Kehf Suresi 99-108. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا اَلَّذِينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فِي غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرِي وَكَانُوا لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا اَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِنْ دُونِي اَوْلِيَٓاءَ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَرِينَ اَعْمَالًا اَلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ذٰلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا اٰيَاتِي وَرُسُلِي هُزُوًا اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا خَالِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا

108.

O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.

Diyanet İşleri

100-101.

(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

102.

İnkar edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.

103-104.

(103-104) (Ey Muhammed!) De ki: "Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?"

105.

Onlar, Rab'lerinin ayetlerini ve O'na kavuşacaklarını inkar eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.

106.

İşte böyle. İnkar etmeleri, ayetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.

107-108.

(107-108) Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar için içlerinde ebedi kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

99- O gün onları bırakırız da dalgalanır halde kaynaşırlar. Sûrʹa üf­lenince onları hep biraraya getiririz.

100- 101- Beni anmak (öğüdümü kabullenmek) hususunda gözleri perdeli olup (Kurʹânʹı) dinlemeye tahammülleri olmayan kâfirlere o gün Cehennemʹi gösterip karşıkarşıya getiririz.

102- O küfredenler beni bırakıp kullarımı kendilerine yardımcı dost (ve ilâh) edineceklerini mi sanırlar? Şüphesiz ki Cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.

103- De ki, (Kıyâmet günü) amelleri cihetiyle en çok zarara uğra­yanları size haber verelim mi?

104- Onlar ki dünya hayatında inkârlarından dolayı işleri boşa git­miştir. Oysa onlar güzel-yararlı iş yaptıklarını sanıyorlar.

105- Onlardır ki, Rablerinin âyetlerini ve Oʹna kavuşmayı inkâr et­mişlerdir. O sebeple amelleri boşa gitmiştir. Kıyâmet günü onlar için bir tartı tutmayacağız.

106- İşte bu inkârlarından, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya al­dıklarından dolayı cezaları Cehennemʹdir.

107- İmân edip iyi-yararlı amellerde bulunanlara ise, Firdevs Cen­netleri onlar için konaktır.

108- Orada ebedî kalırlar; başka yere çıkıp gitmek istemezler.

İLGİLİ HADÎS

«Kıyâmet gününde irikıyım yağlı bîr adam getirilir de Allah katında o bir sivrisinek kanadına bile denk gelmez. İsterseniz, «Kıyâmet gününde on­lar için bir tartı tutmayacağız.. » âyetini okuyunuz. » (Buharî tefsîr: 6/18 - Müslim/münafıkîn: 18)

KIYAMETTEN BİR TABLO

«O gün onları bırakırız da dalgalanır halde kaynaşırlar. Sûr’a üflenince onları hep biraraya ge­tiririz. »

Kıyâmet gününde ikinci defa Sûr’a üfürüldüğünde bütün insanlar ve cinler kalkarlar. Herkes şaşkınlık içinde ne yapacağını, nereye gideceğini ve ne olacağını bilmez. Böylece diriltilip kaldırılmanın verdiği korku, heye­can, helecan ve şaşkınlık arttıkça artar; o yüzden insanlar dalgalar ha­linde bulundukları yerde kaynaşıp dururlar.

Sonra tekrar Sûr’a üfrülür ve insanlarla cinlerin hepsi biraraya ge­tirilip mahşer alanına sevkedilirler. Cehennemle kâfirler arasındaki engel­ler kaldırılır. Manzara çok korkunç ve ürkütücüdür. İnkârcılar da, müʹminler de Cehennemin ne korkunç ve ne kötü bir yer olduğunu anlarlar. Ne var ki, kâfirler henüz hesaba çekilmeden Cehennemi ve orada kendileri için hazırlanan yerlerini görürler. Mü’minler ise, Cennet’e giderken, Sırat’ı geçerken Cehennemi görürler ve ondan kurtuldukları için Rablarına hamd-u senâda bulunurlar.

Kâfirlerin hesaptan önce Cehennemʹdeki yerlerini görmelerine ge­lince, bunun iki sebebi vardır: Onlar dünyada iken İlâhî öğütleri almada gözleri perdeli idi. O kadar ki, Allahʹın adını anandan, din adına öğüt ve­renden nefret edip gözlerini başka yana çevirirlerdi. Kur’ân’ı dinlemeğe ise, hiç tahammülleri yoktu. Onların bu amellerine karşılık olmak üzere kıyâmet gününde Cehennem gözlerinin önüne getirilir.

İNSANLARI İLÂHLAŞTIRANLAR

«O küfredenler beni bırakıp kullarımı kendilerine yardımcı dost (ve ilâh) edineceklerini mi sanırlar?... »

Kur’ân burada önemli bir hususa dikkatimizi çekiyor. Şöyle ki: Al­lah’ı bırakıp O’nun kullarını tek kurtarıcı sayanların ve onları böylece ilâhlaştıranların ne kadar küçüldüklerine işârette bulunuyor. İnsanlığındaki kemâlatı, bedenindeki İlâhî sanatın eşsizliğini, ruhundaki kudretin kay­nağını, gözlerinin önüne serilen sayısız, fakat ölçülü nîmetleri, indirilen rahmet ve inâyetlerin tezahürlerini göremiyerek fânilerin önünde eğilen­lerin bu çok sakıncalı davranışları, onları ebedî saadet yurdu olan Cennet’e lâyık ve ehil olma derecesinden düşüreceğini ve kula kul olma gafletinde bulunan bu idrâksizler için amellerine uygun Cehennemʹin hazırlandığını haber vermek suretiyle ölmeden önce uyanmalarını istiyor. Çünkü insan şu kâinatın özü ve hulâsasıdır. Her şey Oʹnun için, o da Allahʹa kul olmak için yaratılmıştır. Kendisi için yaratılan eşyayı ilâhlaştırması büyük bir hak­sızlık, aynı zamanda hilkatinin hikmetine bütünüyle terstir. Kendisi gibi bir insanı ilâhlaştırması ise, insanlığa karşı büyük bir hakaret ve saygı­sızlık sayılır.

İNKÂRCILARIN DÜNYA HAYATINDAKİ AMELLERİ BÜTÜNÜYLE BOŞA GİTMİŞTİR

«De ki: (Kıyâmet günü) amelleri cihetiy­le en çok zarara uğrayanları size haber verelim mi?.... »

Allahʹın mülkünde, Oʹnun hazırlayıp verdiği yetenekler ve imkânlarla bir şeyler bulup icat edenler, -hizmetleri yaygın bile olsa- bunun karşılığı­nı tamamen dünyada almış bulunuyorlar. Çünkü her amel kişinin niyetine ve inancına göre değer kazanır ve karşılık görür. Yaptığı hizmet ve orta­ya koyduğu keşif ve icatlâ bütün kuvvet ve kudreti, başarı ve olumlu so­nuçları kendi şahsında bulup Allahʹı inkâr eden ve yaptığı iş ile sadece dünyada meşhur olmayı, belli makamlara yükselmeyi ve takdîr toplamayı plânlayanın âhirette iş ve amelleri boş ve anlamsız kalır. Mükâfatının ta­mamını -niyet ve inancına göre- dünyada elde ettiğine göre, öylesine âhi­rette bir nasip yoktur. Çünkü inkârcı mucit, sonunda amacına ulaşmış, arzuladığı şan ve şöhrete erişmiş ve beklediği takdiri toplamıştır. Gerçek bu olunca biz âhirette ona mükâfat vardır demeğe veya Cennetʹi ona lâ­yık görmeğe yetkili değiliz. Zateri kendisi de hem âhirete ve oradaki ni­metlere, mükâfatlara inanmıyor, hem de böyle şey beklemiyordu. Üstelik büyük bir nankörlük içinde bulunuyordu. Allah ise, ancak kendi rızası doğ­rultusunda iyi niyetle yapılan amelleri, ortaya konulan keşif ve icatları, verilen hizmetleri ve yapılan ibâdetleri kabul eder ve âhirette fazlasıyla mükâfatlandırır.

Şunu da hatırlatalım ki, kâinatta mevcut olmayan bir şeyi bulup icat etmek mümkün değildir. Cenâb-ı Hak kâinat plânına birtakım kanunları koymasaydı, yer altı ve yer üstü kaynakları, elementleri hazırlamasaydı, insan neyi bulup çıkarabilirdi veya neyi icat edip dehasını simgeliyebilirdi?

Buna birkaç misal verelim:

a) Cenâb-ı Hak gen denilen harikayı yaratmasaydı, hangi biyolog bu harikayı meydana getirebilirdi veya hangi ilim adamı o harikadan söz ede­bilirdi? Aynı zamanda hangi kimyacı ataların irsî meziyet ve kusurlarını bütün ölçüleriyle kendinde taşıyan öylesine küçük bir model ortaya ko­yabilirdi?

b) Cenâb-ı Hak yeryüzünde Uranyum (U-238) cevherini var kılmamış olsaydı, hangi uzman veya kahraman böyle bir cevher meydana getire­bilirdi veya mevcut olmayan bu cevheri nasıl bulup icat edebilirdi?

c) O sonsuz kudret sâhibi, atomu, atom çekirdeğini ve etrafında dö­nen elektronları var kılmamış olsaydı, hangi fizikçi onu bulup ortaya çı­karabilir veya hangi ilim adamı onun bir benzerini icat edebilirdi?

Görülüyor ki, ilim adamı ancak Allahʹın kendisine verdiği birtakım ye­teneklerini kullanmak suretiyle, yine Allah’ın varlık âlemine koyduğu bir­takım kanunları, düzenleri bulup ortaya çıkarabilmekte, mevcut olmayan bir şeyi var kılamamaktadır. O halde Allahʹın verdiği akıl, zekâ ve yete­neklerle, Allahʹın mülkünde, Allahʹın koymuş olduğu birtakım fiziksel, kim­yasal olayları bulup keşfeden ilim adamına yakışan nedir? Her şeyden ev­vel Cenâb-ı Hakkʹa yönelip şükretmesi gerekmektedir. Bunun aksine bir düşünce ve davranış, onun basiretsizliğine ve nankörlüğüne delâlet etmez mi?

Dinî bilgisi, Kur’ân kültürü kıt olanlar, o gibilerini Cennetʹin en üst köşesine oturtma cömertliğinde bulunurlar. Kimin nîmetini, hangi kıstas ve ölçüye göre kime lâyık görüyorlar?

Kur’ân bu konuda da kesin hükmünü bildiriyor: «Onlar ki inkârların­dan dolayı dünya hayatında işleri, amelleri boşa gitmiştir. Oysa onlar gü­zel bir iş yaptıklarını sanırlar. »

Kur’ân bu hükmünü biraz daha pekiştirip her türlü şüpheyi ve yanlış yorumda bulunmayı kaldırmak için tekrarlıyor: «Onlardır ki, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmişlerdir. O sebeple amelleri boşa gitmiştir. Kıyâmet günü onlar için bir tartı tutmayacağız. »

Neden? Zira tartı ancak, imânla beraber iyilik ve kötülüğü, sevap ve günahı olanlar içindir. İmânı olmayanın, âhirete yarar bir iyiliği de yok de­mektir. O halde küfür ve sapıklığı tartmanın gereği yoktur.

İMÂN VE SÂLİH AMEL

«İman edip iyi, yararlı amellerde bulunanlara ise, Firdevs Cennetleri onlar için konaktır. »

İman, Allah ile kulu arasında tek bağlantıdır. Amel-i sâlih, yani iyi, yararlı iş ve ameller ancak bu bağlantıyı kuvvetlendiren faktörlerdir. Di­ğer bir deyimle, bunlar imânın en tabii ürünleridir. Sütteki yağ, topraktaki altın, ağaçtaki kök ve gövde ne ise, iyi-yararlı işlerdeki imân da odur.

Bunun için Kur’ân, imân bağlantısını sağlayıp Allah ile mânevî irtibat kuran müʹminlerin iyi ve yararlı amellerinin boşa gitmeyeceğini belirterek Firdevs cennetinin onlara konak olarak hazırlanıp tahsis edildiğini müjde­lemektedir.

CENNET’E GİRENLER BAŞKA BİR YERE GİTMEK İSTEMEZLER

«Orada ebedî kalırlar; başka yere çıkıp git­mek istemezler. »

Bunun nedeni gayet açıktır: Cennet, her yanıyla ve her nîmetiyle Al­lahʹın kudret eliyle dekore edilmiştir. Aynı zamanda Cenâb-ı-Hakkʹın kud­reti sonsuz ve sınırsızdır. Tecellilerinin ardı-arkası yoktur. Her an tecellide bulunacağına göre, Cennet her an değişik manzaralara bürünmekte ve birbirinden güzel, çekici görüntüler vermektedir. O bakımdan bıkkınlık, daha iyisini düşünmek veya aramak söz konusu değildir. Çünkü daha gü­zelini ve iyisini düşünmek mümkün değildir. O bakımdan Cennetʹe girenler, ebedî selâmet yurduna kavuşmanın her ân tazeliğini ve ilk heyecanını du­yar ve duydukça da Allah’a hamd ederler.

Cennet’in bu tazeliğini kaybetmeyen güzelliğini bir misal ile açıkla­mamız gerekirse, herhalde Kurʹân’ı gösterebiliriz. Kur’ân bütünüyle Allah kelâmı olduğu ve O’nun kudret kalemiyle yazılıp Hz. Muhammedʹin kalbi­ne Cibril vasıtasıyla ilka edildiği içindir ki, okundukça tazeliği artmakta, incelendikçe zevk vermekte, yeni yeni bilgiler ilham etmekte ve asırların geçmesiyle parlaklığından hiç bir şey kaybetmemektedir. Çünkü Allahʹın kudret kalemiyle hazırlanıp öylece yeryüzüne indirilmiştir. Her kelimesi ve âyeti Hakkʹın kelâm sıfatının yüksek tecellisini terennüm etmekte, her sû­resi Oʹnun söz hâzinesinin ayrı bir cevherini yansıtmaktadır.

İşte Cennet de böyle...

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmetin ilk safhalarından biri tasvîr edildi. Al­lah kelâmıyla amel etmeyen inkârcılar uyarıldı; kıyâmette onlar için hazır­lanan azâp hatırlatılarak ölmeden önce dönüş yapmaları istenildi. İyi, ya­rarlı amellerde bulunan mü’minler ise, Firdevs cennetleriyle müjdelendi.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın sözlerinin, Oʹnun yüksek kudretinden kaynaklandığı için yazmakla bitmiyeceği, denizler mürekkep olsa yine de buna yetmiyeceği açıklanıyor. Böylece O’nun sözlerinden bir kısım olan Kur’ân’ın kıyâmete kadar insanın maddî ve mânevî ihtiyaçlarına cevap ve­recek, çare getirecek kudrette olduğuna işâret ediliyor. Her asırda tefsîr edilmesinin gereği üzerinde kapalı şekilde durulup ilim adamlarına ilhâmda bulunuluyor. Sonra da Kurʹânʹı insanlara teblîğ eden Hz. Muhammed’in (A. S. ) bir insan olduğu belirtilerek aradaki farkın sadece O’na Allahʹın bir olduğuyla ilgili vahiy indiği bildirilerek, Hıristiyanların İsa Peygamberi ilâhlaştırmalarının çok büyük bir günah ve suç olduğuna dolaylı şekilde tel­mihte bulunuluyor ve Hz. Muhammed’in (A. S. ) ilâhlaştırılmaması bilhassa tenbih ediliyor. En yüce dost olan Allah’a kavuşmayı dileyenlerin ancak Oʹna kulluk ederek, iyi yararlı amellerde bulunmaları emrediliyor.