Enbiya Suresi 101-104. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ اَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْاَكْبَرُ وَتَتَلَقّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ هٰذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا اِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

104.

Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

Diyanet İşleri

102.

Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.

103.

En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

104.

Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

101- Şüphesiz ki bizden kendilerine en güzel (en doyurucu mutlu­luk) sözü verilmiş olanlar (var ya), işte onlar Cehennem’den uzak tutul­muşlardır.

102- Cehennem uğultusunu da duymazlar ve onlar canlarının çek­tiği nimetler içinde ebedîdirler.

103- En büyük dehşet salan korku onları üzmez. Melekler onları karşılar da «bu size söz verilen gündür! » (derler).

104- O gün göğü, kitap (sahifelerini ya da formalarını) katladığımız gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi -üzerimize gerekli bir vaʹd olarak- tekrar (yaratıp) geri çeviririz. Şüphesiz ki biz (böyle) yaparız.

İLGİLİ HADÎSLER

«Ey insanlar! Şüphesiz ki yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. «İlk yaratmaya başladığımız gibi, öylece yaratıp geri çeviririz.. » (Buharî/tefsîr: 2/39, rikak: 44, tevhîd: 6- Müslim/münafıkîn: 23- İbn Mâce/mukaddeme: 13- Dâremî/rikak: 80- Ahmed: 2/348)

«Şüphesiz ki Allah, kıyâmet gününde yerleri tutup kudret eline ala­cak; gökler de Oʹnun (kudretini sembolize eden) sağ elinde olacak.. » (Müslim/cennet: 56- Buharî/enbiyâ: 8, 48, kıyâmet: 3, tefsîr: 2/180- Nesâî/cenâiz: 118, 119- Ahmed: 1/223, 229, 235- 3/95- 6/53)

SAMİMİ İMAN VE SÂLİH AMEL

«Şüp­hesiz ki bizden kendilerine en güzel (en doyurucu mutluluk) sözü verilmiş olanlar (var ya) işte onlar Cehennemʹden uzak tutulmuşlardır.. »

Şüphesiz ki samimi imân ve onun ürünü olan sâlih amel, bu en güzel mutluluk müjdesinin ortamını hazırlayan temel esaslardır. Allahʹın başa­rılı kılma lûtfu erişince, bu esaslara sahip olanlar Cehennemʹden uzak tutulurlar. İçlerinde büyük ümit doğuran, ruhlarına aralıksız gıda sunan gerçek imân, dünyada Cennetʹi onların gönüllerinde oluşturmuştur. Âhi­rette gönüllerindeki bu imân ve irfan cenneti, sonsuz nimetlerle süslü maddî cennete dönüşür. O kadar ki, o bahtiyarlar Cehennem uğultusunu bile duymazlar. Canlarının çektiği nîmetler içinde ebedileşirler. Çünkü dünyada nefislerinin çektiği her türlü haram ve şüpheli şeylerden kaçın­mışlardı.

Bütün bu va’dler, birer aldatma, ümitlendirme değildir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın buna hiç ihtiyacı yoktur. O ezelde kurduğu kâinat düzenini aksat­madan hedefine doğru götürmektedir. Ancak bu düzende en önemli unsur mutlaka insandır. Onun varlığıyla düzen değer, anlam ve hikmet kazanı­yor. O bakımdan dünya hayatında da her şey insan için hazırlanmıştır; âhiret hayatı da bütünüyle onun için kurulmuştur.

İnsanoğlu, kendi değer ölçüsüne bu açıdan baktığı takdirde, Allahʹın kendisini ne kadar aziz ve şerefli yarattığını ancak anlayabilir ve niçin ya­ratıldığının anlam ve hikmetini kavrayıp öğrenebilir.

EN BÜYÜK DEHŞET SALAN KORKU

«En büyük dehşet salan korku onları üzmez. »

Bir daha Sûr’a üflenip kabirlerden kalkış, görülecek bir manzaradır. Bir anda dehşet salan bir korku etrafı kaplar; başlar döner, gözler bir nok­taya dikilip kalır. Ama dünya hayatında Allah’tan korkup ömrünü ona gö­re düzene sokup disipline eden mü’minleri, bu dehşet salıcı manzara üz­mez. Rahmet melekleri onları karşılar da «Bu size vaʹdedilen gündür» der­ler ve mü’minleri rahatlatırlar.

GÖĞÜN DÜRÜLÜP KATLANMASI

«O gün göğü kitap (sahifelerini, ya da formalarını) katlar gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi -üzerimize gerekli bir vaʹd olarak- tekrar (yaratıp) geri çeviririz. Şüphesiz ki biz böyle yaparız.. »

Kur’ân bu anlatımla, yaratmaya ilk başlandığı duruma dönüleceğini açıklıyor. Günümüzde, gerek ay, gerekse düşen meteorlar üzerinde yapı­lan ciddi araştırmalardan, yerin ve göklerin, yani bunlardaki cisimlerin tek parça halinde olduğu; sonraları İlâhî plân ve proğram gereği parçalanıp bugünkü duruma getirildiği anlaşılıyor. Kıyâmetin kopması ise, mevcut düzenin bozulması ve canlı adına her şeyin son bulması demektir. Bu du­rumda gök cisimlerinin biraraya getirilip kitap sahifeleri gibi üstüste ko­nulup katlanması, ilk yaratıldığı şekle sokulması anlamına gelir.

Sonra da âhiretteki ölümsüz bir hayata uygun şartları ve ortamı oluş­turacak yeni bir düzen kurulur. Bunun sebebi gayet açıktır: Bugünkü mev­cut sistemler ve düzenler, insan hayatını bir süre devam ettirmeğe, onun ihtiyaçlarını karşılayacak nesneleri periyodik olarak vermeye yönelik bir ölçüdedir. Âhiret hayatı ise, sonsuzdur ve ölümsüzdür. O bakımdan kurula­cak olan yeni düzenin buna cevap verecek bir plân ve proğramda olması gerekir.

İkinci düzen hemen kurulacak mı?

İlk yaratılmada tekâmül söz konusu olduğu gibi, ikinci yaratmada da aynı şeyi düşünebilir miyiz? Bu konuda kesin bir şey söylemek çok zor. Ancak ilk yaratılışta, insanın yararlanabileceği kaynakların oluşması için uzun bir süreye ihtiyaç vardı. O bakımdan yerküre beş-altı jeolojik de­vir geçirdikten ve gerekli kaynaklar oluştuktan sonra insan yaratılmıştır. Âhiret’te ise, buna gerek yoktur. Çünkü Cennet ve Cehennem çok önce­den hazırlanmıştır. Yeniden hazırlanacak bir hayat düzeni, sadece mev­cut sistemlerle ilgilidir. O halde yerin ve göklerin katlanmasından hemen sonra yeni sistemlere dönüşmesi düşünülebilir. Kurulan yeni sistem ve dü­zen içinde Cennet ve Cehennem de plâna uygun hazırlanan yerlerini almış olurlar. Allah daha iyisini bilir. (Bilgi için bak: Enbiyâ Sûresi: 30. âyetin tefsiri)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, mü’minler için hazırlanan uhrevî mükâfatlardan bir kısmı açıklandı ve dünya hayatından amacın ne olduğuna parmak ba­sılarak iyi düşünmemiz ilhâm edildi. Sonra da kıyâmet olayıyla göklerin katlanacağına dikkatler çekilerek ilk yaratılış plânı hakkında temel bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, yeryüzüne veya âhiretteki saadet yurduna kim­lerin vâris kılınacağına temas ediliyor ve Zebûrʹda bununla ilgili belge­nin bulunduğuna dikkatler çekiliyor. Sonra da Peygamber’in (A. S. ) insan­lara rahmet olarak gönderildiği konu edilerek, dünyada da, âhiret yurdun­da da mutlu olabilmenin tek yolunun o rahmete uymak olduğu dolaylı şe­kilde anlatılıyor. Arkasından yakın gelecekte küfrün baş aşağı geleceği ve mü’minlerin dünya sahnesinde lâyık oldukları yeri alacakları anlatılarak, o gün gelmeden İlâhî rahmetin havasına girmenin lüzumuna işârette bu­lunuluyor.