Al-i İmran Suresi 12-13. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ

13.

İnkar edenlere de ki: "Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!"

Diyanet İşleri

13.

Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kafirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

12- O küfredenlere de ki: Yenilgiye uğrayacaksınız ve toplanıp Cehennemʹe sürüleceksiniz. Orası ne kötü yataktır!.

13- (Bedir Savaşında) karşılaşan iki topluluk hakkında sizin için herhalde açık belge ve bir ibret (tablosu) vardır: Biri Allah yolunda sava­şıyor, diğeri küfür içinde bulunuyordu. Allah yolunda savaşanları kendile­rine oranla gözleriyle iki kat görüyorlardı (Veya Allah yolunda savaşan­lar karşı tarafı kendilerine nisbetle iki misli görüyorlardı). Allah dilediğini yardımıyla destekler; şüphesiz ki, bunda görebilenler için ibret ve öğüt vardır.

İNİŞ SEBEBİ

Bedir savaşında Mekke müşriklerini yenilgiye uğratan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, İslâm mücahitleriyle birlikte Medineʹye döndüklerinde Yahudileri toplayarak onlara şöyle seslenip uyarıda bulunmuştu:

«Ey Yahudi topluluğu! Bedir günü Kureyşʹin başına gelen felâketin bir benzerinin başınıza geleceğini düşünerek Allahʹtan korkun. Biliniz ki, ben insanlara gönderilen peygamberim; bunu siz kendi kitabınızda ve Al­lah’ın bu konuda size indirdiği sözlerde bulmakta ve görmektesiniz. »

Bunun üzerine şımarık Yahudîler dediler ki:

«Bilgisiz ve savaş tekniğini bilmiyen bir topluluğu öldürüp kahretmen seni aldatmasın; onlar aleyhine fırsatı isabetle kullandın. Vallahi bizimle savaşacak olursan, bizim nasıl insanlar olduğumuzu anlarsın! »

İşte bu nedenle yukarıdaki âyet indi. (Kurtubî: Muhammed bin İshak’dan nakletmiştir. Bu, İkrime, Saîd bin Cübeyr ve İbn Abbas’ın görüşüdür.)

Diğer bir rivâyette ise:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Bedir savaşında putperestleri yenilgiye uğrattığında Medine Yahudileri: «Vallahi bu, Musâ’nın geleceğini haber verip müjdelediği peygamberdir; ona uymamız gerekir. » dedilerse de ara­larından bir kısmı: «Ona hemen uymayın, bu konuda aceleye gerek yok, ikinci bir olay (savaş ve karşılaşma) daha meydana gelsin de görelim so­nuç ne olur? » diye öneride bulundular.

Uhud savaşında müʹminler bozguna uğrayınca Yahudîler, Peygambe­re uyma fikrini değiştirdiler. Aynı zamanda onlarla Peygamber (A. S. ) ara­sında belirli bir süreye bağlı anlaşma da bulunuyordu. Onlar buna rağmen anlaşmayı bozdular ve Kâb bin Eşref 60 süvari ile Mekkeʹye giderek, Müs­lümanlara karşı yeni bir savaşa ortam hazırlamaya çalıştı, Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Esbab-i Nüzûl / Nisabûrî - Lübabü’t-Te’vîl Tefsiri)

TARİHÎ YÖNÜ

Hicretin ikinci yılı Ramazanında Medine’ye 80 mil mesafedeki Bedir köyü yakınında Müslümanlarla Mekke müşrikleri savaş için karşılaştılar. Siyer sahiplerinin çoğunun tesbitine göre, Müslüman ordusu 313 kişi idi. Bunların 70ʹini Muhacir, 236ʹsını Ansar oluşturuyordu. Muhacirlerin bay­rağını Ebû Tâlib oğlu Ali (R. A. ), Ansar’ın bayrağını Sa’d bin Ubade (R. A. ) taşıyordu. Bu orduda sadece 90 develi ve iki de atlı yer alıyordu. Teç­hizat bakımından çok zayıf bir durumda olan Müslüman ordusunda 9 kal­ktın, 8 kılıç bulunuyordu.

Müşriklerin tamamı 950 ilâ 1000 arasında idi. Başlarında Ukbe bin Rabiâ bulunuyor, aralarında Ebû Süfyân ve Ebû Cehil gibi Mekkeʹnin bir numaralı adamları yer alıyordu. Savaş güçleri ise sayı bakımından üç kat olmakla beraber teçhizat bakımından da çok üstündü: 100 at, 700 de­ve ve sayısı belirsiz kılıç ve kalkan, zırh ve ok bulunuyordu.

Dengesizlik maddî yönden çok farklıydı. Ama cesaret, kahramanlık ve Allah ile Resûlü yolunda ölme fedakârlığı yönünden ise İslâm ordusu elbetteki çok üstündü.

Diyebiliriz ki Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu savaş için bütün imkân­ları kullanmış ve gereken her türlü önlemi almakta kusur etmemişti. İn­kârcılar tuğyan halinde Medineʹye doğru savaş niyetiyle hareket etmiş ve bu kaçınılmaz duruma gelinmişti. Ancak yapılacak tek şey vardı: Allah’a güvenip müşriklerin tuğyanını durdurmak, Allah düşmanlarını kahretmek için Allah’tan yardım dilemek.. Aynı zamanda onlara bir ders vermek ge­rekiyordu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz de öyle yaptı: Beşer için çizilen sınıra kadar geldiğini biliyordu, artık Allah’ın yardımını dilemenin zamanı ve vakt-i kabulü gelmişti.

«Nice az topluluk, çok topluluğa -Allahʹın izniyle- üstün gelmiştir. » (Bakara Sûresi: 249) meâlindeki âyetin delâlet ettiği hakikat bu savaşta bir kez daha tecelli et­ti. Çünkü Allah dilediğini (sünnetullah gereği) kendi yardımıyla destekler.

ALLAH’IN YARDIM VE DESTEĞİ

İbn Cerîr Taberî’nin tesbitine göre, iki ordu arasındaki dengesizliğin müşriklere verdiği cesareti kırmak, mü’minlerin imân ve irâdesini, azim ve sebatını artırmak üzere Allah 1000 kadar üniformalı melek göndermiş ve böylece müşrikler imân ordusuna bakınca, onları kendilerine oranla iki misli fazla görmüşlerdi. Tevbe sûresinde belirtildiği şekil ve manada bir ordu ile Resûlünü destekliyen Allah, böylece ebedle ezel arasında şaşma­dan hedefine uzanıp giden kanununa uyan müʹminlere destek ve rahmet dolu kudret elini uzatmış bulunuyordu.

Meleklerin gönderilmesi -ki bu Kurʹânʹın iki ayrı yerinde açık bir an­latımla belirtilmiştir- sadece müʹminlerin imânını artırmak, düşmanın ce­saretini kırıp gözünü korkutmaya mâtuftur. Yoksa melekler, silahlı bir vu­ruşmaya me’mur değillerdir. Şehzade Süleyman Şah’ın bir avuç askeri 30. 000 kişilik Avrupa ordusuyla savaşırken aynı desteğe mazhar olmuş­lardı. İstiklâl mücadelemiz de bu desteğin ruhanî havası içinde gerçekleş­miştir.

Bunun nedeni açıktır:

Allah’a inananlar, inkârcılara karşı koymaya hazırlanırken maddî ve mânevî bütün önlemleri alır, bütün sebeplere başvurur, beşer gücünün yettiği kerteye kadar gelir, fakat her şeye rağmen düşmanın gücüne denk bir güç ortaya koyamazsa, o zaman Allah’ın yardımı ve desteği imdada yetişir. Tabii bu yardım sadece dengesizlik haline has değildir. Allah dile­diği zaman inâyet ve nusret kapısını açar. Ama dengesizlik halinde -gere­ken bütün önlemler de alınmışsa- İlâhî yardımın tecellisi, yine O’nun sün­neti gereğidir.

İşte Bedir savaşında meydana gelen destekte, mü’minler için açık belgeler, müşrikler için ibret alınacak çok şeyler vardı.

YAHUDİLERİN YENİLGİDEN YENİLGİYE UĞRAMASI

Âyet, iniş nedeniyle Medine Yahudileriyle ilgiliyse de taşıdığı hüküm ve mâna itibariyle bütün Yahudileri kapsamaktadır. Bununla, Yahudilerin kıyâmete kadar inkâr ve inatlarında ısrar edeceğine, bu yüzden yenilgi­den yenilgiye uğrayacaklarına, geçici başarıların sonuç vermiyeceğine işâret vardır.

Çünkü «Yenilgiye uğrayacaksınız ve toplanıp Cehennemʹe sürülecek­siniz.. » cümlesi kıyâmete kadar onlarla ilgili kader çizgisini, yenilgi tablo­su üzerinde yansıtmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle hayatı basit ölçülerle değerlendiren; ruhun yücelme­sine kapı açmayan; insanın dünyaya geliş gayesini anlayamıyan, bu yüz­den hayat kanunlarına karşı gelip Yaratan’a karşı itaatsizlik içinde bulu­nan inkârcıların tutum ve durumu açıklandı. Aşağıdaki âyetlerle inkârcıların aldanmasına neden olan hususlar belirtiliyor; mü’minlerin dikkati çekile­rek asıl hayırlı ve devamlı olan nîmetlerden söz ediliyor; Allah ile inanan kulları arasındaki bağın, basit nimetlerle zayıflamaması için İlâhî vaʹdin mutluluk sunan sonucu hatırlatılıyor.