Mücadele Suresi 1-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا اِنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ اَلَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓـِٔي وَلَدْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ

1.

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Diyanet İşleri

2.

İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

3.

Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

4.

Kim (köle azat etme imkanı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah'a ve Resulüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler için elem dolu bir azap vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MÜCÂDELE SÛRESİ

Birinci âyette, kocası hakkında Hz. Muhammedʹe (A. S. ) baş vurup şi­kâyette bulunan ve bu hususta haklılığını ortaya koymak için bir bakıma tartışırcasına bir hava içine giren Havle’nin (R. A. ) mücadelesi konu edil­diğinden, bu kavram aynı zamanda sûreye isim olmuştur.

Sûre’nin tamamı, Medine’de inmiştir. Bu hususta ilim adamlarının itti­fakı vardır. Ancak Ata’dan yapılan bir rivâyete göre: İlk on âyeti Medîne, geriye kalanı Mekke’de inmiştir. Kelbîʹye göre: Yedinci âyeti dışında tama­mı Medineʹde inmiştir. (Bilgi için bak: el-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 17/269)

Âyet sayısı : 22

Kelime »: 473

Harf »: 1792 (Lübabu’t-te’vîl: 4, 235)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Aile düzeni; karı-koca arasındaki ülfetin önemi üzerinde durulu­yor.

2- Arkadaş ve dostların kendi aralarında olumlu, sıcak, yapıcı olma­ları; kırıcı, üzücü söz ve davranışlardan kaçınmaları tenbîh ediliyor.

3- Hâkimlere karşı saygılı davranmamız isteniliyor ve onların işleri­nin ağırlığı, sorumluluklarının genişliği dikkate alınarak kendilerini fazla sıkıştırmanın doğru olmayacağı dolaylı şekilde belirtiliyor.

4- Hâkimlerin gerek dâvacı ile davalıya, gerekse hüküm giyenlere karşı şefkatli ve nazik davranmaları istenerek, bu hususta onlara metod ve ölçü veriliyor.

5- Müslümanların İslâm düşmanlarıyla dostluk kurmaktan kaçınma­ları ve sakınmaları tenbîh ediliyor.

MEÂLİ:

1- Kocası hakkında sana başvurup tartışan ve (halini) Allahʹa arzedip şikâyette bulunan kadının sözünü Allah, elbette işitti. Allah, karşılıklı konuşmanızı da duymaktaydı. Şüphesiz ki Allah, işiten ve görendir.

2- Sizden kadınlarını (eşlerini annelerinin sırtına benzeterek) zihar yapanlar (bilsinler ki), karıları onların anaları değildir; anaları ancak on­ları doğuranlardır. Şüphesiz ki, sözün çirkinini ve uydurmasını söylüyorlar. Allah elbette çok affeden, çok bağışlayandır.

3- Karılarını (öz analarına benzetip) ziharda bulunduktan sonra söz­lerinden dönenler, eşleriyle cinsel yaklaşmada bulunmadan önce bir köle azâd etmeleri gerekir. Bununla size öğüt verilir. Allah yaptıklarınızdan ha­berlidir.

4- Kim azâd edecek köle bulamazsa, yine eşiyle cinsel yaklaşmada bulunmadan önce iki ay ardarda oruç tutsun. Kimin de buna gücü yetmez­se, altmış yoksulu (fakir ve muhtacı) doyursun. Bu (keffaretler) Allah ve Peygamberine inanmanızla ilgilidir ve bunlar, Allahʹın koyduğu (dinî) sı­nırlardır. İnkârcılar için elem verici bir azap vardır.

İNİŞ SEBEBİ

Sahabiyyeden Havle bint Sâlebe (R. A. ), kocası Evs b. Sâmit’den şikâ­yette bulunmak üzere Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e baş vurdu. Evs’de cin­net derecesinde asabî bozukluk hali vardı. Eşi Havle ise oldukça güzel bir hanımdı. Evs bir ara ona yaklaşmak istemiş, her nedense Havle ona bu imkânı vermemişti. Bunun üzerine Evs sinirlenmiş ve: «Sen bana ana­mın sırtı gibisin! » diyerek «zihar»da bulunmuş ve çok geçmeden de bu sözüne pişman olmuştu. Zira o devirde Araplar arasında gerek «zihar», yani ona «sen bana anamın sırtı gibisin» demesi, gerekse «i’lâ» yani ko­canın kendi karısıyla cinsel temasta bulunmamak üzere yemin etmesi bo­şama anlamına gelirdi ve böyle durumlarda kadın kocasına haram sayı­lırdı. Evs bunu bildiği için karısına: «Sanıyorum ki seni kendime artık te­melli haram kılmış bulunuyorum» demişti. Kadıncağız ona: «Hayır, bu bir boşama değildir ve olamaz da» diyerek soluğu Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­mizin yanında aldı. O sırada Hz. Âişe (R. A. ) de Peygamberimizin başını yı­kıyordu. Havle söze şöyle başladı:

- Ya Rasûlellah! Kocam Evs b. Sâmit, çok genç bir yaşta bulun­duğum bir dönemde benimle evlendi. Aynı zamanda hem malım, hem de geniş bir aile çevrem de bulunuyordu. Malımı yedi, gençliğimi tüketti, be­ni ailemden koparıp ayırdı; yaşım ilerledi ve şimdi de kalkıp ziharda bu­lundu, fakat çok geçmeden buna pişman oldu. Beni kocamla tekrar bira­raya getirecek bir yol yok mudur?

Peygamber (A. S. ) onu dikkatle dinledikten sonra ona şu cevabı verdi:

- Hayır, sen ona haram oldun!

Kadıncağız, ister istemez aynı soruyu birkaç defa sormak ihtiyacını duydu ve her defasında Peygamber (A. S. ) ona aynı cevabı verdi ve sonra da şöyle ilâve etti: «Ya Havle! Senin hakkında bana bir vahiy inmedi. »

Kadın bu durumunu Allah’a havale edip şikâyette bulundu, küçük yaş­ta çocukları bulunduğunu belirterek bir çıkış yolu niyaz etti.

Bunun üzerine yukarıdaki âyetler «zihar hükmünü» açıklar mahiyette indi. (Lübabu’t-te’vîl- Esbâb-ı Nüzûl/Süyûtî- Tefsîr-i Kurtubî- Âlûsî- İbn Ke­sîr)

İLGİLİ HADÎSLER VE RİVÂYETLER

Hz. Âişe (R. A. ) şöyle demiştir:

«Hamd olsun o Allah’a ki, Oʹnun işitmesi bütün sesleri kapsar. Tar­tışıp halini arzeden kadın, Peygamberʹe (A. S. ) gelip konuştu; ben de evin bir köşesinde bulunuyordum. Kadının söylediklerini duyuyordum. Bunun üzerine ilgili âyet indi. » (Müsned-i Ahmed- Buharî)

İkinci Halîfe Ömer (R. A. ) bazı kişilerle birlikte bir toplantıya giderken yolda Havle bint Sâʹlebe (R. A. ) ile karşılaştı. Havleʹnin bir derdi vardı, onu Hz. Ömerʹe (R. A. ) anlatmak istedi. Hz. Ömer (R. A. ) yanındaki arkadaşlarını bırakıp kadına döndü ve başını eğip onu dakikalarca dinledi. Ayrılınca ashabdan biri ona: «Ya Emîreʹl-müʹminin! Bu yaşlı kadından dolayı Kureyşli zatları hayli beklettin» deyince, Hz. Ömer (R. A. ) ona: «Yazıklar olsun sana! Bu kadının kim olduğunu bilmiyor musun? » dedi. O da: «Hayır, bilmiyo­rum» diye cevap verdi. Hz. Ömer (R. A. ) onu şöyle tanıttı: «Bu öyle bir ka­dındır ki Allah onun şikâyetini yedi göğün üstünden işitmiştir. Bu, Havle bint Saʹlebeʹdir. Vallahi eğer o, geceye kadar ayrılmayıp anlatmak istedi­ğini anlatmaya devam etseydi ayrılmayıp onu dinlerdim. Ancak namaz vak­ti gelince ayrılıp namaz kılar, tekrar onu dinlemeye yönelirdim. » (İbn Ebî Hâtim- İbn Kesîr: 4/318)

Diğer bir rivâyete göre: Havle (R. A. ) yolun üzerinde Hz. Ömerʹi (R. A. ) durdurup ona şu öğüdü vermiştir:

«Ya Ömer! Önceleri sen «ömercik» olarak çağrılırdın. Sonra sana «Ömer» diye seslenildi. Sonra «Müʹminlerin Emîri» ünvanını aldın, bu sı­fatla çağrılmaya başlandın. Artık Allahʹtan kork ya Ömer! Çünkü gerçek­ten ölüme kesinlikle inanan kimse fevt olmaktan korkar. Hesaba inanan kimse azâptan korkar. » (Tefsîr-i Kurtubî: 17/269)

Hz. Ömer (R. A. ) onun dediklerini ayakta bekleyip dikkatle dinledi. Bu­nun üzerine adamın biri dayanamadı da şöyle dedi: «Ya Emîreʹl-müʹminin! Bu yaşlı kadın için mi böyle ayakta durup bekliyorsun?! » Hz. Ömer (R. A. ) o adama şöyle uyarıda bulundu: «Vallahi bu kadın günün evvelinden so­nuna kadar beni ayakta tutsa, namaz vakti dışında bir yere ayrılmayıp hep onu dinlerim. Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun? Bu, Havle bint Saʹlebeʹdir. Allah onun sözünü, şikâyetini yedi göğün üstünden işitmiştir. Âlemlerin Rabbi onu dinler de, Ömer dinlemez mi? » (Tefsîr-İ Kurtubî: 17/271)

Yine sahih rivâyete göre: Zihar âyeti inince Hz. Peygamber (A. S. ), Evs b. Sâmit’i çağırdı ve aralarında şu konuşma geçti:

- Ya Evs! Keffaret olarak bir köle azâd et.

- Ya Rasûlellah! Elimin altında köle yoktur.

- O halde üstüste iki ay oruç tut.

- Bir günde üç öğün yemek yemede bir yanlışlık yapar (az yer veya bir öğünü terkedersem) gözlerime bir ağırlık çöküyor, ferini kaybediyor.

- O halde altmış yoksulu (sabah-akşam doyuracak şekilde) yedir.

- Bunu bulamıyorum. Ancak siz bana yardım ederseniz, mümkün ola­bilir.

Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona 15 sâ’, (yaklaşık 50 kilo tahıl veya hurma) yardımda bulundu ve böylece Evs gereken keffareti ve­rip eşiyle birleşti.

İSLÂM HUKUKUNDA ZİHAR HÜKMÜ

Firuzâbâdî’nin Kamus’ta beyânına göre: Zahr: «nehr» kalıbında bel ve sırta denir ki «batn» (karın) mukabilidir.

«Kıtal» kalıbında gelen «zihar» bu kökten türetilmiştir ki, sözlük ola­rak iki şeyi birbirine tıpatıp denk getirmek mânasınadır. Meselâ elbise­nin astarına tıpatıp uygun gelmesi gibi..

Fıkhı terim olarak: Kocanın kendi karısına, «Senin sırtın bana anamın sırtı gibidir» demekten ibarettir.

Zihar: Câhiliye dönemine ait boşamanın şiddetlisi olarak bilinir. İs­lâm bu şiddeti hafifletip hem ziharda bulunan kocayı te’dip, hem de muh­taçları ve köleleri korumayı amaçlıyarak yeni ve âdil bir hüküm getirmiştir.

Zihara delâlet eden sözler:

a) Sen bana anamın sırtı gibisin.

b) Sen benimle birlikte veya benim yanımda anamın sırtına benzersin.

c) Sen bana göre anamın karnı gibisin.

d) Sen benim yanımda anamın başı gibisin.

e) Senin karnın veya başın veya elin bana anamın sırtı gibidir.

Ancak İmam Ebû Hanîfe’nin içtihadına göre: Adam kendi eşini ana­sının veya nikâhı kendisine müebbeden haram olan bir yakınının, bakılması haram olan organ ve benzeri yerlerinden birine benzetirse zihar hükmü gerçekleşir.

Kimin ziharda bulunması sahîhtir?

a) İmam Şâfiîʹye göre: Boşaması sahîh olan her adamın ziharı da sahîhtir. O sebeple zimmînin (gayr-i müslim vatandaş) ziharı sahîh sayıl­mıştır.

b) İmam Ebû Hanîfeʹye göre: Zimmînin ziharı sahîh değildir.

Zihar sebebiyle neler haram olur?

a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre: Hem cinsî temas, hem de ona yol açan yaklaşma, okşama ve sevişme haram olur. Bu tahrîm keffaret verilinceye kadar devam eder.

b) İmam Şâfiîʹye göre: Sadece cinsel temas haram olur. Diğer bir rivâyette ise, o, bu konuda İmam Ebû Hanîfeʹyle aynı görüştedir.

Birkaç defa ziharda bulunana ne gerekir?

a) İmam Ebû Hanîfe ile İmam Şâfiîʹye göre: Muhtelif meclislerde bir­den fazla ziharda bulunan kimseye, her zihar için ayrı keffaret gerekir. Bir mecliste birden fazla ziharda bulunursa, sadece bir keffaret gerekir.

b) İmam Mâlik’e göre: Birden fazla mecliste ayrı ayrı ziharda bulunan kimseye bir keffaret gerekir. Çünkü ara yere keffaret girmediği takdirde, hepsi bir tek zihar kabul edilir.

Zihar’ın keffareti âyetle açıklanmıştır:

1- Ziharda bulunduğu eşiyle henüz cinsel ilişkide bulunmadan kef­faret olarak bir köle azad etmesi gerekir.

2- Köle bulamayan kimsenin iki ay üstüste oruç tutması gerekir.

3- Buna gücü yetmiyecek olursa, altmış yoksulu sabahlı-akşamlı do­yurması gerekir.

İLÂHÎ SINIRLAR

İslâm Hukuku kendi ölçüleri ve İlâhî sınırları içinde beşerî münasebet­leri, sosyal ilişkileri düzene koyan hükümleriyle bir yandan sosyal adâlete, bir yandan tahkikî imâna ve İlâhî buyrukları kayıtsız kabule, bir yandan aileyi -eşler arasında karşılıklı hakların korunması doğrultusunda- sağlam temele oturtmaya, bir yandan da fertleri ıslâhta dinî ahlâkı kalp ve kafa­larda kökleştirmeye yönelir. Uygulayanları uhrevî mükâfatlarla müjdeler. Uygulamayanlar hakkında ise maddî ve mânevî olmak üzere iki ayrı mü­eyyide belirler.

Bütün bu esas ve prensiplerin tesirli olması, kalp ve kafalarda imân derecesinde yer etmesi için de fertlerin küçük yaştan Kur’ân ahlâkıyla eği­tilmesinin lüzumuna dikkat çeker.

Zihar meselesinde önce kadını korumakta; ona yaklaşmayı kendine haram kılan kocayı keffaret ile cezalandırmakta ve böylece olayı maddî ve mânevî müeyyidelerle hakkaniyete bağlamaktadır.

Bu suretle dördüncü âyetin son cümlesiyle mânevî müeyyidenin ağırlığı hatırlatılarak kâfirler uyarılıyor; müʹminlerin de imân ve irfanına ışık tutu­luyor: «Bu (keffaretler) Allah’a ve Peygamberine inanmanızla ilgilidir ve bunlar, Allah’ın koyduğu (dinî) sınırlardır. İnkârcılar için elem verici bir azap vardır. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle zihar hakkında İlâhî hüküm açıklandı ve aile hu­kukuyla ilgili düzenleme ve müeyyidelerden birine yer verilerek mü’minler aydınlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın ve Peygamberin emir ve hükümlerine uy­mayıp dinî sınırları aşanlar uyarılıyor ve böyle bir toplumun eninde sonun­da rüsvay edilecekleri haber veriliyor. Nifak hastalığına yakalanan ikiyüz­lü döneklerin Peygamber aleyhine gizli toplantılar yaparak fısıldaştıkları konu ediliyor ve öylelerinin zevahiri kurtarmak için yapmacık saygı izhar ettiklerine dikkat çekiliyor. İlâhî rıza düzeyinde toplantı yapmakta bir sa­kınca olmadığı bildirilerek, müʹminlerin her hâl-ü kârda Allah’a güvenip dayanmaları emrediliyor.