MEÂLİ:
9- De ki: «Gerçekten siz mi, yeri iki gün (iki devir)de yaratanı inkâr ediyor, Oʹna denkler, benzerler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbıdır.
10- Yerin üstünde sâbit ulu dağlar yarattı, onda bereketler meydana getirdi ve orada isteyip arayanlar için rızıkları belli bir düzeyde dört günde (devirde veya mevsimde) meydana getirdi.
11- Sonra gaz halinde (veya duman halinde) bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: «İster istemez gelin» buyurdu. İkisi de: «İsteyerek, boyun eğerek geldik» dediler.
12- Ve sonra onları iki gün (iki devir)de yedi gök şeklinde yerine getirip oluşturdu. Ve her göğe işini vahyetti (yaratıldığı gayeyi, bağlı bulunduğu kanunu bildirdi). » Dünyaʹyı (veya en yakın semayı) kandillerle süsledik ve onu (düzensizlikten) koruduk. Bu, çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilenin takdiridir.
ALLAHʹI İNKÂR ETMEK MÜMKÜN MÜ?
«De ki: «Gerçekten siz mi, yeri iki gün (iki devir)de yaratanı inkâr ediyor, Oʹna denkler, benzerler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbıdır.»
Allahʹın varlığı, birliği; Hz. Muhammed’in (A. S. ) kendisine vahiy inen bir insan olduğu; inkârcı müşriklerin, sâlih amelde bulunan mü’minlerin genel ölçü ve vasıfları belirtildikten sonra, Allah’ın birliğine, kudretinin üstünlüğüne delâlet eden on kadar belge sıralanmaktadır:
1- Yerkürenin iki jeolojik devirde oluşturulması,
2- Onda sâbit yüce dağlar meydana getirilmesi,
3- Yerkürede bereketli kaynakların ve bitkilerin düzenlenip sağlanması,
4- Yerkürenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının dört jeolojik devirde meydana getirilmesi,
5- Bu kaynakların, arzulayanlar için belli düzeyde, eşit ölçüde var kılınması,
6- Göklerin önce «duman» yani gaz halinde bulunması,
7- Göklerin ve yerin belli ve şaşmaz kanunlarla düzen ve dengede tutulup İlâhî buyruğa baş eğdirilmesi,
8- Göklerin iki uzun devirde yedi kat haline getirilmesi ve bunun yerküre ile birlikte iki uzun devirde düzenlenmesi,
9- Her göğe işinin, plândaki yerinin belirlenmesi,
10- Dünya göğünün, kandiller misâli yıldızlarla süslenmesi ve aynı zamanda bunların göğün haberlerini almak isteyen cin ve şeytanları kovma, savma aracı kılınması..
Bütün bunlar o çok üstün, çok güçlü, yegâne ilim sâhibi kudretin takdîridir.
Kurʹân, Allahʹtan indirilme bir kitap olduğunu isbat düzeyinde on dört asır önce jeologlara, astronomlara, fizikçilere ana fikir, sağlam esas vererek ilme ve medeniyete öncülük etmektedir ve böylece her çağda ilmin ve medeniyetin önünde yürüdüğünü kanıtlamakta, gerçeği bulup tesbit eden ilimle her zaman uyum halinde bulunduğunu ilân etmektedir.
Özetliyecek olursak, şu sonuçları ortaya koyabiliriz:
- Gökler ve yer önce bir bütünlük içinde gaz halinde idi. Sonra gaz katılaşıp başkalaştı ve arkasından bölünüp yavaş yavaş bugünkü sistemler oluştu. Ayetteki «Sümme» zaman tertibi için değil, beyan tertibini yansıtmaktadır.
Kur’ân’ın bu temel bilgisinden anlıyoruz ki, Cenâb-ı Hak kâinatı yaratmayı dilediği zaman sonsuz kudretini izhâr ederek, ölçüsü belirsiz enerji meydana getirdi ve o enerji zamanla yoğunlaşıp gaz halini aldı ve sonra da yoğunlaşıp bugünkü katı durumuna geçti.
- Yerküre iki jeolojik devirde oluşmuş ve sonra da ondaki kaynaklar belirlenerek, plân uyarınca dört jeolojik devirde oluşup bugünkü duruma gelmiştir. Zira âyetteki «yevm» kelimesi, başlangıç ve sonu kesin bilinmeyen uzun bir devir anlamına gelmektedir.
- Yeryüzü belli ölçüde kaynaklarla donatılıp insan ihtiyacını -kıyâmete kadar- karşılayacak zenginlik ve berekette, dağılım ve çeşitlilikte düzenlenmiştir. Öyle ki, Cenâb-ı Hak insan kudretinin yetmediğini bizzat kendisi hazırlamış, onun kudretinin yeteceğini ona bırakmıştır. Meselâ, yeraltı ve yerüstü kaynakları dört jeolojik dönemde var kılıp hazırlamak insan gücünü aşan bir olaydır. Cenâb-ı Hak o bakımdan bunları kendisi var kılıp istifade edilecek düzeye getirmiştir. O kaynakları bulmak, işletip yararlanmak ise, insan kudreti dahilindedir.
- Kaynaklar bütünlük içinde çok ölçülü, çeşitli ve dengeli olarak serpiştirilmiş, her milletin ve her canlının yararlanmasına imkân verilmiştir. Bir asır öncesine kadar «çölde ne gibi kaynak vardır? » Sorusu akla gelir ve dengeli bir dağıtım yapılmadığı sanılırdı. Oysa kumların derinliğinde kara altın denilen büyük petrol yatakları, keşfedecek insanları beklemekteydi.
- Göklerle yer belli bir plâna ve şaşmayan kanunlara bağlanıp yaratıldıkları amaca sevkedilmişlerdir. O bakımdan fizik âleminde bir dengesizlik, düzensizlik ve karışıklık söz konusu değildir ve olamaz da..
- Gökler yerküre ile birlikte iki uzun devirde yedi tabaka haline getirilmiştir. Çünkü hepsi gaz halinde idi. Yoğunlaşıp katılaşması hep birlikte iki devirde olmuştur ve bu yorum, göklerin ve yerin altı günde yaratıldığını bildiren âyetlerle uyum sağlamaktadır. Göklerin ve yerin aynı anda İlâhî emre baş eğmesi de bunu kuvvetlendirmektedir.
Yerkürede kaynakların dört jeolojik devirde yaratılmasını, dört mevsim ile yorumlayanlar olmuşsa da, sıhhatli kabul edilemez. Zira her bölgede dört mevsim câri değildir.
- Yıldızların iki önemli yararı bulunduğu belirtilmektedir: Biri, dünyamız için kandiller misâli süs görünümünde olmasıdır. Diğeri, gök haberlerini çalmak isteyen cin ve şeytanları savıp geri çeviren İlâhî roketler olarak bulunmasıdır.
Yerkürenin iki devirde oluşmasını diğer âyetle açıklayacak olursak, diyebiliriz ki: Birinci devir yerin gökten ayrılmasıdır; ikinci devir, yerkürenin soğuyup üstünde kıvrım kıvrım bir katmanın oluşmasıdır. Nitekim Enbiyâ Sûresi 30. âyette birinci devir; Raʹd Sûresi 3. âyette ikinci devir açıklanmaktadır.
Şüphesiz bütün bu düzenlemeler o çok üstün, çok güçlü ve yegâne ilim sâhibi Cenâb-ı Hakkʹın takdîridir.
Takdîr: Hikmetin gerektirdiği şekilde bir şeyi belli ölçü ve oranda düzenleyip hizmete sevk etmektir. O halde «takdîr»de bulunacak zatın yapacağı, düzenleyip ölçüsünde tutacağı iş veya konunun, o zatin kudretine yakışır muhkemlik ve mükemmellik arzetmesi gerekir. Cenâb-ı Hak «Azîz» ve «Alîm» olduğuna göre, sınırsız üstünlüğe, nisbet ve ölçü kabul etmez güce ve kudrete; ezelle ebedi kapsayan sonsuz ilme sâhiptir ve bu açıdan kâinatı da kendine yakışır şekilde yaratıp düzen ve dengede tutmuş ve onu son derece muhkem kılmıştır. İşte 12. âyetin sonunda bunun için, «Bu, o çok güçlü, çok üstün, her şeyi bilenin takdiridir» buyurularak konu üzerinde daha sağlıklı düşünmemiz istenilmiştir.
Şüphesiz kâinattan küçük bir parça olan insanın böylesine muhkem, düzenli ve dengeli bir şey yaratması düşünülemez. Zira varlık âlemindeki plân ve işleyiş insan gücünün çok ötesinde bir azamet ve mükemmellik arzetmektedir.
O halde canlı-cansız nesneleri ilâhlaştırmak en koyu cehâlet ve en kötü nankörlük değil midir? Âciz ve fâni bir varlığı bulunduğu çizgiden alıp güç ve kudretinin yetmiyeceği derecelere yükseltmek, hem o varlığı gülünç duruma düşürmek, hem de İlâhî düzene baş kaldırıp tuğyan etmek olur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın varlığına ve kudretinin sınırsızlığına delâlet eden delil ve belgelere yer verildi ve inkârcıların aklına ışık tutularak, ön yargıdan sıyrılmaları ve öylece hakikati araştırmaları tavsiye edildi. Sonra da ilim adamlarına, ana fikir ve temel bilgi mahiyetinde göklerle yerin kaç devirde yaratıldığı açıklanarak hareket noktası belirlendi.
Aşağıdaki âyetlerle, haktan yüz çevirenler uyarılıyor; dönüş yapmadıkları, küfür ve azgınlıkta ısrar ve inat ettikleri takdirde, tarihin tekerrür edeceği hatırlatılıyor ve kendilerini bu tehlikeli çizgiye getiren Âd ve Semûd kavimlerinin hazîn akibetleri misâl veriliyor.