TÂRIK SÛRESİ
Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 20/1-Lübabu’t-te’vîl: 4/368)
Birinci ve ikinci âyetinde «Târik» adlı yıldızdan söz edildiğinden bu aynı zamanda sûrenin de ismi olmuştur.
Âyet sayısı: 17
Kelime »: 72
Harf »: 291 (Nizamuddin Nisabûrî/Garâibu’l-Kur’ân: 20/64)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Her canlı üzerinde mutlaka bir koruyucunun bulunduğu konu ediliyor. Böylece insanları koruyup gözeten vazifeli meleklere işâretle insanın başı boş bırakılmadığı dolaylı şekilde anlatılıyor.
2- İnsanın biyolojik olarak nasıl yaratılıp kademe kademe geliştirildiğine değinilerek, insan türünde hiçbir değişiklik, türden türe geçiş olmaksızın tekâmül ettirilerek baba sulhundan ana rahmine intikal ettirildiği ve öylece basamak basamak gelişip ahsen-i takvîm düzeyine getirildiği ana fikir mahiyetinde bildiriliyor.
3- Böylece insanı yaratıp öldüren O yüce Kudret sâhibi Allah’ın, onu diriltip ikinci hayata kaldıracağına inanmanın lüzumu öğütleniyor.
4- Kurʹânʹın hakkı bâtıldan kesin şekilde ayırıp belirleyen bir kitap olduğuna parmak basılarak bu kitap hakkında ciddi araştırma ve inceleme yapmamız ilhâm ediliyor.
5- Kâfirlerin İslâm aleyhine kurmaya çalıştıkları tuzağın ve çevirdikleri entrikaların, İlâhî plân ve proğram karşısında söneceği, tesirsiz kalacağı ve sonunda İlahî azap hükmünün ineceği hatırlatılarak müşrikler uyarılıyor, müʹminler de teselli ediliyor.
MEÂLİ:
1- Göğe ve Târık’a and olsun.
2- Târık’ın ne olduğunu bilir misin?
3- O ışıklar saçarak karanlığı delip geçen yıldızdır.
4- Hiçbir canlı yoktur ki üzerinde koruyup gözeten bulunmasın.
İLGİLİ HADÎS
«Her müʹmin kula 360 melek müvekkel kılınmıştır. Bunlar onun gücünün yetmediği (belâ ve felâketlerin) çoğunu kendisinden savarlar. Meleklerden dokuz tanesi gözle ilgilidir ki yaz gününde bal çanağından sinekleri kovaladığınız gibi, (birtakım) zararların önüne geçip kovarlar. Eğer onlar ortaya (tecessüm edip) çıkmış olsaydı kendilerini derelerde, bayırlarda ellerini uzatmış ve ağızlarını açmış vaziyette görebilirdiniz. O bakımdan şayet kul kendi haline bırakılmış olsaydı, şeytanlar onu hemen çarpıp yok ederlerdi. » (Taberânî: Ebû Ümâme (R. A. )den. (Hadîs zayıftır))
HER CAN ÜZERİNDE KORUYUP GÖZETEN MELEK VARDIR
«Göğe ve Târık’a and olsun.... Hiçbir canlı yoktur ki üzerinde koruyup gözeten bulunmasın. »
Göğe ve Târık’a yemin edilerek buyuruluyor ki: Her canlı veya her insan üzerinde, onun düşünce, niyet, söz ve davranışını görüp gözeten mutlak bir kudret ve sonsuz ilim sâhibi olan Allah vardır ki O, Rabbi’l-âlemîndir. Diğer bir yorumla, her insan üzerinde onun söz ve davranışlarını görüp gözeten, tesbit edip yazan koruyucu melek bulunuyor. Cenâb-ı Hak ise, bütün görüp gözetenlerin, koruyup tesbit edenlerin, yazıp sahifelere geçirenlerin üstünde görüp gözeten ve her iş ve olayı, her düşünce ve niyeti en iyi bilip tesbit edendir.
Âyette geçen «hâfız» sıfatından maksat, kişinin amelini görüp yazan; onu görüp gözeten ve çoğulu «hafeze» diye anılan çok şerefli kâtip meleklerden herbiri olabileceği gibi, bu kavramdan bizzat Cenâb-ı Hakk’ın kasdedildiği de söylenebilir.
Zira Kurʹânʹda konuyla ilgili diğer âyetleri de biraraya getirdiğimiz zaman bu iki yorumun da uygun olduğunu görmekteyiz. Şöyle ki:
«Şüphesiz ki Allah, üzerimizde (kusursuz) gözetleyici ve koruyucudur. » (Nisa Sûresi: 1)
«Senin Rabbin her şeyi görüp gözetendir. » (Ahzab Sûresi: 52)
«Şüphesiz ki Rabbin her şeyi gözetip koruyandır. » (Sebe’ Sûresi: 21)
«Ama Allah en hayırlı koruyucudur. » (Hûd Sûresi: 57)
«And olsun ki insanı yarattık ve nefsinin ona ne gibi vesveseler verdiğini biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınızdır. » (Kaf Sûresi: 16)
Meâlini verdiğimiz bu beş âyet, konumuzu oluşturan 4. âyeti açıklamaktadır.
«Kulları üzerinde kudret ve saltanatıyla O hep üstündür. Size hafeze (işlediklerinizi yazıp koruyan melekler) gönderir.. » (En’âm Sûresi: 61)
«Şüpheniz olmasın ki üzerinizde koruyucular, şerefli saygıdeğer kâtip (melek)ler vardır. Onlar yaptıklarınızı bilirler. » (İnfitar Sûresi: 10, 11)
Bu iki âyet de sözü edilen 4. âyeti -ikinci yoruma göre- açıklamaktadır.
Böylece insanın başıboş, kontrolsüz olmadığı, onun her an hem Cenâb-ı Hakk’ın, hem de görevlendirdiği meleklerin koruması, gözetmesi altında bulunduğu belirtilmekte ve herkesin günlük hayatını bu İlâhî beyânın ışığı altında düzene sokmasının lüzumuna işâret edilmektedir.
Şüphesiz insanı ahlâklı, düzenli, disiplinli, dengeli ve âdil yapan mânevî müeyyidelerden biri de budur. O bakımdan çocuğun aklı erince kalbine ve dimağına eğitim ve öğretim yoluyla işlenecek temel inançların başında bu gerçeğin geldiğini unutmamamız gerekmektedir. Zira çocuk belirtilen yaşa gelince, sevgi ve ilgi istediği kadar, disiplin de ister. Ancak onu eğitmede de, disiplinli bir düzeye getirmede de hep sevgi metoduyla hareket etmemizde büyük yararlar söz konusudur.
Bunun için çocuk terbiyesiyle ciddi şekilde meşgul olan uzmanların şu sözü her zaman geçerli ve değerlidir: «Çocuklarınızı yetişkin çağa geldikleri zaman değil, daha küçük yaşlarda iken saymaya, değer verip sevgi yoluyla düzenli düzeye getirmeye başlayın. »
TÂRIK VE SÂKIP
Târık, «tark» kökünden türetilen isimdir. Arapçada buna «ism-i fâil» denilir. Tark, bir alet veya herhangi bir cisimle vurmak anlamına gelir. Yürümekte olduğumuz yola da, ayaklarımızı vurduğumuz için «tarîk» denilmiştir.
Ayrıca geceleyin gelip kapıyı çalan kimseye de «târik» denildiğini hem hadîslerden hem de lügat kitaplarından öğrenmekteyiz. Sabahleyin ortaya çıkan parlak yıldıza da, parlaklığıyla göze çarptığından dolayı bu isim verilmiştir. Nitekim «Târik»ın tarifini Kurʹân yaparken «en-necmü’s- sâkıb» demiştir ki bu, onun parlaklığının karanlığa çarpıp delerek geçtiğine ve aynı zamanda bakanların hemen gözüne çarptığına delâlet etmektedir.
Bununla beraber, husus değil, umum ifade ettiğini söyleyenlere göre, herhangi parlak ve yüksek görünümde olan yıldıza da «târik» denilebilir.
Bu yoruma göre, «en-necm» ismi üzerindeki «elif-lâm» ahd için değil, cins içindir ve bu açıdan her parlak olup göze çarpan yıldız «târık» isminin kapsamına girmektedir.
Bu manayla, Cenâb-ı Hak her nefis üzerinde koruyup gözetenin bulunduğunun önemini belirtirken iki şeye yemin etmektedir: Gök ve parlak yıldız.. Zira bu ikisi de her yönleriyle İlâhî kudretin erişilmezliğini; O’nun varlığını ve birliğini yansıtmakta ve kurulan İlâhî sistem ve düzenin şaşmazlığını göstermektedir. Yeter ki idrâk eden gözler, anlayan kalpler ve düşünen kafalar bulunsun.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle her insan ve her canlı üzerinde onu koruyup gözeten, amellerini tesbit edip yazan meleklerin bulunduğu haber verilerek, özellikle insanoğlunun başıboş, gayesiz ve amaçsız bırakılmadığı; aynı zamanda bu canlının Allah yanında çok büyük bir kıymeti hâiz olduğu, o bakımdan meleklerin bile onun hizmetine sevkedildiği kısa fakat çok anlamlı bir cümleyle belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle insanın yaratılışındaki inceliğe dikkat çekiliyor; biyolojik, fizyolojik ve anatomik yapısı üzerinde durulmasına işâretle ilim adamlarına ışık tutuluyor ve ön fikir veriliyor. Sperma ile yumurtanın oluşmasına değinilerek bu konuda hareket çizgisi belirleniyor. Sonra da bu açıdan hareketle Cenâb-ı Hakk’ın insanları öldürdükten sonra diriltmesine engel hiçbir şeyin bulunmadığı ve O’nun yüksek kudretinin her şeye yettiği ve yeteceği dolaylı şekilde kalp ve kafalara işleniyor.