MEÂLİ:
8- (Hakkʹı) yalan sayanlara boyun eğme.
9- Onlar senin yapmacık da olsa (kendilerine) yumuşak ve müsamahalı davranmanı, kendilerinin de sana yapmacık yumuşaklık göstermelerini isterler.
10-14- Çok yemin eden, değersiz, alçak, kusur araştırıp leke süren, ikiyüzlülük edip söz götürüp getiren, hayra hep engel olan, saldırgan olup hakları çiğneyen, günah işleyen, kaba ve şerefsiz ve sonra da soysuz olan hiçbir kimseye -mal ve oğullar sâhibi de olsa- boyun eğme.
15- Onun karşısında âyetlerimiz okununca, «Öncekilerin masallarıdır» der.
16- Yakında onun burnunu damgalıyacağız.
PUTLARA SAYGI GÖSTERİLMESİNİ İSTEYEN ŞAŞKINLAR
«(Hakkʹı) yalan sayanlara boyun eğme. Onlar senin yapmacık da olsa (kendilerine) yumuşak ve müsamahalı davranmanı, kendilerinin de sana yapmacık yumuşaklık göstermelerini isterler. »
İnkârcı putperest sapıklar, bazan da Hz. Muhammedʹe (A. S. ), kendi putlarına saygı göstermesi halinde onların da Onun Rabbına karşı saygılı olabileceklerini söyleyerek bir bakıma sathî bir anlaşma tarafdarı olduklarını ihsas ediyorlardı. Şüphesiz ki Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimizʹin putlara saygı göstermesi, iltifatta bulunması, onları ilâh kabul etmesi anlamına gelirdi ki, bu, İslâmʹın sonu ve risaletin de hedefinden bütünüyle sapması olurdu. Böylece o yüce dâva temelinden yıkılır, doğduğu yerde ölürdü. Hattâ müşrikler Ona: «Kâtiplerine yazdırdığın âyetlerde putlara dokunma, onların bâtıl ilâhlar olduğunu belirtme, ne istersen sana vermeye hazırız» diyecek kadar akıllarını kaybetmiş; ilâhî vahyin ve peygamberliğin mana ve hikmetinden uzak kalmışlardı.
Bir ara Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, İslâmiyetin yayılmasını engelleyen pürüzlerin az da olsa kalkmasını düşünerek Kureyş Kabilesine mensup putperestlere biraz hoşgörülü davranmayı düşünmüştü ki Cenâb-ı Hak hemen şu beyânı indirdi: «Eğer sâna sebat vermemiş olsaydık, az da olsa onlara meyledecektin ve o takdirde sana hayatın da, ölümün de (acısını) kat kat tattırırdık; sonra da kendine, bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. » (İsrâ Sûresi: 74)
İSLÂM DÜŞMANLARININ ONİKİ ALÂMETİ
Mekkeli putperest müşriklerin ileri gelenleri, Hz. Muhammed’in (A. S. ), dede ve babalarının dinine dönmese bile onlara ve inançlarına karşı saygılı olmasını istediler ve bunun için birtakım yersiz, anlamsız teklîfler ileri sürdüler ve o takdirde Ona karşı daha mülayim bir tutum ve anlayış izleyeceklerini bildirdiler. Az yukarıda belirttiğimiz gibi, Hz. Peygamber (A. S. )ın böyle mantıksız, ölçüsüz ve bütünüyle yanlış bir teklîfi kabul etmesi aslâ düşünülemezdi. Zira O, Mekkeliʹlerin daha câzip teklîflerine karşı, «Güneşi sağ avucuma, ayı da sol avucuma koysalar yine de dâvamdan vazgeçecek değilim. Çünkü bu kutsal dâva benim icadım değil, bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ın emir ve tecellisidir» diyerek İslâm esaslarıyla bağdaşmayan hiçbir teklîfe iltifat etmiyeceğini çok önceden ilân etmiş bulunuyordu.
Nitekim Cenâb-ı Hak, ilgili âyetlerle bu ve benzeri tekliflerde bulunanların hemen her devir ve ülkede bulunabileceğini ve onları iyi tanıyabilmek için şu oniki alâmetlerini dikkatten uzak bulundurmamayı mü’minlere bildirmekte ve böylece İslâm ülkesinde o gibilere sahayı boş bırakmamayı emretmektedir:
1- Hakk’ı, doğruyu, İlâhî dini yalanlarlar; küfrü, ahlâksızlığı savunurlar.
Böylelerine uymak, onların izlediği yola girmek demektir ve o takdirde ne İslâm kalır, ne de Kurʹân..
2- Yapmacık sahte dostluk kurmak isterler. Gerçek mü’minlerden de aynı şeyi bekleyip asıl amaçlarına ulaşmayı düşünürler. Böylece ortam ve şartlara göre dalkavukluğun en kötüsünü sergileyerek çok fena bir çığır açarlar.
Şüphesiz hem Hz. Muhammed’in (A. S. ), hem de Onun yolunda yürüyen gerçek mü’minlerin böylesine şerefsiz, haysiyet kırıcı, kişiliği zedeleyici ve dine ağır darbe indirici bir yaklaşmaya iltifat etmeleri aslâ düşünülemez.
3- Çok yemin ederler ve onu maske yapıp sinsî ve şeytanî arzularını gerçekleştirmeye çalışırlar.
4- Bunlar son derece değersiz, şahsiyetsiz, alçak kişilerdir. Dostluk kurmaya lâyık değillerdir.
5- İkiyüzlü, kaypak ve dönektirler. O bakımdan onlara asla inanmak doğru olmaz ve arkalarından gidilmez.
6- Söz götürüp getirirler. Kendilerine göre siyaset yapıp toplumu, özellikle inanan zümreyi birbirine düşürmeye özen gösterirler. Böylesine tehlikeli soysuzlara yüz vermek İslâm’ın aleyhine birtakım sonuçlar doğurur.
7- Hayra, iyiliğe, birliğe engel olurlar, kişisel çıkarlarını hep ön plânda tutup fırsat beklerler. Alabildiğine maddecidirler, kendilerinde faziletten yana hiçbir ışık yoktur.
8- Ortam ve şartlar elverdiğinde saldırgandırlar. Hakları çiğnemekte bir sakınca görmezler. Zorbalık onların vasfı, nankörlük karakterleridir. O bakımdan böyleleriyle yola çıkılmaz ve arkadaşlık edilmez.
9- Günah işlemekten zevk alırlar. İçinde bulundukları toplumdan utanmazlar.
10- Şerefsizlik onların şiârı, saygısızlık ve şarlatanlık onların sanatıdır. O bakımdan onlar hiçbir zaman dost edinilmeye lâyık değildirler ve hiçbir ciddi konu ve davada da onlarla işbirliği yapılmamalıdır.
11- Mal ve servetleriyle, aşiret ve çocuklarıyla gururlanıp böbürlenirler. Değer ölçüleri zenginlik ve dalkavukluktur. Bunun için onlara meyletmek, yaklaşmak asla doğru olmaz.
12- Cenâb-ı Hakk’ın indirdiği âyetlere «eskilerin masalları» deyip geçerler. Gerçeği akıl ve irfan ile öğrenmeye yanaşmazlar. Çoğu duygusunun esiridir. O bakımdan güvenilmezler.
Mekke’de bu çirkin alâmetleri birer süs ve büyüklük sayıp durmadan ortalığı karıştıran ve İslâm aleyhine akla gelmedik iftira ve çirkin yakıştırmalarda bulunanların başında Ebû Cehl, Velîd b. Muğîre, Ebû Leheb, Utbe ve benzeri azgınlar bulunuyordu. Cenâb-ı Hak, 16. âyetle bu mağrur sahtekârların yakın gelecekte burunlarının kırılacağını haber vermekte ve eninde, sonunda Hz. Muhammed’in (A. S. ) başarıya erişeceğini müjdelemektedir. Nitekim öyle oldu: Önce Bedir Savaşında bu azgınların çoğu İslâm mücahitlerinin kılıç darbeleri altında can verdiler ve lânet damgasını yiyerek tarih sahifelerine öylece yazıldılar. Bir rivâyete göre, Velîd b. Muğîre savaş alanında burnundan ağır şekilde yaralandı ve hezimete uğrayarak hakkettiği cezayı gördü.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İslâm düşmanlarına hiçbir zaman itibar edilmemesi emredildi ve onların oniki kadar alâmeti üzerinde durularak aydınlatıcı bilgi verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yakın gelecekte Mekkeli müşriklerin burunlarının kırılacağı, zorbalıkların son bulacağı ve büyük bir perişanlık içinde neye uğradıklarını şaşıracakları haber veriliyor ve nîmet dolu bahçenin ürünleriyle müreffeh geçinen gafillerin başına gelen musîbet misâl verilerek Mekkeli putperestler uyarılıyor; mü’minlere de sabır tavsiye ediliyor.