MÜNAFİKUN SÛRESİ
Tamamı Medine’de inmiştir. Bunun aksine bir görüş veya tesbit ortaya koyan olmamıştır (Tefsîr-i Kurtubî: 18/120). Birinci âyetinde münafıklar konu edildiğinden, bu sıfat aynı zamanda sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı: 11
Kelime »: 180
Harf »: 976 (Lübabu’t-te’vîl: 4/271)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Medine’de, İslâm’a girmekten başka çare bulamayan ve özellikle Hz. Peygamber (A. S. ) hicret etmeden önce, orada lider olmaya namzet gösterilen Abdullah b. Ubey b. Selûl başta olmak üzere münafıklar, İslâmʹı içinden yıkmaya yönelmişlerdi. Sûrenin hemen hemen bu baş belası ikiyüzlü dönekler hakkında indiği anlatılarak yönlendirici bilgiler veriliyor.
2- Müʹminler ise ibâdet ve taâtte bulunmaya ve Allah yolunda harcamaya tahrîk ve teşvîk ediliyor.
MEÂLİ:
1- Münâfıklar sana geldikleri zaman derler ki: «Biz gerçekten senin Allah Peygamberi olduğuna şehadet ediyoruz. » Allah, senin, kendi peygamberi olduğunu elbette bilir ve Allah, münâfıkların şüphesiz yalancılar olduklarına şehâdet eder.
2- Onlar yeminlerini siper edindiler de öylece Allah yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları ne kötü şeydir!
3- Bu böyledir. Çünkü onlar önce inanıp sonra inkâr ettiler. Bu yüzden kalpleri mühürlendi, o sebeple onlar (hakkı) anlamazlar.
4- Onları gördüğün zaman bedenî yapıları hoşuna gider; konuşmaya başlarlarsa, sözlerine kulak verirsin. Onlar, bir yere dayatılmış keresteler gibidirler. Her haykırışı aleyhlerine sanırlar. Asıl düşman kendileridir. Onlardan sakınıp tetik üzere olun. Allah, onları gebertip kahretsin; nereden nasıl çevriliyorlar?!
İNİŞ SEBEBİ
Huzaa’dan bir kol olan Benî Mustalık Kabilesi, kabile reisleri Hâris b. Dırar kumandasında toplanarak Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’i öldürmeyi ve mevcut Müslümanları dağıtmayı plânladılar. Bunun için birtakım hazırlıklara başladılar. Resûlüllâh (A. S. ) onların bu teşebbüsünü zamanında haber aldı ve vakit kaybetmeden İslâm mücahitlerini toplayıp yılanı deliğinde ezmeğe karar verdi. Birkaç gün sonra harekat başladı ve sözü edilen kabileye yakın «Müreysi Kuyusu»nun başına indiler ve kabileyi kuşattılar. Savaş başladı, kısa zamanda savaşın kaderi belli oldu: Benî Mustalık Kabilesiʹnden 10 kişi, Müslümanlardan da bir kişi öldürülmüş oldu. Zaten Hz. Peygamber’in (A. S. ) amacı, insanları öldürüp kahretmek değil, onlara İlâhî mesajın ferahlatıcı havasını ulaştırmaktı. Ne var ki, adı geçen kabile İslâmiyeti ortadan kaldırmak niyetiyle saldırıya geçme hazırlıklarına başlayınca, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu fitne ateşini, etrafa yayılmadan, daha zararlı düzeye gelmeden söndürmek zorunda kaldı. O bakımdan az zayiatla ve insan kanı fazla dökmeden neticeye vardı; kısa sürede bu kabilenin savaşçılarını esir almayı başardı.
Savaştan hemen sonra Hz. Ömer’in (R. A. ) seyisliğini yapan bir adamla Hazreç Kabilesinden bir adam su konusunda tartıştılar ve kavgaya tutuştular. Hazreçli adam: «Ey Hazrecli’ler yetişin! » diye seslenirken, Hz. Ömer’in seyisi de: «Ey Muhacirler yardıma koşun! » diyerek sesini yükseltti. Bu olayı İslâm aleyhine değerlendirmeyi ve elde edilen fırsatı kaçırmamayı düşünen ünlü münafık Abdullah b. Ubey b. Selûl hemen koştu ve Hz. Peygamber (A. S. ) aleyhine Medineli’leri kışkırtmaya başladı. Sonra da şu sözleri çekinmeden ağzından kaçırıverdi: «Muhacirler şehrimizde iyice çoğaldılar. Köpeği besleyip semizletirsen, çok sürmez seni parçalayıp yer. »
Abdullah b. Ubey buna benzer birtakım yakışıksız ve ölçüsüz sözler sarfetti. Sonra da şöyle tavsiyede bulundu: «Medineʹye döner dönmez, artık aziz olanlar zelîl olanları sürüp çıkarmalıdır. »
Ortalık iyice karıştı ve huzursuzluk doğdu. Abdullah ortamı biraz daha İslâm âleyhinde kullanmayı ihmal etmedi ve Medineli’lere şöyle serzenişte bulundu: «Bütün bunları kendiniz yaptınız. Bu adamları yurdunuza davet edip soktunuz, onlarla mallarınızı paylaşacak kadar ölçüyü kaçırdınız. Sizler artık uyanmalısınız; malınızı ve imkânlarınızı onlardan çekiniz, çok sürmez Medine’yi bırakıp başka yerlere hicret ederler. »
Durum derhal Hz. Peygamber’e (A. S. ) bildirildi. Fazlasıyla üzülüp öfkelenen Hz. Ömer (R. A. ), Resûlüllah’a (A. S. ): «İzin ver de Bilâl şu münafığın boynunu vursun! » dedi. Hz. Peygamber (A. S. ), İlâhî hidâyetle ve yüksek dehasıyla olayı büyütmedi ve Ömerʹe (R. A. ) şu hassas konuyu hatırlattı: «Ya Ömer! Senin dediğini yapacak olursak, ne olacağını bilir misin? Muhammed (A. S. ) kendi arkadaşlarını öldürtüyor» derler. Bu İslâm’ın yüce davasına zarar verir. Şimdi söyle, böyle bir sonuç daha mı iyi olur? »
Böylece Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, hem İslâm’ın geleceğini düşündü, hem de Medine’de hayli tarafdarı bulunan Abdullah b. Ubey’e dokunulmamasını emretti.
Abdullah b. Ubey ise, çevirdiği entrikanın Hz. Peygamber tarafından duyulduğunu öğrenince, acele gelip o gibi sözler sarfetmediğine dair yemin etti. Hz. Peygamber olayı büyütmeden derhal Medineʹye dönmeye karar verdi.
Çok geçmeden yukarıdaki âyetler indirilerek, Ubey oğlu Abdullah’ın ve yandaşları olan diğer münafıkların yalancı oldukları açıklandı. (İbn İshakʹdan özetlenerek)
Aynı konu, Buharî ve Müslim’de de Zeyd b. Erkam’dan (R. A. ) rivâyetle özetlenmiştir.
MÜNAFIKLAR VE İÇ HUZURSUZLUK
Uzun yıllar savaşıp kan gütme doğrultusunda birbirlerini iyice zayıflatan Evs ve Hazreç kabileleri, bir asra yakın kavga ve sürtüşmeden yorgun ve bitkin düşmüşlerdi. Kavgaya, vuruşmaya son vermek için iki taraf da birtakım çareler düşünüp araştırıyorlardı. Sonunda iki tarafın da razı olacağı bir lider belirlenmiş bulunuyordu. O da, Medineli Abdullah b. Ubey b. Selûl idi. Kabilelerin hazırlığı sürerken Akabe bey’atleri gerçekleşti ve kısa zamanda Hz. Peygamberʹe (A. S. ), aynı zamanda İslâmiyete ısınıp son dinin kendilerine ve diğer kabile ve milletlere huzur, güven, mutluluk ve kardeşlik getireceğine inandılar ve bu sebeple Resûlüllah’ı (A. S. ) Medineʹye dâvet ettiler.
Vakit gelince İlâhî emir ve izinle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Medine’ye hicret etti ve büyük bir coşku ve sevgiyle karşılandı. Böylece Medine’ye reis olmasına ramak kalmışken bütün plân ve proğramları alt-üst olan Abdullah b. Ubey b. Selûl, Peygambere (A. S. ) karşı açıktan bir düşmanlığın kendisine çok pahalıya mal olacağını hesaba katarak İslâm’a girmiş gibi göründü ve böylece kaleyi içinden fethetmeyi plânladı. Benî Mustalık Kabilesi’yle yapılan savaştaki tavrı ve sinsice kışkırtmalarda bulunması, onun rengini ortaya çıkartmış bulunuyordu. Şüphesiz ki bu olay onun sürdürdüğü fitne zincirinin sadece bir halkasını oluşturuyordu. Bunun ötesinde çevirdiği bir sürü hainane entrikalar birbirini izliyordu.
Kur’ân’ı Kerîm’de konumuzu oluşturan âyetlerle isim verilmeden, şahıs üzerinde durulmadan «münafıklar» sıfatı kullanılarak genel ölçüler içinde bu ikiyüzlü dönek hâinlerin karakteri yedi madde halinde açıklanıyor:
1- Allah’a ve Peygambere inanmalarında ve İslâmiyeti din seçmelerinde ciddiyet ve samimiyet yoktur. Bunlar dış görünüşleriyle müslüman, iç yapıları itibariyle kâfir idiler. O sebeple de münafıkların yalancı olduğu bildiriliyor. Söz ve davranışları kalplerinde gizlediklerine uymuyordu.
2- Allahʹa yemin etmek suretiyle renklerini belli etmemeye özen gösterirler ve böylece samimi müʹminleri aldatmaya çalışırlar.
3- Gerçek mü’minleri ve bir de İslâmiyete ısınanları Allah yolundan alıkoymak için birçok entrikalar çevirirler.
4- Münafıkların yolu ve tutumu çok çirkin ve tehlikelidir.
5- Önce inanır gibi görünürler, sonra renkleri az-çok belli olunca açıktan inkâra sapmakta bir sakınca görmezler. Dıştan müslüman, içten kâfir olmaları, onları, küfrünü izhar eden kâfirlerden ve müşriklerden daha tehlikeli kılmaktadır. Bu yüzden Cenâb-ı Hak onların kalplerini mühürler de gerçeği bir türlü idrâk edemezler.
6- Bunlar dış kıyafetlerine, fiziksel yapılarına çok önem verirler ve yaldızlı cümle kullanmaya dikkat ederler. Böylece kendilerini gerçek müʹminlerin gıptasına sebep olacak düzeyde tutarlar.
7- Bunlar Allah ve din düşmanıdırlar. Mü’minlerden korkarlar; imân cephesinden yükselen bir sesten ödleri kopar. Her biri bir yere dayatılan cansız keresteler gibi ruhsuz ve vicdansızdırlar.
Cenâb-ı Hak, kendilerinde bunca kötülükleri taşıyan münafıklardan sakınmamız ve korunmamız için şu iki önemli hususu kıstas olarak veriyor:
a) Münafıklar son derece tehlikeli düşmanlardır. Fırsat buldukları zaman yapamıyacakları fenalık yoktur.
b) Münafıklardan sakınıp her zaman tetik üzere olun. Çünkü onlar ortama uyup her renge girebilirler.
Bunun için münafıklar tel’in edilmekte ve münafık kaldıkları takdirde ilâhî rahmete lâyık olamıyacakları bildirilmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Münafıklar konu edildi ve onların yalancı kişiler olduklarına dikkat çekilerek birtakım bilgiler verildi. Sonra da bu ikiyüzlü döneklerin karakterleri üzerinde durularak müʹminlerin onlara karşı çok dikkatli olmaları gereğine işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, münafıkların Hakk’a dönüp İlâhî mağfirete mazhar kılınmalarını arzu eden mü’minlerin samimi düşünce ve duygularına değiniliyor. Sonra da onların dosdoğru imân etmedikçe, hiç kimsenin onlardan yana istiğfarda bulunmasının bir yararı olmayacağı bildiriliyor.
Arkasından münafıkların Medine’de kargaşa ve fitne çıkarmaya çalıştıkları belirtilerek mü’minlerin ona göre tedbirli olmaları isteniliyor.