ZÂRİYÂT SÛRESİ
Sûreye, «zâriyât»a and içilerek başlanmaktadır. «Esip savuranlar, tozup esenler» mânasına delâlet eden bu kelime, aynı zamanda sûreye isim olmaktadır.
Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. Müfessirlerin bu hususta görüş ve tesbit birliği vardır. İbn Abbas da (R. A. ) aynı görüştedir. (Bilgi için bak: Fethü’l-Kadîr Tefsîri/Şevkanî: 4/82)
Âyet sayısı: 60
Kelime »: 360
Harf » : 1239 (Lübabu’t-te’vîl: 4/180)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- İkinci hayatın gerçekleşeceğine delâlet eden tabii olaylardan ve farklı görüş ortaya koyanlardan söz ediliyor.
2- Uğradığı saldırı ve eziyet karşısında Hz. Peygamber (A. S. ) ve mü’minler teselli ediliyor.
3- Takvâ derecesinde hayatını tanzîm edenlere âhirette verilecek mükâfat ve nîmetler anlatılıyor.
4- Peygamberleri yalanlayan ümmetlerin kendilerini hangi çizgiye getirdikleri misal veriliyor.
5- Kötülüklerle de dolu olan şu dünyadan, onun saptırıcı ve aldatıcı yanlarından kaçıp Allah’a sığınmanın lüzumu belirtiliyor.
6- Allah’a ortak koşmanın büyük bir nankörlük olduğu konu edilerek, küfrü gerektiren bu gibi sakıncalı inançlardan kaçınmanın önemi belirtiliyor.
7- Hakk’a karşı gelip peygamberleri yalanlayanların tarihinin çok gerilere uzandığına değinilerek hakla bâtılın devamlı mücadele halinde olduğuna işâret ediliyor.
8- Azgın inatçı kâfirlerden yüz çevirip, tesir edip fayda sağlamaya eğilimli olanlara öğüt verilmesi emrediliyor.
9- Kâfirlerin Âhiret Âlemi’nde mutlaka azaba uğratılacakları haber verilerek uyarıda bulunuluyor.
MEÂLİ:
1- Tozup savuranlara,
2- Ağır yük yüklenip taşıyanlara,
3- Kolayca akıp gidenlere,
4- İş bölümü yapanlara and olsun ki,
5- Size vaʹdolunan elbette yerine gelecektir.
6- Hesap ve cezâ günü mutlaka gerçekleşecektir.
7- Yollar ve yörüngeler sâhibi göğe and olsun ki,
8- (Ey inkârcı sapıklar! ) cidden siz sözünüzde, hükmünüzde görüş ayrılığı içindesinizdir.
9- Ondan çevrilebilen kimse çevrilir.
10- Yalancı câhiller kahrolsun!
11- Onlar, bilgisizliğin sarhoşluğu ve mahmurluğu içinde kalmış gâfillerdir.
12- «Hesap ve cezâ günü ne zaman? » diye sorarlar.
13- Ateşe karşı çetin bir sınav verecekleri gündür.
14- Fitnenizi tadın. İşte, acele isteyip durduğunuz şey budur! (denilir. )
DÖRT ÖNEMLİ OLAY
«Tozup savuranlara, ağır yük yüklenip taşıyanlara, kolayca akıp gidenlere, iş bölümü yapanlara and olsun ki.. »
Dört önemli olaya yemin edilerek, Âhiretʹte iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılığını görecekleri ve bu haberin mutlaka doğru olduğu açıklanmaktadır.
Kurʹân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak ne ile yemin etmişse, onda mutlaka insanlıktan yana büyük yararlar; akla ve vicdana ışık tutan belgeler söz konusudur.
«Zâriyât» kavramı üzerinde hayli durulmuş ve az farklı yorumlar yapılmıştır:
a) Yerden toz, toprak kaldırıp savuran rüzgârlar,
b) Yeraltında ve yerüstünde meydana gelen patlamalar sonucu savrulan topraklar,
c) Canlı-cansız varlıkları, belli plâna göre serpiştiren melekler.
Birinci yorum Hz. Aliʹye (R. A. ) aittir ki, kendisi minber üzerinde soruları cevaplarken cemaattan biri kalkıp «zâriyat nedir? » diye sordu. O da: «Esip tozutan rüzgârlar demektir. «Hâmilat», yağmur yüklü bulutlardır. «Câriyat», denizde yüzen gemilerdir. «Mukassimat», iş bölümü yapan meleklerdir» diye cevap verdi. (Tefsîr-i Kurtubî: 17/30- Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/231)
Ayrıca İmam Kurtubî bir diğer rivâyete yer vererek bu hususta İbn Kevvâ’ adında bir adamın Hz. Ali (R. A. )den sorduğunu ve onun da: «Yazıklar olsun sana, bunu öğrenip anlamak için sor, karşındakini küçük düşürmek için sorma» diye uyarıda bulunduğunu ve sonra o dört kelimeyi yukarıda belirtilen şekilde açıkladığını kaydetmektedir.
Rüzgâr, bulut, gemi ve melek.. Bu dört olay beşer hayatını düzenleyip dengede tutan değerlerdir. Geminin tabii olaylar arasında anılması, mü’minlerin dikkatini denizlere çekmek ve bu büyük kaynaktan yararlanmalarını ilhâm etmek içindir. Allah daha iyisini bilir.
Meleklerin iş bölümü yapması:
Kâinat yaratılıp düzene sokulduktan buyana kusursuz işlemekte ve içinde yer alan her sistem şaşmadan hizmet vermektedir. Ancak her olayda, her düzenleme ve dengelemede belli bir plân ve proğrama göre iş bölümü yapan melekler vardır.
İnsanlardan çoğunun tabii olay diye belirlediği fiziksel ve benzeri olayları sevk ve idare edenlerin bulunduğunu unutmamak gerekir. O kadar ki, esen rüzgâr, yükselen buhar, oluşan bulut, yağan yağmur üzerinde görevli melekler bulunmaktadır. Gerçi bu ve benzeri tabiat olayları belli fiziksel kanunlara göre meydana gelmektedir; amma işin içinde sözünü ettiğimiz gizli, yani ruhanî kuvvetler rol oynamaktadır. Nasıl ki, belli plâna göre kurulan bir fabrikanın başında görevliler bulunuyorsa..
Bütün bu önemli olayları birtakım kanunlara bağlayan Yüce Kudret, insanı da başıboş bırakmayıp, onun için de plânda çok önemli bir yer ayırmış ve ölümü, bir intikal dönemi kılıp ikinci hayatın şartlarına uygun yeni bir bedene kavuşmasına sebep yapmıştır.
Her şeyin insan için, insanın da Rabbim bilip O’na ibâdet etmek için yaratıldığına göre, onun bu amaca uygun olan ve olmayan söz ve davranışları, niyet ve düşünceleri kontrol altında tutularak, ikinci hayatta karşılık göreceği kesin hükme bağlanmıştır. Artık Cenâb-ı Hakkʹın sözünün değişmesi düşünülemez.
YÖRÜNGELER SAHİBİ GÖĞE AND OLSUN
«Yollar ve yörüngeler sâhibi göğe and olsun ki, (ey inkârcı sapıklar! ) Cidden siz sözünüzde, hükmünüzde görüş ayrılığı içindesinizdir. »
Göğün, yani fezanın düzenli yol ve yörüngelerle bir ağ gibi işlendiği çok anlamlı bir şekilde belirtilmektedir.
Hubük: Lûgatçıların tesbitine göre, «hibak» veya «habikâ»nın çoğuludur. Bu iki kökü incelediğimizde yedi manaya delâlet ettiklerini görürüz:
1- Kumaşın itinayla yol yol dokunup çizgilerinin iyice belirginleşmesi,
2- Esen rüzgarın suya veya kuma dokunup kıvrım kıvrım yollar ve çizgiler meydana getirmesi,
3- Baştaki saçın dalga dalga olup düzenli kıvrımlar oluşturması,
4- Yapının sağlam ve muhkem, aynı zamanda düzenli olması,
5- Bir şeyin güzel, çekici ve oldukça düzenli, dengeli yaratılmış bulunması,
6- Göğün yüksekliğine orantılı düzende olması,
7- Göğün çok süslü, çekici bir görünüm arzetmesi..
Hubük kavramı bütün bu manalara delâlet etmekle beraber, yollar ve yörüngeler anlamına daha zâhir ve daha yakındır.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm, on beş asır önce gezegen, yıldız ve sistemlerin sağlam, düzenli hareketlerini sağlayan yörüngelerinden söz ederek, bu olayı Allah’ın varlığına ve birliğine delil ve belge göstermektedir.
İNKÂRCILARIN FARKLI GÖRÜŞLERİ
İnkârcı maddecilerin, müşrik putperestlerin, Allah, peygamber, kitap, hilkat ve canlılar hakkındaki varsayımları (faraziye, hipotez), ciddi bir esasa dayanmaz. Sözü edilen konulara bakış açıları hem farklı, hem de hatâlı olduğundan onları olumlu bir sonuca götürmemektedir. İnsan menşeʹi hakkında fikir yürütürlerken de iddia ve varsayımları farklı ve çelişkilidir. Kimi hayatın başlangıcını cansız maddeye, kimi tek hücreye, kimi birden ortaya çıktığına dayamakta ve kimi de maddeyle birlikte öncesiz olduğunu savunmaktadır. Bazısı ise, hayatın kimyasal reaksiyonların sonucu meydana geldiğini öne sürmektedir. Oysa hiç birinde isabet yoktur.
Mekkeli müşrikler, Kur’ân’a «eskilerin masalları», Hz. Muhammedʹe (A. S. ) «sihirbaz, büyücü, şâir» damgasını yakıştırırken; günümüzün inkârcı maddecileri daha farklı iddialar ve yakıştırmalarla ortaya çıkmış bulunuyorlar: Kimi Kur’ânʹa «çöl kanunu», Hz. Muhammed’e (A. S. ) «akıllı bir adam» demekte ve böylece ilâhî inâyet ve tecelliyi reddetmektedirler. Cenâb-ı Hak hakkında ise, büsbütün şaşkınlık içinde karanlığa inkâr taşı atmakta ve bu mükemmel düzenin tesadüfler neticesi meydana geldiğini söylemektedirler. Bütün bunları söylemek, iddia etmek, varsaymak kolay, ama isbatı mümkün değildir.
Allah’ın hidâyet nasip ettiği kimseler ancak bu karanlık görüş ve dayanaksız iddialardan kurtulabilir.
YALANCILAR KAHROLSUN
«Yalancı câhiller kahrolsun! Onlar, bilgisizliğin sarhoşluğu ve mahmurluğu içinde kalmış gâfillerdir. »
Yalancı câhiller, Hakk’a karşı gelip İlâhî düzen ve dengeyi inkâr etmektedirler. Kur’ân onların daha çok iki kötü sıfatını konu edinmektedir. Şöyle ki:
a) Bilgisizliğin sarhoşluğu içindedirler,
b) Haktan, gerçekten habersiz, nefis perdesi altında gaflet uykusuna dalmışlardır.
Cehalet, insanı patavatsızlığa, ölçüsüzlüğe, yersiz ve anlamsız iddialara ve mütecavizliğe iter. Bir bakıma insanı sarhoşlar gibi kararsız kılar. Nefsin kesif perdesi ise, aklı kendi hizmetine alıp kalp gözünü kör eder. Bunun için Kur’ân’ı yalanlayanların bu iki sıfatına değinilerek lânetlenmektedirler.
HESAP VE CEZA GÜNÜ NE ZAMAN?
«Hesap ve ceza günü ne zaman diye sorarlar. Ateşe karşı çetin bir sınav verecekleri gündür. »
İlk kurulan şu düzeni Allah’a nisbet etmiyenlerin, ikinci hayatı ve düzeni kabul etmeleri veya öyle bir günün geleceğine inanmaları pek düşünülemez. O bakımdan Kur’ân, sık sık mevcut düzendeki belgelere yer vermekte ve insan aklına malzeme takdim ederek yol göstermekte; temel bilgi verip ilmî araştırmaya teşvikte bulunmaktadır. Zira âhirete inanmanın yolu, mevcut düzenin Allah tarafından yaratıldığına inanmaktan geçer.
Dünya her yanıyla teklîf, imân, sâlih amel ve olgunlaşma dönemidir. Âhiret ise, hesap ve ceza günüdür. O bakımdan ona «yevmü’d-dîn» denilmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, dört faydalı olay üzerinde duruldu. Göğün yol yol, yörünge yörünge şeklinde düzenlendiği belirtildi. İnkârcıların her çağda farklı birtakım varsayımlar peşine takılıp hakka yakınlık gösteremediklerine dikkatler çekildi. Sonra da hesap ve ceza gününü red ve inkâr edenler uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlara hazırlanan yüce nîmetlerden bir kısmından söz ediliyor. Onların ibâdet düzeyindeki halleri konu edilerek övülüyor. Gerek yeryüzünde, gerekse insanın yaratılışında ve taşıdığı özelliklerinde Allah’ın varlığına delâlet eden belgelerin yer aldığına değiniliyor. Gökten rızık indirildiğine atıf yapılarak düşünce ufkumuz genişletiliyor.