgili âyette, o gibi eş ve çocuklar düşman kapsamına alınmakta ve fakat diğer düşmanlarla bir tutulamıyacağına işâretle de kendilerini affetmenin daha iyi olacağı belirtilmektedir.
Unutmamak gerekir ki, bazan eğitim de mayası veya çevresi bozuk bir çocuğu fazîlet düzeyine getirememektedir. Bazan da eğitimsiz, ibadetsiz, cahil veya kültürlü fakat inkârcı bir aileden dindar ve fazîletli bir evlât yetişebilir. Öyle ki, dikenler arasından gülün fışkırıp çıkması gibi bir hikmeti insana hatırlatır.
«Kişinin kibar bir aileye mensubiyeti, iyi terbiye almış olmasına sadece bir karinedir. İyi bir ailenin kötü ahlâklı, kötü bir ailenin de yüksek ahlâklı çocukları olabilir. » (Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm: İlgili âyetin tefsir ve açıklaması) Nuh (A. S. ) ile İbrahim (A. S. ) aileleri buna en güzel misali teşkil eder.
Mekkeli bazı Müslümanların hicretine, Medineli bazı Müslümanların cihada çıkmasına engel olan eş ve çocuklarının bu tutum ve davranışı sadece âyetin inişine has bir sebep teşkîl etmektedir. Genel anlamda ise, dindarlığa, hayra ve fazîlete engel olan her tutum ve davranış bu âyetin kapsamına girer.
Diğer yandan eş ve çocukları baş tacı edinip «her şey onlar için» diye düşünen ve onları mutlu etmek için helâl ve haram sınırlarını gözetmeden haksız kazanç sağlayan babalar, unutmamalıdırlar ki geçirmekte oldukları sınavı kaybetmiş de tam bir başarısızlıkla sonuçlanmasına yardımcı olmuşlardır. Bu açıdan mal ve evlâd kişi için bir fitne, yani çetin bir sınavdır. Büyük ve kalıcı mükâfatlar ise, bunların yanında değil, Cenâb-ı Hakk’ın yanındadır.
Her şeye rağmen onları, yani eş ve çocukları affedip bağışlamak büyük bir fazilettir ve aile yuvasının devamına vesîle teşkil eder. Cenâb-ı Hak ise, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Aile reisinin hayrına, ibâdet ve taâtine engel olan eş ve çocuklar, işledikleri günah ve kusuru idrâk ederek Hakk’a yönelir de tevbe ve istiğfar ederlerse, şüphesiz Allah Gafur ve Rahîm’dir.
Böylece Cenâb-ı Hak ilgili 14 ve 15. âyetlerle, mü’minleri eş ve çocuklarının tutum ve davranışları hakkında uyarmakta, onlara ciddi anlamda dinî eğitimin verilmesinin lüzumuna ve çok yararlı sonuçlara vesîle olacağına işârette bulunmaktadır.
KURTULUŞUN ALTI ŞİFRELİ ANAHTARI
«Gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun, (hakkı) dinleyin, itaât edin.. »
Cenâb-ı Hak’tan takatimiz ve idrakimiz nisbetinde saygı ile korkup kötülük ve aşırılıktan sakınmamız, şüphesiz ki işin başı, hayatın anahtarı ve saadetin değişmeyen giriş kapısıdır. O bakımdan önce Oʹndan korkmamız emredilmekte, sonra da şu beş şeye çok dikkat etmemiz buyurulmaktadır:
1- Allah’ın ve Peygamberinin buyruklarını, tavsiyelerini gönülden dinlemek ve bundan derin zevk duymak,
2- Allah ve Peygamberine mutlak sûrette itaât etmek; Onlara hiçbir suretle muhalefet etmemek,
3- Hakk’ın rızasını tahsîl etmek için malın bir kısmını hayırlı yollara, din ve ahlâk uğruna severek, inanarak harcamak,
4- Aşırı cimrilikten, ihtiras ve kıskançlıktan kaçınmak ve korunmak,
5- Karşılığını yalnız Cenâb-ı Hak’tan bekleyerek muhtaçlara yardımcı olmak; faizsiz ödünç sistemini geliştirip uygulamak..
Başta takvâ olmak üzere beş şifreden üçü imân ve itaâtle, ikisi de ruh ve vicdan temizliği ve yüksek ahlâkla, fazîletle ilgilidir.
Bunların hepsi biraraya gelince insana hem dünyada, hem de âhirette saadet kapısını açar.
Allah ise görüleni de, görülmeyeni de; kalp ve kafalarda dönüp dolaşan düşünceleri; uygulamaya koyduklarımızı ve koymadıklarımızı en iyi bilendir. O halde bunlar için iyi niyet, samimi duygu şarttır. Cenâb-ı Hak, hiç şüphesiz çok üstündür, çok güçlüdür ve yegâne hikmet sâhibidir. Her yerde ve her zaman O’ndan korkup utanmamız; O’na üstün saygı ve sevgi duyup yüce ismini gönülden çıkarmamamız kendi lehimize yönelik bir hayır ve fazîlettir ki Cenâb-ı Hakk’ı memnun eder de rızasına mazhar olmamızı kolaylaştırır. Yoksa O’nun ne bizim kulluğumuza, ne de itaât ve ibâdetimize ihtiyacı vardır. Bütün emir ve tavsiyeleri bizim iki hayatımızın saadet havasına kavuşmasıyla ilgilidir.
Teğâbun Sûresiʹne, her şeyin Hakk’ı tesbîh ve tenzîh ettiği sözüyle başlandı ve Cenâb-ı Hakk’ın Azîz ve Hakîm sıfatları anılarak sûre noktalandı.
Bizi bu sûrenin de tefsîrine muvaffak kılan Rabbımıza sonsuz hamd-u senâlar ve Rabbımızı bize sıfatlarıyla tanıtarak insan olmamızın mana ve hikmetini öğreten Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e selâmlar olsun.