Kasas Suresi 7-13. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِعِيهِ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي اِنَّا رَادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ فَالْتَقَطَهُ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـِٔينَ وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ وَاَصْبَحَ فُؤٰادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغًا اِنْ كَادَتْ لَتُبْدِي بِهِ لَوْلَا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَقَالَتْ لِاُخْتِهِ قُصِّيهِ فَبَصُرَتْ بِهِ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّهِ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

11.

Musa'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.

Diyanet İşleri

8.

Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.

9.

Firavun'un karısı şöyle dedi: "Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz." Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.

10.

Musa'nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.

11.

Annesi, Musa'nın kız kardeşine, "Onu takip et" dedi. O da Musa'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.

12.

Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, "Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.

13.

Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

7- Musaʹnın anasına: «Çocuğunu emzir, ona karşı (bir kötülük ve tecâvüzden) korktuğun zaman onu suya (Nil ırmağının akıntısına) atıver; korkma ve üzülme. Şüphen olmasın ki onu mutlaka sana döndüreceğiz ve onu teblîğ görevini yüklenen peygamberlerden kılacağız» diye ilhâmda bu­lunduk.

8- Firʹavnʹın âilesinden bir kısmı, kendilerine ileride düşman, üzül­melerine sebep olsun diye (bilmeden) onu, suya atılmış sâhipsiz bir ço­cuk olarak kendi himâyelerine aldılar. Doğrusu Firʹavn da, Hâmân da, as­kerleri de hep suçlu günahkârlar idiler.

9- Firʹavn’ın eşi, «bu bulunan çocuk benim için de, senin için de göz bebeği (veya gözümüzün aydınlığı)! Sakın onu öldürmeyin; umulur ki bize yararlı olur veya onu kendimize evlât ediniriz» dedi. Kendileri (bunun altın­daki sır ve hikmetten) habersiz idiler.

10- Musaʹnın anası ise, yüreği bomboş olarak sabahladı. (Hakkʹın verdiği sözün eninde sonunda gerçekleşeceğine) inananlardan olması için onun kalbini güçlendirip yatıştırmasaydık, neredeyse olup biteni açığa vu­racaktı.

11- O, Musaʹnın kızkardeşine, «kardeşini izle! » dedi. O da uzaktan onu gözetti. Onlar (Firavn âilesi) bunu farketmemişlerdi.

12- Daha önceden ona, süt analarının göğsünü emmeyi yasakladık. Bunun üzerine Musaʹnın kızkardeşi, (Firʹavn âilesine) «sizin için bu çocu­ğu emzirip besleyecek, onu iyi eğitecek bir âile halkını size bulup göstere­yim mi? » dedi.

13- Böylece onu, tekrar anasına döndürdük ki gözü aydınlık olsun, üzülmesin ve Allahʹın vaʹdinin hak olduğunu bilsin. Ne var ki onların çoğu bunu (bu gerçeği ve taşıdığı hikmeti) bilmezler.

SOY KIRIMI

«Musa’nın anası­na: Çocuğunu emzir, ona karşı (bir kötülük ve tecavüzden) korktuğun za­man onu suya (Nil Irmağıʹnın akıntısına) atıver; korkma ve üzülme.. »

Mısır’da ikinci, hatta üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören ve her geçen gün zulme uğrayan İsrâil oğullarının nüfusunun her yıl biraz daha arttığını gören ve bunu endişeyle karşılayan Fir’avn, başka çare kalmayın­ca onlar hakkında soy kırımı uygulama plânı hazırladı. Öyle ki: İsrâil oğul­larıʹndan doğan her erkek çocuğun mutlaka öldürülmesini, kız çocuklarının ise diri bırakılmasını kararlaştırdı. Annelerin feryad-u-fiğanı Arş’a yükse­lirken, babaların yüreklerinin burkulduğu bu vahşet döneminde Musa (A. S. ) doğdu.

Yukarıdaki âyetlerle bu son derece elim ve elim olduğu kadar gaddar­ca olayın ibretli safhaları nakledilmekte ve böylece başta Mekkeli’ler ol­mak üzere, müʹminlere karşı zulüm ve tecavüzü sanat haline getirenler uyarılmaktadır.

PEYGAMBERLİK, TAHSİLLE ELDE EDİLEN BİR MESLEK DEĞİLDİR

«Musâʹnın anasına: Çocuğunu emzir, ona karşı (bir kötülük ve tecavüzden) korktuğun zaman onu suya (Nil Irmağıʹnın akıntısına) atıver diye ilhamda bulunduk. »

Musa (A. S. ) kıssasının bu bölümü de bize peygamberliğin eğitim ve öğretimle elde edilen bir meslek olmadığını göstermektedir. Cenâb-ı Hak ezelî ve ebedî ilmiyle hazırladığı kâinat plânında kimleri peygamberlik gö­reviyle şereflendireceğini dilemişse ancak onlar peygamber olabilir. Nite­kim Musa (A. S. )ın annesine yapılan ilhâm, Musa (A. S. )ın Nil Irmağı’na atıl­ması, onun kurtarılması, Fir’avn ailesinin ona sıcak ilgi duyup, beslenmesi için kendi yanlarında alıkoyması; hiçbir süt anasının göğsünü emmemesi, o yüzden anasının dadılığa tutulması hep onun hakkındaki plân ve proğra­mın gereğidir. Onun için Cenâb-ı Hak sünnetullahı doğrultusunda önce se­bepleri oluşturur, sonra irâdesini gerçekleştirir.

Sonuç olarak konuyu şöyle özetliyebiliriz: Peygamberlik göreviyle şe­reflendirilecek kimseler analarından buna namzet olarak doğarlar. İlâhî siyanet altında eğitilerek her türlü günah ve kötülükten uzak tutulurlar. Vakti gelince de İlâhî vahye mazhar olurlar.

VAHİY VE İLHÂM

Yedinci âyette Musa Peygamber’in (A. S. ) anasına vahyedildiği bildi­rilmektedir. Oysa vahiy ancak peygamberlere iner. Cumhura göre, kadın­dan peygamber gönderilmemiştir. O halde âyette ifâde edilen «vahiy» keli­mesi, konulduğu manada değil, ona yakın bir mânada kullanıldığı ortaya çıkıyor. Zira sözü edilen ketime Kur’ân’ın birçok yerinde asıl konulduğu ha­kiki mânasında kullanıldığı gibi, ondan başka iki ayrı mânada da kullanıldı­ğını görüyoruz. Birincisi, insanların kalbine doğan önsezi; İkincisi, hay­vanların içgüdüsünü yönlendiren İlâhî sünnet.. Nitekim Nahl Sûresi’nde bal arısına yapılan vahiy bu anlamdadır. Konumuzu oluşturan âyette Musa Peygamber’in anasına yapılan vahiy, önseziye delâlet eden ilhâm mana­sınadır.

ALLAH, VERDİĞİ SÖZDEN DÖNMEZ

«Korkma, üzülme. Şüphen olmasın ki onu mutlaka sana döndüreceğiz ve onu teblîğ görevini yüklenen peygamberlerden kılacağız.. »

Allah «Hakîm»dir, yani her işi mutlak hikmet ölçüleri içinde cereyan eder. Bizim gibi ne hissî davranır, ne de anında karar değiştirip sözünden döner. O’nun bütün emir ve irâdesi şaşmayan, değişmeyen bir plân ve proğ­ram çerçevesinde cereyan eder. İlmiyle yaptığı tesbitlerde yanılmaz, kud­retini ortaya koymakta adâlet sınırlarını aşmaz. O bakımdan Kur’ân’ın iki yerinde, sözü edilen hususu daha iyi kavrayabilmemiz için şöyle bilgi ve­rilmektedir: «Ve sen Allahʹın sünnetinde elbette bir değişiklik ve değişme bulamazsın; evet sen Allahʹın sünnetinde bir tahvîl ve başkalaşma bula­mazsın. » (Fâtır Sûresi: 43) «Bu, Allahʹın daha önceleri de gelip geçenler hakkında uygulanagelen sünnetidir. Ve sen elbette Allahʹın sünnetinde bir değişiklik bu­lamazsın. » (Ahzab Sûresi : 62)

Allah’ın süregelen sünnetlerinden biri de, yeryüzünde bozgunculuk ya­pıp insanlara zulüm eden; din ve vicdan hürriyeti tanımayan zâlim zorba­ları vakti saati gelince yok etmektir. İsrâil oğulları’nı köle gibi çalıştıran ve onların erkek çocuklarını öldürmek suretiyle acımasızca soy kırımı politi­kası uygulayan ve Allah’ı inkâr edip kendini ilâhlaştıracak kadar ölçüyü kaçıran Fir’avnʹın Kızıldeniz’de ordusuyla birlikte boğulmaları da sözünü ettiğimiz İlâhî sünnetin tezahürlerinden biridir. Zira zalimin yaktığı zulüm ateşi eninde-sonunda kendisini yakar.

Cenâb-ı Hak, koyduğu sünnet gereği, Firʹavn’ın helâkını hazırlamak için Musa Peygamber’i ona besletip büyüttü. Böylece plânının şaşmadığı­nı, sünnetinin hedefinden sapmadığını ortaya koyarak her konuda mutlak hikmet sâhibi olduğunu inananlara da, inanmayanlara da gösterdi.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Fir’avn’ın helâkine sebep olan olayları, zincirin halkaları gibi bir bir meydana getiren Cenâb-ı Hakk’ın, Musa Peygamber’i Mısır’da uygulanan soy kırımından nasıl kurtardığı konu edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, olgunluk çağına girince Musa Peygamber’e (A. S. ) ilim ve hikmet verildiği, insanlar arasında hükmetme basiretine eriştirildiği belirtiliyor ve Mısır’da cereyan eden bazı nahoş olaylar üzerinde durularak birtakım aydınlatıcı bilgiler veriliyor. Sonra da Musa Peygamberʹin Mısır’ı terketmek zorunda kaldığı açıklanarak Mekke’de çok üzücü olayların peş­peşe cereyan etmesi sebebiyle yakında Hz. Muhammed’in (A. S. ) de Mek­ke’yi terkedip başka bir yere hicret edeceğine işârette bulunuluyor.