MEÂLİ:
105-106-107- (Kıyâmetʹin meydana geldiği vakit) dağların (nasıl olacağını) sana soruyorlar. De ki: Rabbim onları darmadağın edecek, ufalayıp savuracak; yerlerini dümdüz pürüzsüz boş olarak bırakacak; artık onda ne bir eğrilik, ne de bir tümseklik göreceksin.
108- O gün çağırıcıya -hiçbir tarafa sapmadan- uyarlar. Rahmânʹdan (kudret ve azametinin heybetinden) sesler kısılmıştır; fısıltı ve hışıltıdan başka bir şey duymazsın.
109- O gün şefaat yarar sağlamaz; meğer ki Rahmân’ın izin verdiği ve sözüne râzı olduğu kimse şefaat etmiş olsun.
110- Allah onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir; onların ilmi ise, Oʹnu kuşatamaz, kavrayamaz.
111- Artık bütün yüzler, O hep diri olan ve kendi zatiyle duran ve her şeyi belli kanunla tutan kudrete baş eğmiştir. Zulüm taşıyanlar ise cidden hüsrâna uğramıştır.
112- Mü’min iken iyi-yararlı amellerde bulunan kimse ne haksızlığa uğramaktan, ne de (sevâbının) eksilmesinden korkar.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
«Benî Sakîf kabilesinden bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimize kıyâmette dağların durumundan, ne olacağından sordu. Bunun üzerine yukarıdaki. âyetler indi. »
Veya Kureyş kabilesinden bazı kimselerin böyle bir sorusu üzerine ilgili âyetler inmiştir. (Lübabu’t-te’vîl: 3/247 - Esbâb-ı Nüzûl/Süyûtî)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet gününde Arşʹın altına gelerek Allahʹa secde edip yere kapanırım. Şu anda sayamıyacağım kadar övgüler bana fethedilir (Rabbımı birçok övgülerle överim). Rabbim beni o vaziyette dilediği kadar bırakır. Sonra:
«Ya Muhammed! başını kaldır, işitilecek (bir tonla dilediğin) kadar söyle. Şefaatin makbul tutulacaktır. » denilir. Bana bir sınır çizilir, (şefaat ettiklerim) kimseleri Cennetʹe koyduktan sonra o sınırdan dönerim. » (Buharî/tefsîr: 1/2, tevhîd: 19, 24- Müslim/imân: 322- İbn Mâce/zühd: 37)
Kudsî Hadîs
Cenâb-ı Hak buyuruyor: «İzzet ve Celâlim hakkı için bugün zâlimin zulmü beni aşamıyacaktır. » Yani adâletimi engellemiyecektir. (Taberânî)
«Zulümden sakının. Çünkü zulüm kıyâmet gününde birtakım karanlıklardır. Hüsran, bütün hüsran o kimseye ki, müşrik olduğu halde Allahʹa kavuşur. Zira Allah: «Şüphesiz ki, şirk, büyük bir zulümdür» buyurmuştur. » (Buharî/mezâlim: 8- Tirmizî/birr: 83)
KIYAMETTEN BİR TABLO
«(Kıyâmetin meydana geldiği vakit) dağların (nasıl olacağını) sana soruyorlar. De ki: Rabbim onları darmadağın edecek, ufalayıp savuracak.. »
Mevcut düzen ve taşıdığı sistemlerin bozulup alt-üst olması, yerkürenin müthiş bir sarsıntı geçirerek dağların hallaç pamuğu gibi atılıp darmadağın hale gelmesi, yeryüzünün iniş, yokuş; çukur, tümsek diye bir pürüz kalmayıp dümdüz bir durum alması, kıyâmetin meydana gelmesiyle ilgili tablolardan biridir. Nitekim Hac sûresinde bu olay, müthiş bir deprem olarak vasıflandırılmaktadır. Yerin altındakiler üstüne çıkar, üstündekiler altına batar da canlı adına bir şey kalmaz.
Bugünkü düzeni belli kanunlarla kurup sürdüren Cenâb-ı Hak, günü, saati gelince diğer bir kanununu harekete geçirip düzeni bozacak, yeni bir düzen meydana getirecektir. Güneş sistemi çok değişik bir durum alacak, artık gece diye bir kavram kalmayacak, her şey yeni düzendeki yerini alıp yepyeni, fakat sonsuz bir hayat başlayacaktır.
Gece ile gündüzü, dünyanın hem kendi ekseni etrafında, hem de güneşin çevresinde dönmekle sağlayan Yüce Kudret, ayrı bir plânla bunu değiştirecek ve sonra da Cennet’te güneş sistemi diye bir şey de olmayacak, İlâhî Cemal’in tecellisiyle daha huzur verici bir aydınlık hâkim olacaktır.
Yeniden oluşan bedenler bu ikinci düzenin şartlarıyla uyum sağlayacak bir yapı özelliği taşıyacak; sindirim sistemi değişik bir biçim alacak; vücut hastalanmadan, yıpranmadan hep kendini belli bir ölçüye göre yenileyecek, ölümsüz bir hayat başlayacaktır.
ÇÜRÜYEN BEDENLER AYNEN TEŞEKKÜL EDECEK Mİ?
Dünya hayatında bedenimiz devamlı bir değişiklik arzetmektedir; öyle ki, her gün milyonlarca hücre ölmekte, yerlerini başka hücreler almaktadır. Şu demektir ki, 60-70 yıllık bir ömür süresince bedenimiz birkaç defa yenilenmekte, bunun farkına bile varmamaktayız. O halde kıyâmet olayıyla yeniden dirilme çürüyen hücrelerle değil, yeni ve daha değişik hücrelerle oluşacak; Allahʹın «ol! » emriyle vücut yapısını, diğer bir tabirle hücreleri oluşturacak elementler bir araya gelecek ve toprak altından filizlenen bitki misali insanlar filizlenip çıkacak; vücut yapısı tam teşekkül edince, Berzah âleminde beklemekte olan ruhlar kendilerine ait bedenlere gelip yerleşecekler. Şekil ve biçimde, yani fizyonomide bir değişiklik olmayacak; dünyada birbirlerini tanıyanlar o âlemde de birbirlerini rahatlıkla tanıyacaklar.
Diğer bir yoruma göre, insan ölüp toprağa karışınca, her ne kadar mevcut hücreleri yok olsa da, kıyâmette Cenâb-ı Hak kendi kudretini izhar edip o yok olan hücreleri yeniden biraraya getirip bedenleri oluşturacaktır. Allah daha iyisini bilir.
SURʹA ÜFÜRÜLMESİ
Sur’a üfürülmesi, bir bakıma görevli meleklerin işbaşı etmesidir. Birinci üfürme ile bütün canlılar yok olacak; ikinci üfürmeyle ruhlar gelip kendilerine ait bedenlere yerleşecek. Üçüncü bir üfürme ile dirilenler kalkıp mahşer alanında toplanacak.
Bundan da anlaşılıyor ki, gelişigüzel hiçbir olay olmayacak, her şey önceden planlandığı gibi yürütülecek ve görevli melekler o plâna kusursuz şekilde uyup hizmetlerini sürdürecekler.
Melek Cebrâil’in Hz. Meryemʹe üflemesiyle nasıl İsa (A. S. ) ana rahminde oluşmuşsa, İsa Peygamber çamurdan yaptığı kuşa üfleyip onun canlanıp uçmasını sağlamışsa; kıyâmet gününde de İsrâfil (A. S. )ın Sur denilen şeye üflemesiyle hayat başlayacak. Çünkü İlâhî kudreti temsîl eden melekler ve Sur, hayat kaynağıdırlar; nefhalarının dokunduğu eşyada canlılık başlar, ama bu rastgele değil de, proğramlandığı şekilde üflemenin, diğer bir deyimle nefha’nın filizlenen bedenlere doğru yönelmesi şeklinde olur.
İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) dört tane kuşu yakalayıp kesmesi ve sonra da onları ufalayıp çevreye serpmesi; arkasından dilinde tecelli eden İlâhî kudretin nefhasıyla onları çağırması ve bu nefhayla birlikte dirilmeleri en açık misallerden biridir; yani âhiretteki dirilme olayına ışık tutan açık bir belgedir. (Bilgi için bak: Bakara sûresi: 260- Âl-i İmrân Sûresi: 49- Mâide Sûresi: 110. âyetlerin tefsiri)
MAHŞERDEN BİR TABLO
- Orada herkes davetçiye uyar; hiç kimse bir sapma ve itaatsizlikte bulunmaz. Bütün dikkatler tek noktada toplanır.
- Günün önemi ve bıraktığı tesir ve aynı zamanda Rahmân olan Allahʹın kudretiyle, adâlet ve rahmetiyle tecelli etmesinden meydana gelen heybet karşısında sesler iyice kısılır; sadece bir fısıltı ve hafif bir hışıltı duyulur.
- Herkes kendi derdine düşer, kimse şefaat etme cesaretini kendinde bulamaz. Allah’ın izin verdikleri müstesnâ..
- Mağrur başlar, keskin bakışlar, küçümseyici tavırlar eğilir. O hep diri olan, her şeyi gözetip ayakta tutan yüce kudretin karşısında boyunlar bükülür; zalim zorbalar alçaldıkça alçalır; azgınlar küçüldükçe küçülür..
- Gerçek mü’minlerin önünde sâlih amelleri bir ümit ışığı olarak durur. Hiç biri haksızlığa uğratılmaz; kimsede böyle bir endişe duygusu da vücut bulmaz. Amellerin karşılığı noksansız verilir; kimsenin itirazı olmaz.
Kurʹân bu tabloyu tasvîr ederken şöyle noktalıyor: «Artık bütün yüzler, O hep diri olan ve kendi zatıyla duran ve her şeyi belli kanunla tutan kudrete başeğmiştir. Zulüm taşıyanlar ise, cidden hüsrana uğramıştır. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayından önemli bir safha açıklandı. İkinci hayata kalkışa dikkatler çekilerek aydınlatıcı bilgiler verildi. Orada mutlak adaletin tecelli edeceği belirtilerek herkesin kendi ameline ve niyetine göre karşılık göreceğine işâret edildi. Böylece hayatını berbat eden ahlâksızlar ve doğru yoldan sapan inkârcılar bir defa daya uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, bütün bu konuları ve başka yönlendirici misalleri tekrar tekrar açıklayıp kalp ve kafalara en doğruyu işleyen Kur’ânʹın Arapça dili üzerine indirildiği konu ediliyor. Kur’ân üzerinde insafla duranların kendilerini İlâhî düzene uydurma ihtiyacı duyacaklarına işâret ediliyor. Sonra da Kur’ânʹı hemen belleyip hafızasına nakşetmek için, vahiy henüz tamamlanmadan acele eden Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe bu hususta acele etmemesi tavsiye ediliyor. Arkasından ilmin feyizli havasına parmak basılarak «Rabbim, ilmimi artır» şeklinde duâ etmesi emrediliyor.