Teğabun Suresi 11-13. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

11.

Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Diyanet İşleri

12.

Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

13.

Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mü'minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

11- Hiçbir musîbet, Allah’ın izni olmadan başa gelip çatmaz. Kim, Allah’a imân ederse, Allah, onun kalbini doğruya çevirir. Allah herşeyi bi­lendir.

12- Allahʹa itaât edin, Peygambere itaât edin. Eğer yüzçevirirseniz, bizim Peygamberimize gereken sadece açık tebliğdir.

13- Allah (vardır ve birdir). Hiçbir ilâh yok, ancak O vardır. Müʹminler ancak Allahʹa güvenip dayansınlar.

İLGİLİ HADÎSLER

«Müʹminin her hali hayret vericidir: Allah onun hakkında ne kadar bir kaza hükmederse, mutlaka onun için hayırlı olur. Başına bir zarar ve sı­kıntı gelirse, sabreder de kendisi için yine hayırlı olur. Bir ferahlık ve se­vince nâil olursa, şükreder; bu da onun için hayırlı olur. Bu (güzel hal) hiç kimseye değil, ancak müʹmine hastır. » (Müslim/zühd: 64- Dâremi/rikak: 61- Ahmed: 5/24)

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e soruldu:

- Ya Resûlellah! Hangi amel daha üstündür?

Cevap verdi,

- Allah’a imân; tasdik ve Oʹnun yolunda cihâd etmek..

Adam yine sordu:

- Bundan daha kolay olanını (öğrenmek) istiyorum, dedi.

Peygamber (A. S. ) ona şöyle buyurdu:

- Senden yana hükmettiği hiçbir kaza hakkında Allah’ı suçlama. (Ahmed: 5/319)

BAŞA GELEN MUSÎBET

«Hiçbir musîbet, Allah’ın izni olmadan ba­şa gelip çatmaz.. »

Hayat kanunları çok duyarlı ve sistemlidir. İyilik ve kötülük; saadet ve musîbet kavramları nisbî ve İzafîdir; yani bir olay insana göre iyi veya kötüdür; mutluluk ve mutsuzluk da öyle.. Cenâb-ı Hak bu gibi beşerî sıfat­lardan, arâzdan pâk ve münezzehtir.. Oʹnun helâl veya haram diye takdi­ri; faydalı ve zararlı diye bildirdiği her şey insanın fiziksel, ruhsal yapısıyla ve sosyal hayatıyla ilgilidir; yani ona nisbetle bir şey helâl veya haram sa­yılıyor; faydalı veya zararlı olarak tavsif ediliyor.

O halde hayatta insan için, onun ruh ve beden sağlığı için; dünya ve âhiretini saadete çevirmek için uyulması gereken kurallar, kanunlar ve hü­kümler indirilmiştir. Bunların hepsine birden «hayat kanunları ve İlâhi ka­nunlar» denir. Mu’cize ve kerâmet bu kural ve hükümlerin dışında kalır.

Sözü edilen kural ve kanunlar, onlara bağlı hükümler değişmez. Öy­le ki, her şâhıs bunlara uymak zorundadır. Ama bu kural ve kanunlar kim­seye uymaz. O bakımdan nerede bulunduğunu, nereye gittiğini, hilkatinin hikmetini bilen kimseler, hayat kanunlarına ve ilâhî hükümlere uyarlar da hem dünyada, hem de âhirette mutlu ve bahtiyar olurlar.

Ancak sözü edilen kural ve kanunların tamamını biz yalnız aklımızla ve zekâmızla gözlem ve deneylerimizle çözüp anlayamayız. Aklımızı ilimle, bu ikisini dinle birleştirdiğimiz takdirde çözüm bulur ve gerçeği anlayabi­liriz.. Aksi halde hayatımız boyunca sünnetullaha ters bir ömür sürmüş olu­ruz ki bunun cezası bizi her iki hayatta da üzebilir ve bizi hüsrana uğratabilir.

İşte bu manayla «Hiçbir musîbet Allahʹın izni olmadan başa gelip çat­maz» diye buyurulmuştur.

HAKKʹA İMAN KALBİ DOĞRUYA ERİŞTİRİR

«Kim, Allahʹa imân ederse, Allah onun kalbini doğruya çevirir.. »

Kalbi ve düşünceyi, Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in teblîğ ve irşadıyla birleştirip doğruyu, iyiyi, fazîleti aramak, insanı imkân ve irâdenin son sı­nırına ulaştırır. Bu durumda kişi iyi niyeti ve samimi duygusu ölçüsünde İlâhî hidâyete erişebilir. Niyet hâlis olunca Cenâb-ı Hak onu Hakk’a uza­nan doğru yola eriştirir. Bu, sünnetullahın bir gereğidir ki meşiet-i İlâhîye ile yakından ilgilidir.

Nitekim onuncu âyetle bu inceliğe değinilmektedir. Arkasından Al­lah’a imanın gereklerinden biri olan, Allah’a ve Peygamberine itaâtın lü­zumu belirtilmekte ve imân edenlere en sağlam kıstas verilmektedir. Ak­sine bir yol tutanlara gelince: İtaâtsız bir imânın meyvasız bir ağaç gibi olduğu hatırlatılır. Hattâ Eş’ârîlere göre, öylesine bir imân noksandır ve kurumaya mahkûmdur.

Böylece Kur’ân-ı Kerîm’de verilen ana kurala göre: Peygamber’in ve dolayısıyla Onun yolunda yürüyen mürşitlerin ve ilim adamlarının görevi, Hakk’a uzanan doğru yolu gösterip tanıtmaktır. Doğru yola eriştirmek ise, ancak Allah’a aittir. On ikinci âyetle bu incelik çok anlamlı bir anlatımla belirtilmektedir.

ALLAHʹA GÜVENİP DAYANMAK İMANIN GEREĞİDİR

«Allah (vardır ve birdir). Hiçbir ilâh yok, ancak O vardır. Müʹminler ancak Allahʹa güvenip dayansınlar. »

Cenâb-ı Hak mutlak güven kaynağıdır. Hayatın her zerresi O’nun kud­retini yansıtmakta ve her sistem ve olay O’nun varlığının, birliğinin dam­gasını taşımaktadır. Allah’sız bir düzen, bir plân ve program düşünülemez. Birden fazla ilâh olmuş olsaydı, mevcut düzenin, kurulan sağlam denge­nin devamı mümkün olmazdı. Aralarında cereyan edecek üstünlük ve re­kabet duygusu çatışma ve kargaşalık doğurur; birinin yaptığını diğeri tah­ribe yönelirdi. Oysa kâinat kuruldu kurulalı, ilk düzen ve dengesini koru­makta ve en küçük bir yanlışlığa meydan verilmemektedir. Bu da yarata­nın bir olduğunun başlıca delillerinden biridir ki İslâm Akaidʹinde buna «Delil-i Temânu’i» denir. (Enbiyâ Sûresi: 22. âyetin tefsirine bakılması)

Gerçek bu olunca, O’na, evet sadece O’na güvenip dayanmak imânın gereği ve Müslüman olmanın teslimiyet derecesidir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerde, insanların başına gelen musîbetin de sünnetullah gereği cereyan ettiği konu edildi. Sonra da Allah’a ve Peygambere itaât üzerinde durularak, peygamberin görevinin sınırına dikkat çekildi. Arka­sından gerçek mü’minlerin her hâl-ü kârda Cenâb-ı Hakk’a güvenip da­yanmaları emredildi.

Aşağıdaki âyetlerle, mü’minin eşlerinden ve evlâdından kendisine düş­manlık besleyebilenlerin çıkabileceği konu ediliyor ve bu durumda da af­fetmenin İlâhî rızaya uygun olacağı hatırlatılıyor. Aynı zamanda kişinin mal ve evlâdının birer imtihan olduğuna atıf yapılarak, bu araçları amaç olarak kullanmamamıza işârette bulunuluyor. Sonra da Allah’a itaât em­rediliyor ve nefsin cimrilik ve ihtirasından uzak kalmamız tavsiye edilerek aydınlatıcı bilgi veriliyor.