O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.

مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُؤُ۫سِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَاَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَاءٌ

muhTiǐyne muḳniǐy ru'ūsihim lā yerteddu ileyhim Tarfuhum ve ef'idetuhum hevā'un

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1مُهْطِعِينَmuhTiǐyneه ط عİleriye doğru acele etmek, bir noktaya sabit bakarak korkuyla ilerlemek. ahta'a - devenin boynunu uzatarak hızlı yürümesi.koşarlar
2مُقْنِعِيmuḳniǐyق ن عMemnun olmak, kişinin ulaşabileceği şeylerle yetinmek, daha fazlasını aramamak, bazı çekincelerle dilenmek, içtenlikle yalvarmak. Qani'un (çoğul: qunna'un) - yardıma muhtaç olduğu halde dilenmeyip kanaat eden kişi. Muqni'un (fiil 4) - başını kaldıran kişi. Aqna'a - (başı) kaldırmak, boynu uzatmak.dikerek
3رُؤُ۫سِهِمْru'ūsihimر ا سBaş, reis/komutan/hükümdar/vali/prens, kafasına vurmak, birini yönetici yapmak, yüksek rütbe/duruma gelmek, en yüksek veya en üst kısım, paranın ana/temel miktarı, başlangıç veya ilk kısım, kalabalık ve güçlü insan topluluğu.başlarını
4لَا
5يَرْتَدُّyertedduر د دGeri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek, karşılık vermek, cevaplamak. Maraddun - dönülen yer. Mardud - eski haline getirilmiş, önlenmiş. İrtadda (8. fiil) - geri dönmek, tekrar dönmek, iade edilmek. Taradda (5. fiil) - tedirgin olmak, ileri geri hareket etmek.dönmez
6اِلَيْهِمْileyhimkendilerine
7طَرْفُهُمْTarfuhumط ر فDüşmanın hattının uç noktasına saldırmak, bir şey seçmek, uç nokta, kenar, yan/bitişik/dış kısım, taraf, sınır, son, yeni edinilen, yakınlık, kenar bölgelerbakışları
8وَاَفْـِٔدَتُهُمْve ef'idetuhumف ا دKalpte incinmek, kalp hastalığına yakalanmak, kalpten vurulmak. Hareket, harekete geçirme. Yakıt söz konusu olduğunda; yanmak, yanıp tükenmek, parlak veya şiddetli yanmak, alevlenmek veya alev almak: ve kalp için söylendiğinde; coşku veya hevesle heyecanlanmak. Kalp, zihin/akıl, zihin keskinliği/açıklığı.ve yüreklerinin içi de
9هَوَاءٌhevā'unه و يKuş gibi avına doğru dik inmek, yok olmak, mahvolmak, yıkmak, yok etmek, ortadan kaybolmak, özlem duymak, hayal etmek, kandırmak, baştan çıkarmak, savrulmak, düşük tutkuyla ilham vermek, arzular/hayallerbomboştur

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

O gün, başları göğe çevrilmiş, koşup dururlar, göz çevirip kendilerine bile bakmazlar ve yürekleri bomboştur.

Abdulkadir Gölpınarlı

O gün, başları göğe çevrilmiş, koşup dururlar, göz çevirip kendilerine bile bakmazlar ve yürekleri bomboştur.

Adem Uğur

Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.

Ahmed Hulusi

(İşte o gün onlar) zillet içinde bakarak, başlarını dikerek (yardım arayışında) koşuşur haldedirler. . . Kendilerini göremez bir haldedirler! Ne düşüneceklerini bilemezler!

Ahmet Tekin

O gün onlar, kalpleri, zihinleri bomboş olarak, kendilerine göz ucuyla bile bakamaz bir durumda, başları göğe dikilmiş bir vaziyette medet beklercesine davet edene doğru koşarlar.

Ahmet Varol

(O gün) başlarını dikerek koşarlar. Gözleri hiç kendilerine doğru dönmez. Kalpleri ise bomboştur.

Ali Bulaç

Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur.

Ali Fikri Yavuz

Öyle ki, başlarını dikerek koşacaklar; gözleri, kendilerine bile dönüp bakamıyacak. Kalblerinin içi ise, hayır namına her şeyden boştur.

Ali Rıza Safa

Başları yukarı kalkmış, bakışları kendilerini bile göremeyecek denli çarpılmış ve yürekleri bomboş olarak koşacaklardır.

Bayraktar Bayraklı

O gün başlarını dikerek koşarlar; bakışları kendilerine dönmez. Yüreklerinin içi de bomboştur.

Bekir Sadak

O gun baslari kalkmis, gozleri kendilerine donemeyecek sekilde sabit kalmis, gonulleri bombos halde kosup duracaklardir.

Celal Yıldırım

(O gün) başları yukarıya dikilmiş, gözlerini kendilerine (bile) çevirip bakamazlar; kalbleri de bomboş halde koşarlar.

Diyanet İşleri

O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.

Diyanet İşleri (eski)

O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.

Diyanet Vakfi

Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez ve yüreklerinin içi bomboş hava kesilir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Başlarını dikerek koşarlar, nazarları kendilerine dönmez, ve yüreklerinin içi bom boş heva kesilmiştir

Erhan Aktaş

Başlarını yukarı dikerek, bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Başlarını yukarı dikerek, bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bakışlarını yukarı dikerek, bakışları sabit bir şekilde umutsuzca koşarlar.

Fizilal-il Kuran

O gün onlar havaya dikilmiş başları ile, hiçbir tarafa bakamayan donuk gözleri ile duyarlıktan yoksun, bomboş gönülleri ile hızlı hızlı koşarlar.

Gültekin Onan

Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Yürekleri (efidetühüm) (sanki) bomboştur.

Hamdi Döndüren

O gün onlar, başları yukarı kalkmış, korkudan gözleri donup kalmış ve kalpleri bomboş hâlde, oraya buraya koşup duracaklardır.

Hasan Basri Çantay

(O haldeki) hepsi de başlarını dikerek koşacaklar. Gözleri kendilerine bile dönüb bakamayacak. Kalblerinin içi ise (müdhiş korkularından dolayı akıldan) bomboşdur.

Hasib Asutay

(O gün) başlarını dikerek koşarlar. Bakışları kendilerine dönmez ve yürekleri de bomboştur.

Hayrat Neşriyat

(O gün onlar, artık) başlarını (kendilerine her seslenene) korkuyla kaldıranlar olarak(çağrıldıkları yere) koşacak olan kimselerdir; (öyle ki) bakışları kendilerine (bile) dönemez. Kalbleri ise bomboştur (kapıldıkları dehşetten dolayı hiçbir şey anlamazlar).

İbni Kesir

O gün; başları kalkmış, gözleri kendilerine dönmeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş olarak koşup duracaklardır.

Mehmet Okuyan

Kalpleri bomboş olarak bakışlarını kontrol edemez şekilde, (panik içinde), (akılları başlarından gitmiş) başları yukarı dikilmiş bir durumda (davetçiye doğru) seğirtip koşarlar.

Muhammed Esed

O Gün onlar, başları (bir medet ararcasına) yukarı kalkık, bakışları kendi hallerini göremeyecek kadar çarpılmış, ve kalpleri bomboş, oradan oraya koşuşup dururlar.

Mustafa İslamoğlu

(O gün) onlar arkaya kaykılmış başları, yuvalarına bir türlü dönmeyen fırlamış bakışları ve tamtakır yürekleriyle panik içinde seğirtip dururlar.

Ömer Nasuhi Bilmen

(Öyle ki) Başlarını yukarıya dikerek koşarlar. Gözleri kendilerine dönüp bakamaz ve yürekleri ise bomboş hava kesilmiş bulunur.

Ömer Öngüt

Başlarını dikerek koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönüp bakamayacak şekilde sabit kalmış. Gönülleri ise bomboştur.

Suat Yıldırım

O gün onlar başlarını dikmiş, gözleri donup kalmış, kalpleri bomboş koşup dururlar.

Süleyman Ateş

(O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).

Süleymaniye Vakfı

O gün başları dik, gözleri fal taşı gibi açık ve gönülleri /içleri bomboş bir halde koşarlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

O gün kafaları ikna edilmiş, gözleri kırpılmaz halde ve gönülleri arayış içinde boyun eğmiş olurlar.

Şaban Piriş

Gözleri, bakışları kendilerine dönemeyecek şekilde donuklaşmış ve başları dikilmiş olarak dururlar. Gönülleri ise bomboş...

Tefhim-ul Kuran

Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Kalbleri de (sanki) bomboştur.

Ümit Şimşek

O gün onlar başlarını dikmiş, kendilerine bakacak halleri kalmamış, kalpleri havalanmış, koşuşup durmaktadırlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Başlarını dikerek koşuşurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boşalmıştır.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Belə ki, onlar başlarını yuxarı qaldırıb, durar, gözlərini də qırpa bilməzlər. Onların qəlbləri də bomboşdur. (Ürəkləri duyğusuzdur, orada xeyirdən heç bir əsər-əlamət yoxdur).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie werden hinstürzen mit hochgereckten Köpfen, weit aufgerissenen Augen und leeren Herzen.

Almanca — Der Edle Quran

(sie kommen) hastend, die Köpfe hochhebend; ihr Blick kehrt nicht zu ihnen zurück, und ihre Herzen sind leer.

Almanca — M. A. Rassoul

Angstvoll eilen sie vorwärts, mit hochgereckten Köpfen, (und) ihr Blick kehrt nicht zu ihnen zurück, und ihre Herzen sind leer.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie werden ängstlich hineilen mit hochgehaltenen Köpfen, ohne daß ihre Wimpern dabei auch nur zucken. Und sie sind verwirrt.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They rush at an excessive pace with hearts sinking in their shoes, lifting up their heads in supplication for forgiveness. Their eyes cannot wink, they are fixedly gazed wide open in terror and their hearts are empty of intellect and of all hope.

Abdul Haleem

They will rush forward, craning their necks, unable to divert their eyes, a gaping void in their hearts.

Abdullah Yusuf Ali

They running forward with necks outstretched, their heads uplifted, their gaze returning not towards them, and their hearts a (gaping) void!

Abul A'la Maududi

when they shall keep pressing ahead in haste, their heads lifted up, their gaze directed forward, unable to look away from what they behold, their hearts utterly void.

Aisha Bewley

rushing headlong – heads back, eyes vacant, hearts hollow.

Al-Hilali & Khan

(They will be) hastening forward with necks outstretched, their heads raised up (towards the sky), their gaze returning not towards them and their hearts empty (from thinking because of extreme fear).

Ali Quli Qarai

Scrambling with their heads upturned, there will be a fixed gaze in their eyes and their hearts will be vacant.

Amatul Rahman Omar

They will be running in panic with their necks outstretched and heads erect, they will not be able to wink their eyes, and their hearts (utterly) void (of courage and hope).

Arthur John Arberry

when they shall run with necks outstretched and heads erect, their glances never returned on themselves, their hearts void.

Bijan Moeinian

They will rush (to the appointed place) in terror with their heads up-lifted. Their eyes will not even blink and they will be absolutely horrified.

E. Henry Palmer

Hurrying on, raising up their heads, with their looks not turned back to them, and their hearts void;

Edip-Layth

They will approach with their heads bowed, their eyes will not blink, and their hearts will be void.

George Sale

They shall hasten forward, at the voice of the angel calling to judgment, and shall lift up their heads; they shall not be able to turn their sight from the object whereon it shall be fixed, and their hearts shall be void of sense, through excessive terror.

Hamid S. Aziz

Running on, necks outstretched, heads uplifted, their gaze returned to them, and their heart void;

Mahmoud Ghali

Hurrying with their heads protruding, their glances not returning towards them, and their heart-sights (as) air.

Marmaduke Pickthall

As they come hurrying on in fear, their heads upraised, their gaze returning not to them, and their hearts as air.

Mohamed Ahmed - Samira

(And) they would hasten forward, heads lifted upwards, gazes fixed, and emptied out their hearts.

Muhammad Asad

the while they will be running confusedly to and fro, with their heads upraised [in supplication], unable to look away from what they shall behold, and their hearts an abysmal void.

Mustafa Khattab

rushing forth, heads raised, never blinking, hearts void.

Progressive Muslims

They will approach with their heads bowed, and their eyes will not blink, and their hearts will be void.

Sahih International

Racing ahead, their heads raised up, their glance does not come back to them, and their hearts are void.

Sam Gerrans

Straining forward, their heads uplifted; their gaze not returning to them, and their hearts void.

Shabbir Ahmed

They will be on the run to and fro with their heads uplifted in tension as they stare at what they behold, and their hearts vacant of all hope.

Syed Vickar Ahamed

(They will be) running forward with necks hung out, their heads torn away, their looks not coming back towards them, and their hearts a (large open) hole!

Taqi Usmani

They shall be rushing with their heads raised upward; their eyes shall not return towards them and their hearts shall be hollow.

The Monotheist Group

They will approach with their heads bowed, and their eyes will not blink, and their hearts will be void.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Wê rojê) Ew bi lez in, serê wan berbijor in, çavên wan zîqmayî ne, li wan venagerin. (Ji tirsa ezabê) dilê wan jî vala ye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

terwijl zij zich voortspoeden met hun hoofden uitgestoken, hun oogleden die zich niet sluiten en hun harten leeg (van schrik).

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij zullen zich haasten vooruit te komen, als de stem des engels tot het oordeel zal oproepen; zij zullen hunne hoofden opheffen, maar zij zullen niet in staat zijn hun gezicht af te wenden van het voorwerp, waarop dat zal zijn gevestigd, en hunne harten zullen ledig wezen.

Hollandaca — Siregar

Zij hassten zich met opgeheven hoofd, teirwijl hun ogen niet knipperen en terwijl hun harten leeg zijn.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(И воскресшие) устремятся (к месту сбора) торопливо [ни на что не обращая внимания] с поднятыми вверх головами. Не возвращаются к ним их взоры, и сердца их – пусты [от страха лишены чувств].

Rusça — Osmanov

побегут поспешно, запрокинув головы, с неподвижным взором и опустевшим [от страха] сердцем.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

där de skyndar fram med sträckt hals och utan att kunna ta ögonen från (de fasansfulla synerna) - med (en isande) tomhet i hjärtat.