Cin Suresi 1-14. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًا يَهْدِي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِهِ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَا اَحَدًا وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًا وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَدًا وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَصَدًا وَاَنَّا لَا نَدْرِي اَشَرٌّ اُرِيدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَ كُنَّا طَرَائِقَ قِدَدًا وَاَنَّا ظَنَنَّا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَبًا وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِهِ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا

1-2.

(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

Diyanet İşleri

3.

"Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."

4.

"Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."

5.

"Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk."

6.

"Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı."

7.

"Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı."

8.

"Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk."

9.

"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."

10.

"Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"

11.

"Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz."

12.

"Muhakkak ki biz Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık."

13.

"Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur'an'ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar."

14.

"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

CİN SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir.

Cinlerden bir topluluğun gelip Kurʹân dinlediklerinden ve o sebeple imân ettiklerinden bahsedildiği için «cin» kelimesi aynı zamanda sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı: 28

Kelime »: 285

Harf »: 870 (Lübabu’t-te’vîl: 4/315)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Cinlerden bir topluluğun gelip Kur’ân âyetlerini dinledikten sonra, bu ilâhî kitap hakkındaki görüşlerine yer veriliyor.

2- İnsanlardan bir kısmının cinlere sığınmaya çalıştığı ve bu sebeple onların azgınlıklarını artırdıkları konu ediliyor.

3- Cinlerden o gurubun gök haberleriyle ilgili hareketlerine değini­lerek, bu hususta neler söyledikleri naklediliyor.

4- Cinlerin farklı inanç, değişik mezheplere sahip oldukları belirti­liyor.

5- Sonra Hz. Peygamberʹin (A. S. ) görevinin sınırları üzerinde durula­rak aydınlatıcı bilgi veriliyor.

6- Kıyâmet gününde âsi günahkârların ne kadar zayıf ve sahipsiz olduklarının ortaya çıkacağı ve onların öylece gerçeği anlayacakları haber veriliyor.

7- Gaybı ancak Cenâb-ı Hakk’ın bildiğine ve dilediğine onu bildire­ceğine değinilerek konunun önemine işâret ediliyor.

MEÂLİ:

1- De ki: Cinlerden birkaç tanesinin (gelip Kurʹân) dinledikleri ve sonra da: «Biz, hayranlık uyandıran bir Kurʹân dinledik» dedikleri, bana vahiy yoluyla bildirildi.

2- «Öyle bir Kurʹân ki, doğruya götürür. Biz ona inandık. Artık hiç­bir şeyi Rabbımıza ortak koşmayız.

3- Ve şüphesiz Rabbımızın şanı ve azameti çok yücedir. O, eş ve ço­cuk edinmemiştir.

4- Oysa bizim şaşkın beyinsiz (olanımız), Allahʹa karşı saçmalayıp yalan söylüyordu.

5- Ve gerçekten biz, insanların ve cinlerin Allahʹa karşı yalan söylemiyeceklerini sanıyorduk.

6- Hakikat insanlardan bir kısım adamlar, cinlerden bazı kişilere sı­ğınırlardı da bu suretle onların azgınlıklarını artırırlardı.

7- Onlar da sizin sandığınız gibi Allahʹın hiçbir kimseyi diriltip kaldırmıyacağını sanmışlardı.

8- Biz, gerçekten göğü yokladık da sert ve güçlü bekçilerle ve şihablarla dolu bulduk.

9- Ve biz doğrusu orada dinlemeye uygun oturulacak yerlerde otur­duk. Ama şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir şihab bulur.

10- Gerçekten biz bilmiyorduk, yeryüzündekilere kötülük mü istenil­di, yoksa Rabları onlar için bir hayır mı murâd etmiştir?

11- Ve doğrusu bizden iyi-yararlı kişiler de var ve onların ötesinde alçaklar da vardır. Bizler ayrı ayrı yollar tutmuşuzdur.

12- Ve biz elbette Allah’ı yeryüzünde de, başka bir yere kaçsak da âciz bırakamıyacağımızı kesinlikle anladık..

13- Şüphesiz ki, biz doğru yolu gösteren (Kur’ân)ı, kulak verip din­lediğimizde ona imân ettik. Artık kim Rabbına imân ederse, ne (ecrinin) eksileceğinden, ne de haksızlığa uğrayacağından korkusu olmaz..

14- Hakikat içimizde (Allahʹa) teslîmiyet gösterenler de var, kendine yazık eden haksızlar da var. İslâm’ı kabul edenler, doğru yolu arayıp se­çenlerdir.

CİNLER VE KURʹÂN DİNLEMELERİ

«De ki: Cinlerden birkaç tanesinin (gelip Kurʹân) dinledikleri ve sonra da: «Biz, hayranlık uyandı­ran bir Kurʹân dinledik» dedikleri, bana vahiy yoluyla bildirildi.. »

Cin kavramı hakkında Ahkaf Sûresi 29. âyetin tefsîrinde geniş bilgi vermiş bulunuyoruz. Ancak, Ahkaf Sûresinde zikredilen cinlerle burada anılan cinler aynı değildir. Onlar semavî kitaplara ve sonra da Kur’ân-ı Kerîm’e imân eden mü’min cinler olarak bulunuyordu. Bunlar ise, önceden inanmış cinler olmayıp küfür üzere bulunuyorlardı. Kur’ân âyetlerini din­ledikten sonra imân etmişlerdir.

Böylece Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’i dinlemeye gelen cin olayı iki ay­rı zamanda gerçekleşmiştir.

Cin hakkında çok şeyler söylenmiş ve çok şeyler yazılmıştır. Onların hepsini tefsîrimize nakletmemiz elbette ki mümkün değildir. Ancak okuyu­cularımızın hafızalarındaki izi derinleştirmek için önce «cin» kavramının tarifini, sonra da klasik tefsîrlerde geçen bazı önemli bilgilerin özetini ver­mekte yarar görüyoruz.

Cin, sözlükte: Örtülü olup gözle görülemiyen şey demektir. Bu mâ­nayla, gecenin karanlığının ortalığı ve eşyayı örtmesine «cenneʹlleylü»; kal­kan veya siper arkasında gizlenmeye «cünne»; ana rahminde örtülü olan çocuğa «cenîn»; göğüs kafesinin içinde örtülü bulunan kalbe «cenan»; toprağı örtüp gizleyen bahçeye «cennet»; aklın örtülüp dengesini kaybetmesine «cinnet» veya «cünûn» denilir ve bunların hepsi aynı köke dayanır.

Başta İslâm Dini olmak üzere semavî dinlerin hemen hepsi cinlerin varlığını kabul edip bu türe yer vermişlerdir. Materyalistlerle felsefeciler ise böyle bir mahlûkun mevcudiyetini red ve inkâr ederler.

Klasik tefsirlerde bu konuyla ilgili kayıtlar ve tesbitler:

1- Eski ilim adamlarının çoğu, cinlerin süflî (aşağı) ruhlar olduğuna; felekî ruhlardan daha hızlı hareket ettiklerine inanırlardı.

2- Son Peygamber Hz. Muhammedʹden (A. S. ) önceki peygamberlere inanan dindarlar ise, cinlerin varlığını kabul ederler; ancak onların mahi­yeti hakkında farklı görüş izhar edip değişik yorumlarda bulunurlar: Ki­mine göre, onlar havaî canlılardır, çok çeşitli şekillere girebilme yeteneği­ne sahiptirler. Kimine göre, onlar ne cisim, ne de arazdır; mahiyeti bilin­meyen öyle cevherlerdir ki bazısı hayırlı ve şereflidir, hayırlı işlerde bu­lunmayı severler; bazısı da aşağılıktır, hasîstir ve şerîrdir; şer ve kötü­lükte bulunmaktan hoşlanırlar.

Cinlerin türlerinin sayısını ise, ancak onları yaratan Cenâb-ı Hak bilir.

3- Cinler, mahiyetleri farklı birtakım cisimlerdir ki, hepsi bir tek sı­fat altında toplanırlar. Bu bakımdan onlar da diğer cisimler gibi boşlukta yer işgâl ederler ve boyutları vardır. Latîf, kesîf, ulvî ve süflî kısımlara ay­rılırlar.

4- Eş’ârîlere göre: Cisimler mahiyetleri itibariyle eşittirler. Beden ise hayat için şart değildir. O bakımdan cinlerin bedeni var mıdır, yok mu­dur? şeklinde düşünmeye gerek yoktur.

5- Mu’tezile ise, cinnin vücudunu inkâr eder ve hayat için bedenin şart olduğunu söylerler.

6- Hasan el-Basrî’ye göre: Cinler, ilk yaratılan İblîs’in evlâdıdır; na­sıl ki insanlar da ilk yaratılan Ademʹin (A. S. ) evlâdı olarak bulunuyorsa..

7- İbn Abbas’a göre: Cinler, ilk yaratılan Cann’ın evlâdıdır ki Cann, şeytandan ayrı bir tür olarak bulunuyor. Şeytanlar ise, ilk yaratılan İblîsʹin evladıdır. (Fazla bilgi için bak: el-Câmi’u Li Ahkâmi’l-Kur’ân: 19/5)

8- Tevrat’ta ise, tesbit edebildiğim kadariyle, Levililer bölümünde: «Cincilere ve bakıcılara dönmeyin; murdar olmak için onları aramayın» diye bir emir vardır. (Tevrat/Levililer: 19/31)

CİNLERİN OKUNAN KURʹÂNʹI DİNLEDİKLERİ KİTAP İLE SABİT OLMUŞTUR

«Biz, hayranlık uyandıran bir Kurʹân dinledik.. »

Ahkaf Sûresi 29. âyette de bu konu şöyle açıklanmaktadır: «Hani bir vakit cinlerden birkaç tanesini Kurʹân dinlemek üzere sana çevirip gön­dermiştik. Onu dinlemeye hazır duruma gelince, birbirlerine: «Susun din­leyin! » dediler.. »

O halde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Kur’ânʹı dinlemek üzere gelen bu cinlerle görüşmüş müdür? Ahkaf Sûresiʹnde sadece cinlerden birkaç tane­sinin Kurʹânʹı dinlemek üzere Hz. Peygamberʹe (A. S. ) çevrilip gönderildiği açıklanıyor, ama Onunla görüşüp görüşmediklerine temas edilmiyor. Tef­sirini yaptığımız sûrenin birinci âyetinde ise, cinlerin gelip Kurʹân dinledik­lerinin Hz. Peygamber’e vahiy yoluyla bildirildiği belirtiliyor.

Böylece konu biraz kapalı olduğundan gerek Ashab-ı Kirâmdan bazı zatlar, gerekse onlardan sonra gelen ilim adamları ve râviler farklı gö­rüşler ve yorumlar ortaya koymuşlardır:

a) İbn Mesʹûd (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin cinleri gördüğünü söylemiştir. Nitekim Sahîh-i Müslim’de bu rivâyete yer verilmiştir. (Müslim/salât: 150, 152, 153)

Ayrıca Ebû Dâvud ve Ahmed b. Hanbel de cinlerden bir grup temsil­cinin Resûlüllah’a (A. S. ) geldiğini kaydetmişlerdir. (Ebû Dâvud/taharet: 20 - Ahmed: 1/449)

Sahîh-i Buharî’de ise, Nusaybin cinlerinden birkaç temsilcinin Hz. Pey­gambere geldiği ve Peygamber (A. S. )ın şöyle dediği nakledilmektedir: «Doğrusu Nusaybin cinlerinden birkaç temsilci bana geldi. Onlar ne güzel cinlerdi!. » (Buharî/menakıb: 32)

b) İbn Abbas (R. A. ) dan yapılan rivâyette, adı geçenin şöyle dediği belirtilmiştir: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz cinlere ne Kur’ân okumuştur, ne de onları görmüştür. »

Ve İbn Abbas’ın (R. A. ) devamla şunu da söylediği rivâyetler arasında yer almaktadır: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ashabından bir grup kim­seyle birlikte Ukaz Panayırını kasdederek yola çıktı. O sırada cinler ve şeytanlarla gök haberleri arasına bir engel konulmuş ve cinler ile şeytan­lar üzerine şihablar gönderilmişti. Bu sebeple cinler ile şeytanlar kendi aralarında konuşup kavimlerine dönmüşlerdi. Onlara: «Size ne oldu? » di­ye sorulunca, onlar: «Bizimle gök haberleri arasına engel konuldu ve üze­rimize şihablar (metaoritler, akan yıldızlar, İlâhî roketler) gönderildi. Bu­nun üzerine onların kavmi şöyle dedi: «Bu ancak yeni meydana gelen bir şeyden, bir olaydan dolayıdır. Onun için yeryüzünün doğularını ve batılarını gezin dolaşın da bir bakın neler olmuştur! » Şeytanlar ve cinler ayrılıp yeryü­zünde dolaşırken onlardan bir grup da Tihameʹye doğru yöneldi ki, o sırada Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Ukaz Panayırʹını kasdederek Nahle mevkiinde bulunuyordu. Ashabıyla birlikte sabah namazını kılarken, gelen cinler Kur’ân’ı işittiler, ona kulak verdiler ve «İşte bizimle gök arasına giren en­gel budur» deyip kavimlerine döndüler ve şöyle haber verdiler: «Biz, hay­ranlık uyandıran bir Kurʹân dinledik. Öyle bir Kurʹân ki doğruya götürmek­tedir. Biz ona inandık. Artık hiçbir şeyi Rabbımıza ortak koşmayız. »

Bunun üzerine Allah onların Kur’ân dinleyip imân ettiklerini Peygam­berine vahyederek bildirdi. » (Buharî - Müslim - Lübabu’t-te’vîl: 4/315 - Tefsîr-i Kurtubî: 19/2)

Hadîsin anlatım tarzından anlaşılıyor ki, yeryüzünün doğusuna ve ba­tısına yayılıp meydana gelen olayı tesbite çalışan cinlerle birlikte şeytan­lar da bulunuyormuş. Diğer bir yoruma göre: Şeytan denilince, bu iki türe birden delâlet etmektedir. Çünkü ikisi de gözle görünmeyen varlıklardır ve onlardan İlâhî sınırları aşıp temerrüd edenlerin hepsine birden «şeytan» denilebilmektedir.

KİTAP VE SÜNNETTE CİNLERİN ANILMASI

Kur’ân-ı Kerîm’in 28 yerinde cinlerden söz edilmekte ve kısa bilgi­ler verilmektedir ki, hiçbirinin te’vîle tahammülü yoktur; yani kelime ve cüm­le olarak konulduğu mânaya açık biçimde delâlet etmekte ve başka bir yoruma imkân bırakmıyacak bir netlik arzetmektedir. O halde cin denilen mahlûk vardır.

Hadîslerde ise otuza yakın yerde cinlerden söz edilmekte ve aydınla­tıcı bilgiler verilmektedir. Başta Buharî ve Müslim olmak üzere Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Mâce, Müsned-i Ahmed, Dâremî ve Taberânî gibi mu­teber hadîs kitaplarında bu rivâyetlere yer verilmiştir.

Bu durumda «cin» kavramını «yabancı» diye yorumlamak çok fahiş bir hatâ ve aynı zamanda günahı gerektiren bir sapmadır.

İMAN EDEN CİNLERİN ALLAH VE KURʹÂN HAKKINDAKİ BİLGİ VE ÖVGÜLERİ

Cenâb-ı Hak, cinlerden bir grup temsilciyi, Kur’ân’ı dinlemek üzere Hz. Muhammed’e (A. S. ) doğru sevketmiş ve olayı vahiy yoluyla peygam­berine haber vermiştir. Bu, o kadar açık bir anlatımdır ki, her türlü şüpheyi reddetmekte ve yanlış yorumları önlemektedir. Aynı zamanda olayın ce­reyan şekli ve ortaya çıkan hususlar, mü’minlere hem yol gösterici, hem tatmin edici temel bilgileri de beraberinde taşımaktadır. Şöyle ki:

1- Hz. Muhammed (A. S. ), insanlara peygamber olarak gönderildiği gibi, cinlere de aynı görevle gönderilmiştir. Bundan dolayı Ona «Resûlü’s- sakaleyn» denilmiştir.

2- Cinler her ne kadar yalın ve zehirli ateşten yaratılmışsa da nef­sanî duygular taşımakta; yeme, içme, uyuma ve evlenme gibi meleklerden farklı birtakım özellikleri bulunmaktadır.

3- Cinler bizim dilimizi bilmekte ve o bakımdan sözlerimizi işitip anlamaktadırlar.

4- Cinler de insanlar gibi, kendi hayat şartlarına ve hılkatlarındaki özelliklerine göre İlâhî tekliflerle yükümlüdürler.

5- Onlardan imân edenler kendi kavim ve kabilelerini Hakk’a imâna dâvet ederler; aynı zamanda irşâd ve teblîğ görevinde bulunurlar.

6- Cinlerin akıl erdirdiği İslâmî hakikatlere bazı insanların akıl erdirememesi şaşılacak şeydir.

7- Cinlerden imân edenler Kur’ân’a büyük hayranlık duymakta ve kutsal kitabın ancak doğruya, iyiye, güzele ve fazîlete götürdüğünü bil­mektedirler.

8- Cinler Kurʹân’ı dinleyip imân ettikten sonra artık hiçbir şeyi Al­lah’a ortak koşmayacaklarını söylemişlerdir. Bu, biraz da müʹminleri daha dikkatli olmaya dâvettir.

9- «Yegâne terbiyeci olan Allahʹın şanı çok yücedir, azâmeti pek bü­yüktür», diyerek Cenâb-ı Hak hakkında sağlam bilgi sahibi bulunduklarını belirtmişlerdir.

10- Gerçeğe sırt çevirip Hakk’ı inkâr edenleri beyinsizlikle suçla­mışlardır.

11- İnsan ve cinlerin Allah’a karşı yalan söylemiyeceklerini; her iki ayrı türün sayısız nimetlerle donatıldıklarını düşünerek bu iki türe yakı­şanın, Allahʹa kul olma şuuruyla hayatlarını düzenlemek olduğuna işârette bulunmuşlardır.

12- Cinlerden yardım bekleyen, onlara sığınan; yalan yanlış bilgi al­maya çalışan insanların, bu düşünce ve davranışlarıyla ancak kâfir cinlerin azgınlık ve şımarıklıklarını artırdıklarına dikkat çekmektedirler. Zira cin denilen varlık, insanların kendilerinden çok üstün ve İlâhî iltifata çok daha fazla mazhar kılındıklarını ve yeryüzünde ancak onların Allahʹın halîfe ve naibi bulunduklarını çok iyi bilmektedirler.

13- Cinler de insanlar gibi doğup büyürler ve yaşayıp ölürler. Onlar­dan kâfir olanları, inkârcı sapık insanlar gibi, öldükten sonra dirilmiyeceklerini iddia ederler.

14- Cinler ve şeytanlar gökleri yokladıkları zaman, sayısı belirsiz me­leklerin bekçilik ve benzeri görevler yaptıklarını; şihab (metaorit, akan yıl­dız, İlâhî roket)lerin, onlardan gök haberlerini dinlemek isteyenlere fırlatıl­dığını tesbit edip kavimlerine bildirmişlerdir.

Bu olay, cin ve şeytanların çok ayrı ve farklı hisleri bulunduğunu gös­termektedir.

15- Kendilerinin de insanlar gibi bölündüklerini; kiminin faydalı, ki­minin de zararlı yollar tuttuklarını açıklamışlardır.

16- Hiçbir kuvvet ve mahlûkun Cenâb-ı Hakkʹı âciz bırakamıyacağını, O’nun her şeyi kemal mertebesinde ilmiyle, kudretiyle kapsayıp kuşattığı­nı bildirerek insanların bu hakikatten gaflet etmemelerini istemişlerdir.

17- Sadece doğru yolu gösteren Kur’ân-ı Kerîm’i bir defa dinlemek­le, onun İlâhî mesaj olduğunu anlamış ve inanmışlardır. Bu olay, cinlerin akıl ve idrak, zekâ ve hafıza gibi yetenek sahibi varlıklar olduğunun bir başka delilidir.

18- Allah’ın mutlak âdil olduğunu; herkesin ameline göre karşılık ve­receği idrâk ve inancı içinde bulunduklarını beyân etmişlerdir.

19- İslâmiyeti din olarak seçenlerin -ister insan, isterse cin olsun- en doğru yolu seçtiklerinde şüpheleri olmamıştır.

20- Kendine, İslâm ve Kurʹân’ın çizgisinden ayrılmak suretiyle hak­sızlık edenlerin Cehennem’e odun olacaklarına değinmişlerdir.

ATEŞ ATEŞİ YAKAR MI?

Kur’ân’daki açık anlatımdan, insanın topraktan, cinnin ise dumansız yalın ateşten yaratıldığı kesin biçimde anlaşılmaktadır. Bu durumda kâfir cinlerin ve şeytanların cehenneme atılacağı haber veriliyor. Mayaları ateş olan bu varlıkları cehennem ateşi yakar mı? Yani ateş onlarda tesir gös­terir mi?

İnsan topraktan yaratılmıştır; ama topraktan ayrı bir maddeye dönüş­müştür. O bakımdan taş ve toprak insanda tesir meydan getirmekte ve nihayet toprak ölen insanı çürütüp belirsiz hale sokmaktadır. Cinlerin de ışın veya yalın ateşten yaratılmaları, onların ateşte yanmalarına engel de­ğildir. Onlara ait ruhlar gelip kendilerine ait bünyeye yerleşince ayrı bir özellik kazanmışlardır. Nasıl ki bizim bedenimizde açık yanları ve belirti­leriyle toprak yoksa, onların da bünyesinde yine açık belirtileriyle ateş yok­tur. O sebeple ateşte yanmaları her zaman mümkündür.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, cinlerden bir grubun gelip okunan Kur’ân’ı din­ledikleri ve bu olayın onlarda hayranlık uyandırarak imân ettiklerine se­bep olduğu belirtildi. Sonra da bu imân eden cinlerin Allah ve Kur’ân hak­kındaki olumlu sözleri nakledilerek mü’minlere bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Hakk’a inanmayıp kendine yazık edenlere hazır­lanan azaptan söz ediliyor. Arkasından mescidlerde sadece Allahʹa ibâdet edilmesi öğütleniyor. Sonra da Peygamber’in (A. S. ) risâlet görevini yeri­ne getirirken sınırının nereye kadar varabileceği üzerinde durularak, Onun (A. S. ) yetki alanına değiniliyor.

Kâfirler için va’dedilen o rüsvay edici günün yakın olup olmadığı ko­nu edilerek aydınlatıcı ve yönlendirici bilgi veriliyor.