Casiye Suresi 7-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَثِيمٍ يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـًٔاۨ اتَّخَذَهَا هُزُوًا اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـًٔا وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ هٰذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَلِيمٍ

11.

Her günahkar yalancının vay haline!

Diyanet İşleri

8.

Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!

9.

Ayetlerimizden bir şey öğrenince onu alaya alır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır!

10.

Arkalarında da cehennem vardır. Dünyada kazandıkları ve Allah'tan başka edindikleri dostlar onlara hiçbir fayda vermez. Onlar için elbette büyük bir azap vardır.

11.

İşte bu (Kur'an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere ise elem dolu çok kötü bir azap vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- Çok yalan söyleyip iftira atan her günahkârın vay hâline!

8- Allah’ın âyetleri kendisine karşı okununca dinler ve hemen sonra büyüklük taslayarak sanki hiç işitmemiş gibi ısrar edip durur. Artık onu elem verici bir azâp ile müjdele.

9- Âyetlerimizden bir şey anlayıp öğrenince onu alay konusu edinir. İşte bunlar için horlayıcı, alçaltıcı, aşağılayıcı bir azâp vardır.

10- Ve önlerinde de Cehennem vardır. Kazandıkları hiçbir şey ve Al­lahʹı bırakıp edindikleri dostlar fayda vermez, (azâbı geri çevirmez). Onlar için büyük bir azâp vardır.

11- İşte bu (Kurʹân), doğru yolu gösterendir. Rablarının âyetlerini in­kâr edenlere gelince: Onlara da pek fena-murdar elemli bir azâp hazır­lanmıştır.

İLGİLİ HADÎS:

İbn Ömer (R. A. ) diyor ki: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz düşman sal­dırısına uğrar endişesiyle, Kurʹân-ı Kerîm ile düşman ülkesine seyahat ya­pılmasını menʹetmiştir. » (Buharî/cihâd: 129- Müslim/imaret: 92, 93, 94- Ebû Dâvud/cihâd: 81- İbn Mâce/cihâd 45- Taberânî/cihâd: 7- Ahmed: 2/6, 7, 10, 55, 63, 76, 128)

ALLAH’IN ÂYETLERİNİ YALAN SAYANLARIN DÖRT VASFI

«Çok yalan söyleyip iftira atan her günahkârın vay hâline! »

Ruha, akla, düşünce ve duyguya hitap eden İlâhî âyetlere iltifat et­miyen, üstelik onları hafife alıp arkasını döndüren inkârcı sapıkların dört kötü vasfı üzerinde durularak mü’minlere aydınlatıcı bilgi verilmektedir. Şöyle ki:

1- Çok yalancı ve iftiracıdırlar.

2- Günah işlemekte bir sakınca görmez ve buna devam ederler.

3- İlâhî âyetleri dinleyip onlardaki hüküm ve beyânları gururlarına yediremezler ve o yüzden büyüklük taslayarak arkalarını döndürürler.

4- Âyetlerden bir şeyler duyup öğrenince de onu alay konusu edi­nirler.

Açıklama:

Yalan ve iftira, daha çok küfrün gereği, inançsızlığın ve şüpheciliğin değişmeyen karakteridir. Aynı zamanda bâtıldan yana amaca ulaşmanın ve bunun için her şeyi mubah saymanın tabii neticesidir.

Allahʹın âyetleri, nefsin bu gibi aşırılık ve ölçüsüzlüklerine engel koy­duğu için inkârcı devamlı haktan tiksinir ve nefret duyar. Haktan yana ge­len kıvılcımın kalp ve kafasında doğurduğu tesiri gidermek için büyüklük taslar ve arkasını döndürmek suretiyle rahatlamak ister. Hakkı yansıtan âyet okununca, işi alaya alıp küstahlık yapar.

Kur’ân, yedi ve sekizinci âyetlerle inkârcı maddecinin karakter yapı­sının genel çizgilerini açıklayarak, hemen her çağda bu gibilerin sahnede yer alacaklarına işârette bulunuyor ve müʹminlerin ona göre tedbirli ol­malarını istiyor.

İşte kendilerini küfrün bu çizgisine getirenleri, dönüş yapmadıkları tak­dirde, cehennem pusu kurup beklemektedir. Zira inkâr düzeyinde işlediği hiçbir iş ve amelinin Allah yanında bir değeri yoktur.

KURʹÂN YALNIZ DOĞRU YOLU GÖSTERİR

«İşte bu (Kurʹân), doğru yolu gösterendir. »

Kur’ân-ı Kerîm, naklettiği kıssalarla hem tarihin karanlık yanlarını ay­dınlatmakta, hem de sosyologlara en doğru bilgiyi vermektedir. Ancak Kur’ân, olayları ibretli safhalarıyla anlatırken onların tarihi üzerinde dur­maz, neden ve niçinine neşter vurarak yönlendirici misaller verir.

Bunun gibi, Kur’ân İlmî konuların detayına inmez; ilim adamına hareket noktasını belirliyerek temel bilgi verir. Böylece İlâhî olduğunu her vesiley­le isbât eder.

Kur’ân, «hukuk sistemini» adâlet, ahlâk, fazîlet ve uhrevî müeyyideler­le birleştirip maddî müeyyidelerle kuvvetlendirir. Böylece hukukî uygula­manın asıl amacını belirler.

O bakımdan Kur’ân çok yönlü kutsal bir kitaptır. Onu, ilim ve insaf gözüyle inceleme zahmetine katlanan gerçekçi ilim adamları anlayıp tak­dir eder.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, İlâhî âyetlere kayıtsız kalıp inkâr fırtınasına ya­kalanan maddecilerin birtakım vasıfları ve karakter çizgileri üzerinde du­ruldu ve yönlendirici açıklamalar yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, insan denilen varlığın ne kadar mükerrem yaratıl­dığına işâret edilerek, başta deniz nîmeti olmak üzere, göklerde ve yerde olan şeylerin onun hizmetine sevkedildiği açıklanıyor ve bu kadar geniş lütuf karşısında, inkârcı sapıklar insaf ve iz’ana çağrılıyor. Sonra da her­kesin kendi lehine veya aleyhine bir gelecek hazırlandığı belirtilerek, Al­lah’ın kimselerin ibâdetine muhtaç olmadığına işâret ediliyor.