Enfal Suresi 1. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

1.

(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler, Allah'a ve Resulüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulüne itaat edin."

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

E N F Â L SÛRESİ

Kur’ân’ın sekizinci sûresidir. Daha çok savaş ve onunla ilgili konuları içerir; stratejik bilgiler verir. Savaşta zafer elde etmenin maddî ve manevî nedenleri üzerinde durulur. Karşı tarafın nasıl bir strateji uygulayacağı açıklanırken bu hususta mü’minlere yol gösterilir.

Bu arada Bedir savaşına, mü’minlerin ve müşriklerin tutumlarına; Al­lah’ın mü’minlere olan yardımına geniş yer ayrılır ve o savaşın hikmet ve amacı yansıtılır. Uzun yıllardan beri mü’minlerin hasretini çekip özlemini duyduğu Mekkeʹnin ve kutsal Kâbe’nin yakında fethinin müyesser olaca­ğına işâretlerde bulunulur.

Savaşa yeterince hazırlanmanın selâmet ve zaferin ilk basamağı ol­duğu hatırlatılır; sonra da mü’minlere böyle bir hazırlık için hep tetikte olmaları telkîn edilir.

Mü’minlerin yapılan sözleşmelere sadık ve bağlı kalmaları övgü ile anlatılırken, müşriklerin bu hususta da döneklik ve hıyânet içinde bulun­duklarına atıflar yapılır. Böylece mü’minlerin eninde sonunda muzaffer olacağı, düşmanlarının ise hezimete uğrayacağı dolaylı şekilde ifâde edi­lir.

Enfâl, nefelʹin çoğuludur. Nefel ve nâfile, sözlükte, birkaç mânâya gelir: Bahşiş, ganimet malı, bir şey üzerine fazlalık, doyumluk bu cümle­dendir. Asıl üzerine fazla olan şeye, meselâ oğlun oğluna nâfile denir. Çün­kü torun, oğul üzerine bir fazlalıktır. O bakımdan farz ve vâcip üzerine fazladan kılınan namazlara nevâfil; mevcut mal üzerine bir fazlalık olarak ele geçirilen ganimet mallarına «enfâl» denilmiştir.

Sûreye isim olarak verilen «enfâl»dan maksat, savaşta elde edilen ganimettir.

Enfâl sûresi, yedi âyeti dışında tamamı Medineʹde, Bakara sûresinden sonra inmiştir. Mekke’de inen yedi âyeti, 30. âyetten 37. âyete kadar ola­nıdır. Müfessirlerin bir kısmına göre, sûrenin tamamı Medine’de inmiştir. Sahîh olanı da budur.

Müfessir Alâuddin el-Hâzin’e göre, 75 âyet, 1075 kelime ve 5080 harftir. İbn Kesîrʹe göre, 76 âyet, 1631 kelime ve 5249 harftir. MEÂLİ:

1- Sana (savaşta elde edilen) ganimetlerden soruyorlar. De ki: Ga­nimetler Allahʹa ve Peygamberine aittir. Eğer cidden inanıyorsanız, Allahʹ­tan korkup (tartışmayı bırakın) aranızı düzeltin; Allah’ın ve Peygamberinin (buyruklarına) uyun.

İNİŞ SEBEBİ

Tabiînden Saîd b. Cübeyr diyor ki: İbn Abbas (R. A. )dan Enfâl sûresinin iniş sebebini sorduğumda bana şu cevabı verdi: «O, Bedir savaşı hakkın­da inmiştir. » (Buharî - Müslim)

İbn Abbasʹın (R. A. ) yine bu konuyla ilgili şöyle dediği tesbit edilmiş­tir: «Bedir savaşında Resûllülah (A. S. ) Efendimiz ashabına seslenerek: «Kim şu ve şu fedakârlığı gösterirse, ona şu ve şu (ödüller) vardır. Kim şu ve şu yerlere kadar ilerleyip gelirse, ona da şu ve şu (ödüller) vardır. Kim de düşmandan birini öldürürse, ona da şu ve şu (ödüller) verilecektir! » buyurdu. Bunun üzerine gençler harekete geçti, yaşlılar sancak altında kaldı. Allah onlara zaferi müyesser kılınca, genç yiğitler Peygamberʹe (A. S. ) gelerek kendilerine vaʹdedilenin verilmesini dilediler. Yaşlılar da o (ödülleri) bize de vermeden alıp götürmeyin, kendinizi bu hususta bize ter­cîh etmeyin; çünkü size destek olduk, deyince aralarında hafif bir tartış­ma başgösterdi. O sebeple Enfâl sûresinin baş kısmından birkaç âyet in­di. » (Lübabu’t-te’vîl-İbn Kesîr)

Saʹd b. Ebî Vakkas (R. A. ) diyor ki: «Elime geçen bir ganimet kılıcını alıp Peygamberʹe (A. S. ) geldim ve «Ey Allahʹın Resûlü! doğrusu Allah, müş­rikler aleyhine göğsüme şifâ verdi. Bu kılıcı bana bağışlayın» diye ricada bulundum. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bana: «Ya Saʹd! bu kılıç ne bana, ne de sanadır», buyurdu. Ben de, «Benim belâma mübtelâ olmayan bir kimseye verilmesini umarım», diye mırıldandım. Çok geçmeden Peygam­ber (A. S. ) Efendimiz bana gelerek, «Ey Sa’d! sen bu kılıcı benden istedi­ğinde, o bana ait değildi. Şimdi ise, o benimdir, bana aittir, onu sana veri­yorum», buyurdu ve o sebeple «Sana enfâldan soruyorlar... » âyeti indi. (Ebû Dâvud-Tirmizî)

İLGİLİ HADÎSLER

«Benden önce hiç kimseye verilmeyen beş şey bana verildi:

1- Her peygamber sadece kendi kavmine gönderildi. Ben ise, kızılı­na, siyahına her kavme (millete) gönderildim.

2- Ganimetler bana helâl kılındı; benden önce hiçbir (peygambere) helâl kılınmadı.

3- Yeryüzünün her tarafı bana temiz ve mescid kılındı; kime nerede namaz vakti erişirse, bulunduğu yerde (temiz ve mubah olmak şartıyla) namaz kılar (kılsın).

4- Bir aylık mesafede düşmanım korkumu hisseder şekilde yardım gördüm.

5- Şefaat bana verildi. » (Buharî/teyemmüm: 1, salat: 56. gusül: 26- Dâremî/siyer: 28)

PEYGAMBER’E (A. S. ) BIRAKILAN BEŞTE BİR

Medineʹde İslâm Devletiʹnin temeli atılıp savaşacak bir kuvvet oluştu­rulunca, İslâmʹın nurunu söndürmek isteyen müşrikler ve gayr-i müslimlerle savaşmanın gereği hakkında İlâhî emirler indi. Böylece Müslüman­lar arasında hem sosyal adâleti, hem de muhtaçların yüzünü güldürmeyi sağlamak için savaşlarda elde edilen ganimetlerin beşte biri Hz. Peygam­ber’in (A. S. ) emir ve irâdesine terkediliyordu. Resûlüllâh (A. S. ) onu daha çok muhtaçlara dağıtmak suretiyle toplum yapısında denge ve düzeni sağlıyordu. Resûlüllahʹın (A. S. ) vefatından sonra halîfenin sorumluluğu al­tında devlet hâzinesine bırakılıyor ve dinin lüzumlu gördüğü yerlere har­canıyordu.

Ganimetin beşte dördü savaşa katılan mücahitlere, belirlenmiş bir kıstasa göre taksim edilir; evini, işini yüzüstü bırakıp kendini Allah ve Pey­gamber yoluna vakfeden müʹminlerin böylece geçimleri kısmen olsun kar­şılanır ve sıkıntılarının giderilmesi sağlanırdı.

«Eğer cidden inanıyorsanız, Allahʹtan korkup (tartışmayı bırakarak) aranızı düzeltin.. »

Savaşta mücahitlerin ortaya koyduğu kahramanlık, fedakârlık ve fe­rağat-i nefs muhakkak ki hayli farklılık arzeder; her kişi fizikî kuvvetine, imân derecesine, cesaretine ve ölümü küçümseme duygusuna göre bir hizmet arzeder. Ancak biri diğerini tamamladığı ve hepsinin hizmetleri bir­araya gelmekle zafere erişildiği gerçeğini unutmamak gerekir. O halde sulh günlerinde olduğu gibi, savaş günlerinde de benlik, senlik kavgasının yeri ve anlamı yoktur. Zafer ve başarı -Allahʹın izni ve yardımıyla- hepsinindir. Allah çok âdildir, O, kullarını en iyi görüp gözetendir. Ganimet tak­siminde beyân buyurduğu ölçü ve kıstas, bütünüyle dinin kuvvet bulma­sına, Allah sözünün en yüce olmasına yönelik bir hikmet taşımaktadır. Bazı fertlerin kişisel mantığı bu hikmeti kavrayamazsa, onun, cumhurun mantığıyla tamamen uyum halinde bulunduğunu hatırlatmakta fayda var­dır.

O bakımdan ganimet taksimi, kumandanların arzu ve irâdesine bıra­kılmamış, bizzat Allah ve Resûlü tarafından belirlenerek sağlam ölçülere bağlanmıştır. Ne de olsa, insanın mala karşı zaafı vardır. Açgözlük onun hilkat mayasına katılmıştır. Kanalize edilmediği ve meşru sınırlar içine alın­madığı takdirde sürtüşme ve bölünmeye neden olabilir. İslâmiyet ise, sür­tüşme ve bölünmeye sebebiyet verecek her şeyi yasaklamış ve gereken bütün önlemleri önceden alıp belli bir proğrama göre düzenlemiştir. Gani­met taksimi onlardan sadece biridir. Şüphesiz ki, bu husustaki tedbir bir­takım yersiz itirazları ve onların doğuracağı tartışma ve hizipleşmeyi ön­leyerek ordunun birlik ve beraberlik şuuruyla savaşmasına en güzel or­tamı hazırlamıştır.

İşte «Allah’tan korkun, aranızı düzeltin» emirleri, konulan kıstasın ve indirilen hükmün hedefine ulaşmasını âmir mânevî bir müeyyide niteliğindedir .

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyette takvâ ve imânın birer mânevî müeyyide olarak ge­reğine dokunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle imân cevherine erişen mü’minlerin beş önemli vasfı açıklanarak, o vasıflara sâhip olanlar için büyük ecirler hazırlandığı haber veriliyor.