AHKAF SÛRESİ
Tamamı Mekkeʹde inmiştir. Hâ-Mîm harfleriyle başlayan sûrelerin sonuncusudur. Hûd Peygamber’in (A. S. ) kendi kavmini Ahkaf denilen yerde Hakk’a dâvet edip uyardığı konu edildiğinden, bu kelime aynı zamanda sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı: 35
Kelime »: 644
Harf » : 2595 (Lübabu’t-te’vîl: 4/122)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Tevhîdʹin esasını isbatlayıcı anlamda delil ve belgelere yer veriliyor ve putperestlik, çok İlâhlık kökünden red ediliyor.
2- Müşriklerin Peygamber’e (A. S. ) karşı olumsuz yönde tavır almaları ve onlara verilen cevaplar, sonra da iddialarının boş ve anlamsızlığı açıklanıyor.
3- Allahʹın birliğini, peygamberlerin doğruluğunu tasdîk edenlerin imân istikameti üzere olduklarına ve öylelerinin âhiret gününde mükâfatlarının ancak cennet olacağına değiniliyor.
4- Ana-babaya iyilik ve ikramda ve Allah’ı hoşnut eden amelde bulunmamız tavsiye ediliyor.
5- Kendini dünya lezzetlerine verip hayatını İlâhî rıza doğrultusunda değerlendirmiyenlerin durumu yeriliyor.
6- Âd Kavmiʹnin kıssası, tarihî bir ibret ve öğüt olarak naklediliyor.
7- Cinlerden bir kısmının gelip Hz. Peygamber’i (A. S. ) dinledikten sonra kendi kavimlerine gidip uyarı ve teblîğde bulundukları haber veriliyor.
8- Hz. Muhammed’e (A. S. ) ve ümmetinden mü’min olanlara öğüt ve tavsiyelerde bulunuluyor.
9- Kur’ân-ı Kerîmin kavim ve milletleri uyaran, doğru yolu gösteren birçok esaslarla indirildiği açıklanıyor.
10- Allah’ın va’di ve adâleti gereği, ancak itaâtten çıkanların azap edileceklerine dikkatler çekiliyor.
MEÂLİ:
1- Hâ-Mîm.
2- Kitabʹın indirilmesi, O çok üstün, çok güçlü hikmet sâhibi Allahʹtandır.
3- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belli bir süreye kadar yarattık. İnkâr edenlere gelince: Uyarıldıkları şeylerden yüz çevirirler.
4- De ki: Baksanıza, Allahʹı bırakıp yalvararak taptıklarınızın yeryüzünde neler yarattığını bana gösterir misiniz? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğrulardan iseniz bundan önce (size verilmiş) bir kitap bana getirin veya ilimden bir eser ortaya koyun.
5- Allahʹı bırakıp Kıyâmetʹe kadar kendilerine cevap veremiyecek ve yaptıkları duâ ve yalvarıdan habersiz bulunan şeylere tapanlardan daha sapık, daha şaşkın kim vardır?
6- (Kıyâmet günü) insanlar sürülüp Mahşerʹde biraraya getirildiğinde, (tapındıkları putlar) onlara düşman kesilirler ve kendilerine tapındıklarını inkâr ederler.
KURʹÂN’IN ÜSTÜNLÜĞÜ
«Hâ-Mîm. Kitabın indirilmesi, O çok üstün, çok güçlü hikmet sâhibi Allahʹtandır. »
On beş asırdır mihrap ve kürsülerde, mektep ve medreselerde tazeliğini koruyan; mü’minlerin gönüllerinde ışıl ışıl yanan; kalp ve kafaları ilimle, hikmetle, sağlam düzeni ayakta tutan hükümlerle aydınlatan Kur’ân-ı Kerîm, şüphesiz her asırda bu üstünlüğünü sürdürmüş ve sürdürmektedir. Onunla boy ölçüşecek muhteva ve kudrette bir kitap ortaya çıkarılamamıştır. En güçlü ediplerin söz ve yazıları Onun edebî özelliği yanında çok sönük kalmıştır. Gelişip olumlu sonuçlar veren ilimle hiçbir zaman ters düşmemiş; hakikatı bulup ortaya çıkaran ilim hep onu tasdîk etmiştir.
Böylece Kurʹân-ı Kerîm okundukça zevk, mana ve hikmet veren müstesnâ bir kitaptır. Tekrar okunmakla bıkkınlık vermez, her defasında ayrı bir ilhâm ve başka bir hikmet yansıtır. Üslûp ve ahengi; akıcılık ve çekiciliği, reddi mümkün olmayan yüceliktedir. Hafızaya yerleşmesi çok kolaydır. Her sınıf insana seslenme kudretini taşımaktadır. Herkes bilgi, kültür ve zekâsına göre Ondan yararlanabilir. O her âyetiyle âlimi derinden düşünmeye, câhili gafletten uyanmaya sevkeder.
Çünkü Kur’ân, O Azîz ve Hakîm olan Cenâb-ı Hakkʹın kitabıdır. Bütünüyle Oʹnun kudret kaleminin eseridir. Üstünlüğü, kudreti, tazeliği Azîz Sıfatı’ndan; uslûbu, akıcılığı, ilme öncülüğü; tek kelimeyle kâinatın plânı, insan ruhunun değişmeyen gıdası olma özelliği Hakîm Sıfatı’ndan kaynaklanmaktadır.
KÂİNATIN MEVCUT DÜZENİ BELİRLENMİŞ BİR SÜREYE KADAR DEVAM EDER
«Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belli bir süreye kadar yarattık.. »
Şüphesiz Kur’ân’ın üstünlüğü, ilâhî olmasından tezahür eder. Kâinattaki mükemmel düzen ve dengeyi anlayanlar, Kur’ân’ın da ne kadar mükemmel hazırlandığını anlamakta gecikmezler. Çünkü Kur’ân her âyetiyle kâinatın plân ve proğramını yansıtmaktadır.
Nitekim ilgili âyetle, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hak üzere yaratıldığı belirtilirken, mevcut düzende uyumsuzluğun, tersliğin, dengesizliğin ve anlamsızlığın söz konusu olamıyacağı ilân edilmektedir. Bu, araştırma heveslisi ilim adamlarına gerçekleri araştırıp bulmaya yönelik bir çağrıdır.
Ayrıca kurulan düzenin belirlenmiş bir süresi olduğu, o süre dolunca düzenin bozulup alt-üst olacağı ve arkasından onun yerine kalıcı bir düzenin kurulacağı haber verilerek, hayat ve maddenin ezelî olmadığı, her ikisi için de bir başlangıcın bir de sonucun söz konusu olduğu vurgulanmaktadır.
Böylece Kur’ân, ilim adamlarına, hareket noktası olarak «ecel-i müsemmâ» yani «belirlenmiş süre»yi göstermekte ve birtakım hayalcilerin varsayımlarından sıyrılmalarını dolaylı şekilde öğütlemektedir.
KUR’ÂN MEYDAN OKUMAKTADIR
«De ki: Baksanıza, Allahʹı bırakıp yalvararak taptıklarınızın yeryüzünde neler yarattığını bana gösterir misiniz?. »
Allah’ı bırakıp başka şeyleri ezelî ve ebedî sanıp, canlı-cansız nesneleri O’na ortak koşanlara seslenilerek kendilerinden iki açık belgeden birini getirmeleri istenmektedir: Kur’ân’dan önce bu iddialarını doğrulayan semavî bir kitap veya ilimden bir iz ve eser; gelip geçen peygamberlerden kalma yazılı bir belge.
Böylece Kurʹân-ı Kerîm, kuru dayanaksız iddiaların bilimsel hiçbir değeri olmadığını açıklamaktadır. «Bitkiler dahil bütün canlılar uzun yıllar kendiliğinden oluşup biçimlenmiş ve tekâmül ederek türden türe geçiş sağlamıştır» şeklinde bir iddia ortaya atmak kolay, ama bunu ilmî açıdan olumlu sonuçlarıyla ortaya koyup isbatlamak zordur; zorun da ötesinde mümkün değildir.
Putlara, maddeye ve sadece pozitif ilme bağlı kalıp bunların üstünde ve ötesinde bir üstün kudrete inanmayanlara, taptıkları şeyler kıyâmete kadar olumlu cevap veremiyecek ve hepsi de kendilerine yapılan tapınmalardan habersiz kalacaktır.
Günümüzün gafilleri de kendi öz değerlerinden kopuk bir halde birsürü «izmʹler» icâd edip onları bilimsel kılıfa sokarak sapıklığın, dinsizliğin en katmerlisini sergilemekte ve mânevî boşluk içinde yetişen gençleri kendi fâsit potalarında şekillendirmektedirler.
Bugüne kadar hiçbiri insanlık âlemine rahmet ve mutluluk havası estirememiş; hiç biri güven ve huzur getirememiş ve insanın içindeki manevî boşluğu tatmin edecek şekilde dolduramamış; bilâkis sıkıntı ve huzursuzluk, bunalma ve ruhî depresyon doğurmuştur. Hele materyalizm ile komünizmin va’dettikleri cennet hiçbir zaman gerçekleşmemiş, aksine tam bir cehennem havası oluşturmuştur.
O bakımdan kıyâmet günündeki tablo çok daha başka olacak, tapılan eşya, tapanlara düşman kesilecek ve böylece boş anlamsız, küfrü ve tuğyanı gerektiren şeylere alet edildiklerini nefretle belirteceklerdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın o çok güçlü, çok üstün yüce kudretten indirildiği belirtilerek, Onu bu açıdan değerlendirmemiz istendi. Sonra da Hakk’ın varlığına delâlet eden ve hak ölçüleriyle yaratılan kâinatta hâkim olan mutlak düzen ve dengeyi iyice düşünüp olumlu sonuçlar elde etmemiz önerildi. Allah’tan başka ilâh edinilen eşyanın hiçbir şey yaratmaya güç ve kudretlerinin olmadığı üzerinde durularak, onlardan çok üstün meziyetlerle yaratılan insanoğlunun bu derece küçülmesi kınandı. Kıyâmet gününde taptıkları canlı-cansız eşya ile aralarında büyük bir düşmanlığın doğacı hatırlatılarak inkârcılar uyarıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın âyetlerine «sihir» veya «büyü» diyecek kadar akıl ve idrâkini kaybedenlere dikkatler çekiliyor. Hz. Peygamberʹin (A. S. ) gönderilen ilk ve tek peygamber olmadığı, Ondan önce birçok peygamberlerin gelip geçtiği konu edilerek Onun iki ana görevi bulunduğu açıklanıyor. Sonra da inkârcı sapıkların, müʹminleri hafife alıp, «son din hayırlı bir olay olsaydı, elbette şu fakirler, köleler ve kimsesizler önümüze geçemezlerdi» diyerek çok yanlış bir kıyaslamada bulundukları üzerinde duruluyor.