MEÂLİ:
123- İşte bunun gibi her kasabanın ileri gelenlerini, orada hile yapıp birtakım kirli işler çevirsinler diye o kasabanın suç işleyenleri yaptık. Oysa onlar ancak kendilerini aldatıp hile yaparlar da farkında olmazlar.
124- Kendilerine bir âyet (mu’cize, Kurʹânʹdan açık bir belge) geldiği zaman, «Allah’ın peygamberlerine verilen (şeref ve itibarın) bir benzeri bize verilmedikçe aslâ imân etmeyiz! » dediler. Allah ise, peygamberlik görevini nereye (kime) vereceğini daha iyi bilir.
Suç işleyen o kimselere -hilelerinden ve kirli işlerinden dolayı- Allah katından hem aşağılık, hem de şiddetli bir azâp dokunacaktır.
İNİŞ SEBEBİ
Mekke’ye uzanan her yolun başında Mekke ileri gelenlerinden dört kişi oturur, girip çıkanları Hz. Muhammed (A. S. )ın aleyhine çevirmeye çalışır, ona inanmamaları için olmadık yalan söyler, hileler ortaya koyarlardı.
Ayrıca yine bunlardan Muğîre oğlu Velid, Peygamberimize (A. S. ): «Eğer peygamberlik hak olsaydı, herhalde ona senden ziyade ben lâyık görülürdüm. Çünkü ben hem senden büyüğüm, hem de daha zenginimdir. » diyerek küstahlık yaptı, Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl - Kurtubî - Mefatihü’l-gayb)
Ebû Cehl de, «Muhammedʹe gelen vahiy bize de gelmedikçe aslâ imân etmeyiz» diyerek bu konudaki bilgisizliğini ve idraksizliğini bir kat daha ortaya koymaktan utanmıyordu. Yukarıdaki âyetler bu sebeple inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl)
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki Allah, İbrahim’in evlâdından İsmailʹi beğenip seçti. İsmâilʹin oğullarından Kinâne Oğullarını seçip beğendi. Kinâne Oğullarından Kureyşʹi seçip beğendi. Kureyşʹten de Hâşim Oğullarını seçip beğendi. Beni de Hâşim Oğullarından seçip beğendi. » (Ahmed bin Hanbel: 4/107 - Müslim/fezâil: 1- Tirmizî/menakıb: 1)
«Kuşak kuşak Âdem oğullarının en hayırlı kuşaklarından intikal ede ede gönderildim. Sonunda aralarında bulunduğum kuşaktan seçilip görevlendirildim. » (Sahîh-i Buharî /menakıb: 23)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bazı kişilerin ileri-geri konuştuklarını haber alınca minbere çıkıp şöyle buyurdu:
- Ben kimim?
Ashab-ı Kirâm da:
- Sen Allahʹın Peygamberisin, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:
- Ben, Abdulmuttalib oğlu Abdullahʹın oğlu Muhammed’im. Allah halkı yarattı, beni onların en hayırlısı kıldı. Halkı iki gruba ayırdı, beni en hayırlı gruptan eyledi. Kabileleri yarattı, beni en hayırlı kabileden meydana getirdi. Allah kabileleri ailelerle donattı, beni en hayırlı aileden dünyaya getirdi. Ben aile yönünden de, bir insan olma bakımından da sizin en hayırlınızım. (Ahmed bin Hanbel.)
«Allah kullarının kalblerine baktı; Muhammedʹin kalbini, kalblerin en hayırlısı olarak buldu. Bu sebeple onu kendisi için (elçi) seçip peygamberlik göreviyle gönderdi. » (Ahmed bin Hanbel : Abdullah b. Mes’ud (R. A. )den.)
HAYIR VE ŞER
Hayır ile şer, iyilikle kötülük, sevâp ile günah nisbî ve İzafîdir, yani bir söz, ya da davranışın hayır ya da şer, iyi ya da kötü, sevâp ya da günah olması bize nisbetledir.
Konuyu bu açıdan incelediğimizde, kurulan mutlak İlâhî düzen içinde insanın, yaratılışına, ruhunun yücelik ve özelliğine uygun biçimde yerini alması gerekir. Hayır ve şer, iyilik ve kötülük yollarını bir bakıma açık tutan, nelerin hayır, nelerin şer olduğunu peygamber vasıtasıyla bildiren ve insanı bu yolların başlangıç noktasına getirip serbest bırakan Allah’tır. Bu yollardan birini kendi hür irâdesiyle seçen ise kuldur. Allah onu birçok yeteneklerle donatmakla kalmamış bir de günahı sevaptan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden ayırt edecek ölçü ve anlamda Kitap ve Peygamber göndermiştir. Allahʹın bu doğrultuda düzenlediği hayat kanunu ise, doğruya, iyiye, hayra ve fazîlete yöneliktir; kısacası, hayır ve fazîletle uyum halindedir; kötülük ve rezîlet ile ters düşer. İşte bu kanun şaşmaz, kimsenin arzusuna göre değişmez. O nedenle herkes o kanuna uymak, onunla uyum sağlamak ihtiyacındadır; öyle ki, uyan mutlu olur, uymayan mutsuz olur.
Kişinin günlük yaşayışında yer alan söz ve davranışları, sözü edilen hayat kanunuyla uyum sağlarsa hayır ve fazîlet olur; uyum sağlamaz da ters düşerse, şer ve günah olur.
İlgili âyette, «Her kasabanın ileri gelenlerini orada hile yapıp kirli işler çevirsinler diye o kasabanın suç işleyenleri yaptık. » deniliyor. İlk nazarda bundan insanı hayır ve şerre itenin Allah olduğu anlaşılıyorsa da gerçek mânası böyle değildir. Hayır ve şer yollarını açık tutan, hayra ve fazîlete yönelik hayat kanununu koyan, bu yollardan herhangi birinde yürüme güç ve irâdesini veren Allah’tır. Tercîh yapan ise kuldur.
Kurʹân bu önemli konu üzerinde iyice düşünüp araştırma yapmamızı sağlamak için kapalı bir ifade ve esneklik taşıyan cümleler sergilemiştir. Bu da İlâhî metot olarak ilmî araştırma ve geliştirmeyi sağlamayı amaçlar.
İLERİ GELENLERİN ŞER VE HİLE YAPMASI
«İşte böylece her kasabanın ileri gelenlerini, orada hile yapıp kirli işler çevirsinler diye o kasabanın suç işleyenleri yaptık. »
Ciddi dinî eğitim görmemiş, ruhuna doğruluk ve fazîlet ışığı tutulmamış, sadece pozitif bilgilerle donatılmış kişilerin çoğu makam ve servet düşkünüdür. Onlar için hayatta tek amaç, yüksek makamlara çıkmak, geniş bir servete erişip konforlu bir hayat sürmektir. Amaç ve hedefleri bu olunca, niyetleriyle hedefleri arasında engel olarak bulunan ne kadar dinî ve millî engeller varsa onları çiğnemekte tereddüt etmezler. Amaçlarına erişince de mevcut imkânları nefislerinden yana yontmasını ve kullanmasını becerirler. Bu yüzden bir takım hilelere, kirli işlere başvururlar. Her biri kuzu postuna bürünmüş bir kurda benzer. Servet çoğaldıkça, makam yükseldikçe azgınlık, günah, isyân ve rezîlet de çoğalır, orantılı şekilde sürüp gider. Dalkavuklarının şuursuzca yakınlığı, makamlarının satveti, servetlerinin göz kamaştırması onların işledikleri kötülükleri bir süre örter.
Büyük Müfessir Fahruddin Râzî’nin dediği gibi: Mal çokluğu, makam güç ve kudreti, insanı çeker ve kendine hizmetçi yapar. Bu bakımdan insan bu ikisini koruyup devam ettirmek ister. Koruyabilmek için de birçok günah ve kötülükleri kendine mubah sayar; zaman olur ki, engelleri kaldırmak için İlâhî hiçbir kıstasa iltifat etmez. Akla gelmedik dolaplar çevirir, hile ve yalana başvurur.
Tabii bu tipler farkında olmadan kendilerini aldatırlar. Balık baştan kokar misali, ülkelerine, yetişmekte olan kuşaklara en kötü mirası, en fena örneği bırakırlar. Bir gün birikip, barajı patlayacak olan ahlâksızlık selinden kendilerini de kurtaramıyacaklarını düşünmezler. Yükseldikleri ikbal merdivenlerinden alaşağı edilip zillet ve meskenet çukuruna düşeceklerini hesaba katmazlar. Tarih bunun tatlı ve acı örnekleriyle dolup taşmaktadır; ama ibret alanlar pek azdır.
Kurʹân daha çok onlara seslenerek: «Suç işleyen o kimselere hilelerinden ve kirli işlerinden dolayı Allah katından (ilâhî kanun gereği) hem aşağılık, hem şiddetli bir azap dokunacaktır. » diye uyarısını yapmaktadır. Bu aşağılık her iki dünyada da olabilirse de daha çok âhirette meydana geleceğine dikkatler çekiliyor.
Ayrıca Kur’ân, Mekke ileri gelenlerinin şirretliğini, hilelerini, azgınlık ve Allah hakkındaki bilgisizliklerini söz konusu ederken her milletin, her kasabanın ileri gelenlerinin çoğunun bu doğrultuda bulunduğunu hatırlatıyor.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıda geçen âyetlerle, her memlekette insanlara kötü örnek olan, kendilerinden sonraki nesillere kötü miras bırakan kişilerin, daha çok o memleketin ileri gelenleri, makam ve servet sahibi bulunanları olduğuna dikkatler çekildi. O gibilerin çoğunda refah seviyesi arttıkça ahlâkta ve dindarlıkta gerileme olduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın ancak ehil olanları doğru yola eriştireceği; akıl ve idrâkini iyi yolda kullanmayıp bütün mevcudiyetini dünyalığa veren ve ruhundaki cevheri belirsiz hale getiren basiretsiz kişileri haşır- neşir oldukları madde ve inkâr ile başbaşa bırakacağı açıklanıyor.