HUCURÂT SÛRESİ
Tamamı Medine’de inmiştir. İlim adamlarının bu hususta icma’ı vardır. (Tefsîrü Gârâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 26/69 - Tefsîr-İ Kurtubî: 16/300)
Dördüncü âyetinde Hz. Peygamber’in (A. S. ) hane-i saadetini oluşturan odalardan söz edildiğinden, bu mânaya delâlet «hucurat», aynı zamanda sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı: 18
Kelime »: 340 veya 343
Harf »: 1476 (Tefsîrü Gârâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 26/69 - Lübabu’t-te’vîl: 4/163)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
Sûre genellikle iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölüm, Peygamber ile ümmeti arasındaki münasebetlerden; ikinci bölüm, ümmetin günlük hayatını ilâhî nizama göre disiplinli ve düzenli tutmasından söz etmektedir.
Birinci bölümle ilgili konular:
1- Allah ve Peygamberi bir husus hakkında hüküm vermeden, mü’minlerin hemen acele edip hüküm vermelerinin doğru olmayacağı üzerinde duruluyor.
2- Hz. Peygamberʹe (A. S. ) üstün sevgi ve saygı gösterilmesi; Peygamber’in (A. S. ) huzurunda konuşurken ses tonuna dikkat edilmesi, Onun sesinden yüksek bir tonla konuşmanın saygısızlık olacağı belirtiliyor ve bu konuda mü’minlere emir veriliyor.
3- Hz. Peygamber’e (A. S. ) ismiyle veya künyesiyle hitap edilmemesi; «Ya Nebiyyellah», «Ya Resûlellah» şeklinde hitap edilmesi tavsiye ediliyor.
4- Resûlüllah’ın (A. S. ) huzurunda sesini alçaltarak konuşanlar övülüyor.
5- Resûlüllahʹı (A. S. ), bulunduğu odanın arka tarafına geçip dışardan yüksek sesle çağıranlar kınanıyor.
6- İslâm ve imân nîmetine eriştirildikten sonra, Allahʹa ve Peygamberine minnet edenler yeriliyor ve uyarılıyor.
İkinci bölümle ilgili konular:
1- Dinî sınırları aşan günahkâr ahlâksızın verdiği haberi -araştırıp gerçeği öğrenmedikçe- ciddiye almamamız üzerinde duruluyor.
2- Mü’minler bölünüp iki ayrı zümre oluşturur, biri diğerine saldırıp savaşırsa, saldırıya uğrayan zümreden yana olup mütecaviz tarafı durduruncaya kadar savaşmamız emrediliyor.
3- Allahʹın her zaman mü’minler arasında barışın hâkim kılınmasını dilediği, yani barışın devamının İlâhî rızaya uygun olduğu açıklanıyor.
4- Müslüman kimse hakkında kötü zan beslemek yerilerek men’ ediliyor.
5- İnsanları alaya almak, gizli hallerini araştırmak yasaklanıyor.
6- İnsanların ancak birbirlerinden «takvâ» derecesiyle üstün tutulacağı bildiriliyor.
MEÂLİ:
1- Ey imân edenler! Allah ve peygamberinin huzurunda ileri geçmeyin. Allahʹtan korkun. Şüphesiz ki Allah, işitendir, bilendir.
2- Ey İmân edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne (Onu bastıracak şekilde) yükseltmeyin. Birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, Ona yüksek sesle hitâp etmeyin; sonra farkına varmıyarak amelleriniz boşa gidebilir.
3- Şüphesiz o kimseler ki Resûlüllahʹın yanında seslerini kısarlar, işte onlar Allahʹın kalplerini takvâ ile denediği kimselerdir. Onlar için bol bağışlanma ve büyük karşılık vardır.
İNİŞ SEBEBİ
Ashab-ı Kirâmʹdan Hz. Câbirʹin (R. A. ) birinci âyetin iniş sebebi hakkında şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
«Kurban Bayramʹı günü, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz henüz kurban kesmeden, müʹminlerin kurban kesmemeleri emrediliyor. Sebebine gelince: Müʹminlerden bazısı kurban kesme hususunda acele etmiş bulunuyordu. Böylece önce kesenlerin kurbanlarını iade etmeleri, yani yeniden kesmeleri istenmektedir. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/163)
İLGİLİ HADÎSLER
Bu konuda Resûlüllâh (A. S. ) şöyle buyurmuştur:
«Bu günümüzde başlayacağımız ilk şey, namaz kılmamız, sonra dönüp kurban kesmemiz olacaktır. Kim böyle yaparsa, sünnetimize uymuş olur. Kim de namaz kılmadan keserse, o, ancak ev halkına acele ulaştırmak istediği eti kesmiş olur da bu nüsuk (kurban ibâdeti) yerine geçmez. » (Buharî/ıydeyn: 3, 8, 10, 17, adâhî: 1, 11- Müslim/adâhî: 7- Ahmed: 4/282, 303)
Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:
- «Bu âyetler, şek günü oruç tutmayı yasaklar mahiyette inmiştir. Öyle ki, Peygamber (A. S. )dan önce oruç tutmayın demektir. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/163)
«Kim şek gününde (Ramazanʹın ilk günü olup olmadığında şüphe edilen günde) oruç tutarsa, Ebûʹl-Kasımʹa (Hz. Peygamberʹe) isyân etmiş olur. » (Tirmizî/savm: 3- Buharî/savm: 11- Nesâî/siyâm: 37)
ALLAH’IN VE PEYGAMBERİNİN HUZURUNDA İLERİ GİTMEMEK
«Ey imân edenler! Allah ve peygamberinin huzurunda ileri geçmeyin. Allah’tan korkun.. »
Âyette «ileri geçmeyin» şeklinde çevirisini yaptığımız «lâ tukaddimû» sözü üzerinde birçok yorumlarda bulunanlar olmuştur. Onları şöyle özetliyebiliriz:
a) Peygamber (A. S. )ın huzurunda bir konu üzerinde, Peygamber (A. S. ) dan önce bir fikir ve görüş beyân etmeyin. Her hususta Ona uyun, Onun arkasından gidin.
b) Kitap ve Sünnetʹe aykırı söz söylemeyin, hüküm vermeyin.
c) Resûlüllah’ın huzurunda fetvâ vermekte acele etmeyin; Allahʹın Onun kalbi ve dili üzerine indireceği hükmü bekleyin.
d) Söz ve davranışınızda Peygamber’in (A. S. ) önüne geçmeyin.
e) «Şu ve şu hususta İlâhî emirler inseydi.. » diyerek acele etmeyin. Peygamber’in (A. S. ) verdiği bilgiyle yetinin.
KİTAP VE SÜNNETʹE BAĞLI KALMAK
Allah’ın ve Resûlüllah’ın (A. S. ) huzurunda kitap ve sünneti dikkate almadan ileri gitmek böylece yasaklanmıştır. Âyetteki hitap bütün mü’minlere yöneliktir. Bunu nesheden başka bir hüküm inmediğine göre, hükmü kıyâmete kadar bâkidir.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz hayatta iken kitap ve sünnette yer alan hükümler, emirler ve tavsiyeler Ondan öğreniliyordu. Allah ve Resûlü bir konu hakkında bir hüküm ortaya koymadıkça, başkasının hüküm beyân etmesi aslâ câiz kabul edilmemiştir. Resûlüllah’ın (A. S. ) vefatından sonra, mü’minler bu iki esas kaynağa bağlı kalmakla emrolunmuşlardır. Ortaya çıkacak yeni yeni meselelerin çözümünü yine bu iki kaynakta arayıp bulmaları; bulamadıkları takdirde ictihad düzeyinde icmâ ve kıyasa yönelmeleri her zaman geçerli bir kural olarak belirlenmiştir.
Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Hz. Muâzʹı (R. A. ) Yemen’e görevli olarak gönderdiğinde, aralarında şu tarihî konuşma geçmiştir:
- Ya Muâz! Orada ne ile hükmedeceksin?
- Allahʹın kitabıyla...
- Aradığın hükmü onda bulamıyacak olursan?
- Resûlüllahʹın (A. S. ) sünnetiyle...
- Onda da bulamayacak olursan?..
- Kendi re’yimle ictihadda bulunurum.
Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz elini Muâzʹın (R. A. ) göğsüne vurarak şöyle hamd etti: «Resûlünün elçisini, Resûlünün hoşnut olacağı şeye muvaffak kılan Allahʹa hamd olsun. » (Ebû Dâvud/akdiye: 1- Tirmizî/ahkâm: 3- Nesâî/kudat: 11- İbn Mâce/ menâsik: 38- Ebû Dâvud/mukaddeme: 30- Ahmed: 1/37- 5/230, 236, 242)
Bunun için Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ümmetine son olarak şunu da tavsiye etmiştir: «Şüphesiz size öyle bir şey bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldığınız takdirde ebediyen sapıtmazsınız: Allahʹın kitabını, peygamberinin sünnetini.. » (Hâkim: İbn Abbas (R. A. ) dan isnad-i sahih ile.. - Ebû Dâvud/menâsik: 56- İbn Mâce/menâsik: 84- Taberânî/kader: 3- Ahmed: 3/26)
Ebû Dâvud bu hadîsin son kısmını sadece «Allahʹın kitabını» şeklinde; Ahmed b. Hanbel de «Allahʹın kitabını ve ehl-i beytimi.. » şeklinde rivâyet etmişlerdir.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu iki ana kaynağı tavsiye ederken, Muâz hadîsinde açıklandığı üzere, bunlarda bir hükme rastlanmazsa, kıyas ve ictihad yolunun seçileceğine cevâz vermiş bulunuyor.
PEYGAMBERʹİN (A. S. ) HUZURUNDA YÜKSEK SESLE KONUŞULMAZ
«Ey imân edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne (Onu bastıracak şekilde) yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi, Ona yüksek sesle hitap etmeyin.. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in huzuru, şüphesiz ki edep, terbiye, nezaket, vakar, ciddiyet, sevgi ve saygı makamıdır. Çünkü O, Allahʹın elçisidir ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Ona saygı, dolayısıyla Allahʹa saygıyı ifade eder. Ona hürmetsizlik Allah’a hürmetsizlik sayılır..
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz İlâhî vahye, Melek Cebrail’in ilka ve hitabına mazhar bulunduğundan kalbi daha çok Allah ile meşgul idi. O bakımdan her sözü ve davranışı bu hava içinde düzenli, dengeli ve edepli bulunuyordu.
İslâm’a yeni giren bazı kabile reisleri ve bedevîler, alışkanlıklarının tesiriyle olsa gerek, Hz. Peygamberʹe (A. S. ) bazan ismiyle, bazan da künyesiyle hitap eder, hem de seslerini yükseltirlerdi. İlgili âyetle, onların bu gibi davranışlarının saygısızlık ifade ettiğine dikkatler çekilmekte; edep ve saygı makamında, edepli ve saygılı olmanın lüzumu belirtilmektedir.
İlâhî beyân inince, daha önce edep dışı söz ve davranışlarda bulunanlar kendilerini toparladılar ve yaptıkları hatâlardan dolayı pişmanlık duyarak istiğfarda bulundular.
Rivâyete göre: Yukarıdaki âyetler inince, Sabit b. Kays (R. A. ) üzüntü, mahcubiyet ve endişesinden dolayı evine kapanıp dışarı çıkmaz oldu. Sebebi sorulunca, şöyle dedi: «Bildiğiniz gibi ben yüksek sesli bir adamım. Korkarım ki bu âyet benim hakkımda inmiştir ve o takdirde ben cehennem ehlinden biriyimdir. » Onun durumu Hz. Peygamber’e (A. S. ) haber verilince, Peygamber (A. S. ): «Hayır, Sâbit cehennem ehlinden değil, cennet ehlindendir» buyurarak onu huzuruna çağırdı.
İmam Mâlik’e ve bazı ilim adamlarına göre: Âyetin hükmü kıyâmete kadar bâkidir. O bakımdan Ravzâ-i Muttahharaʹda bulunan bir kimsenin o yüce huzurda yüksek sesle konuşması câiz değildir. Nitekim devrin halîfesi, yanında İmam Mâlik bulunduğu halde Ravzâ-i Muttahhara’yı ziyâret ederken yüksek sesle konuşuyordu. İmam Mâlikʹin onun bu saygısızlığına dayanamadığı ve yukarıdaki âyeti okuyarak halîfeyi uyardığı; Resûlüllah’ın mânevî huzurunda saygılı olmaya onu dâvet ettiği pek meşhûr bir olaydır.
O halde dün olduğu gibi, bugün de yarın da, yarından sonra da Ravza-i Muttahhara’da ve bir de Hadîs-i şerîf okunan meclislerde yüksek sesle konuşulmaz, Resûlüllah’a (A. S. ) saygı gösterilir. Aksi halde, Kur’ân’ın anlatımıyla, «Sonra farkına varmıyarak amelleriniz boşa gidebilir» meâlindeki İlâhî uyarıya muhatap olma durumu ortaya çıkar.
RESÛLÜLLAHʹIN (A. S. ) YANINDA SESİNİ KISANLAR ÖVÜLÜYOR
«Şüphesiz o kimseler ki Resûlüllahʹın yanında seslerini kısarlar, işte onlar Allahʹın kalplerini takvâ ile denediği kimselerdir.. »
Ashab-ı Kirâm’dan Ebû Hüreyre (R. A. ) ile İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:
- Üçüncü âyet inince, Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) ile sır verip sır alan bir kardeş gibi çok hafif bir ses tonuyla konuşurdu.
İbn Zübeyir (R. A. ) diyor ki:
- Bu âyet inince, Hz. Ömer (R. A. ) duyulmayacak kadar hafif bir sesle Hz. Peygamber’e (A. S. ) hitap ederdi. Bazan Peygamber (A. S. ) bile onun ne dediğini iyice anlayamaz ve tekrar söylemesini emrederdi.
İlgili âyet bu terbiyeli, saygılı müʹminleri övmekte ve misâl olarak takdim etmektedir.
Kalplerindeki takvâ, dillerinde ve davranışlarında kendini belli ediyor, ilâhî sınavda başarılı bir çizgide kendilerini tutuyorlardı. Böylece İlâhî mağfiret onlardan yana bolca tecelli ediyor ve uhrevî mükâfatlarla müjdeleniyorlardı.
Buna kıyasla, Resûlüllah’ın (A. S. ) yolunda olan ilim adamlarının huzurunda da konuşurken sesi kısmanın sünnet veya müstehap olduğu belirtilmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah ve Peygamberinin verdiği hükmün aksine bir görüş beyân etmenin sakıncası üzerinde duruldu. Resûlüllah’ın yanında yüksek sesle konuşmanın saygısızlık olacağı belirtilerek, O’nun yanında seslerini kısanlar övüldü.
Aşağıdaki âyetlerle, Resûlüllah’ın (A. S. ) kaldığı odaların yanında, arkasında durup yüksek sesle Peygamber’i (A. S. ) çağıranlar kınanıyor ve Hz. Peygamber (A. S. ) kendiliğinden dışarı çıkıncaya kadar sabredip beklemelerinin kendileri için hayırlı olacağı bildiriliyor.