CÂSİYE SÛRESİ
el-Hasan, Câbir ve İkrime’ye göre: Tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas (R. A. ) ve Katadeʹye göre: 14. âyeti Medîneʹde Hz. Ömer b. Hattab (R. A. ) hakkında inmiştir. Mâverdî de aynı rivâyete yer vermiştir. Ancak Mehdevî ve Nuhhâsʹın İbn Abbas (R. A. )dan yaptıkları rivâyete göre: 14. âyet Hz. Ömer (R. A. ) hakkında Mekke’de inmiştir. Şöyle ki, Mekke’de bir adam Hz. Ömer’e karşı ağır bir dil kullanmış ve o da onu yakalayıp haddini bildirmek istemiş; o sebeple 14. âyet inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 16/156)
28. âyetinde, her ümmetin Cenâb-ı Hakkʹın adâletinin tecelli edeceği âhiret gününde dizüstü çökeceğinden söz edildiği ve buna delâlet eden «câsiye» kavramına yer verildiği için, aynı kavram sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı: 37
Kelime »: 488
Harf »: 2161 (Tefsîr-ü Garâibi’l-Kur’ân/Nizamüddin Hasan Nisâbûrî: 25/88)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Yüce Yaratanʹın varlığına delâlet eden belgelere yer veriliyor.
2- Allah’ın âyetlerini yalanlayıp büyüklük taslayanlar tehdit ediliyor.
3- Kâfirlerin yersiz ve anlamsız sataşmalarına karşılık verilmemesi; gerektiği takdirde affedilmeleri isteniliyor.
4- İsrâil oğullarıʹna verilen nîmetler, maddî ve mânevî alanlarda yükselmelerini sağlayan İlâhî lûtuflar hatırlatılıyor ve böylece nankörlük eden milletlerin elîm âkibetine atıflar yapılıyor, misâller veriliyor.
5- Müşriklere uyulmaması, onların heveslerine göre hareket edilmemesi emrediliyor.
6- Müşriklerin sergiledikleri sapıklık ve ahlâksızlıkları konu edilerek, onların bir süre bulundukları sapıklık içinde bırakılmaları tavsiye ediliyor.
7- Müşriklerin, öldükten sonra dirilmeyi, âhireti ve hesabı, ceza ve mükâfatı red ve inkâr ettiklerinden söz edilerek yönlendirici bilgiler veriliyor.
8- Âhiret âleminin mahşer, hesap, amel defterlerinin inmesi gibi önemli safhaları anlatılıyor.
9- Kötü amelleri açıklanıp yüzlerine vurulduktan sonra müşriklere inecek olan İlâhî azaba dikkatler çekiliyor.
10 - Cenâb-ı Hakkʹın yüceliğinin, azamet ve kudretinin sınırsızlığından söz edilerek düşünce ufkumuz genişletiliyor.
MEÂLİ:
1- Hâ- Mîm.
2- Kitabʹın indirilişi, çok üstün, çok güçlü ve hikmet sâhibi Allah’tandır.
3- Şüphesiz ki, göklerde ve yerde imân edenler için açık belgeler, isbatlayıcı deliller vardır.
4- Sizi yaratmasında, hayvanları üretip yaymasında, kesin olarak inanan bir millet için öğütler, açık deliller ve ibretler vardır.
5- Gece ile gündüzün birbirini izleyip durmasında; Allah’ın gökten indirip öldükten sonra onunla dirilttiği yeryüzündeki rızıkta; rüzgârları değiştirip çevirmesinde, aklını kullanan bir millet için açık belgeler, isbâtlayıcı deliller vardır.
6- İşte bunlar sana hak ile okuduğumuz Allahʹın âyetleridir. Artık onlar, Allahʹtan ve âyetlerinden sonra hangi söze inanırlar?
KUR’ÂN, AZÎZ VE HAKÎM OLAN ALLAHʹTAN İNDİRİLMİŞTİR
«Hâ-Mîm. Kitabʹın indirilişi, çok üstün, çok güçlü ve hikmet sâhibi Allahʹtandır. »
Sûreye çok önemli bir cümleyle giriş yapılmaktadır. Öyle ki, Kur’ân’ın insan sözü olmadığı, olamıyacağı ve ancak çok güçlü çok üstün ve yegâne hikmet sâhibi Allahʹtan indirilmiş bulunduğu açıklanmakta ve böylece eserin değerinin, sâhibinin kudret ve maharetine delâlet ettiğine işâret edilmektedir.
Şüphesiz en mükemmel, en güçlü eser, en güçlü, en uzman ve en çok bilenden beklenebilir. Kur’ân gerek kelime dizisiyle, gerek cümle konumuyla, gerekse âyetler arasındaki uyumlu düzenlemesiyle insan üslûp ve anlatım tarzından kesinlikle ayrılır. Az kelimeyle çok mana ve hüküm ifade etme, insan düşüncesinin ufkunu genişletme, beşer aklına yer verme, Allah ile kulları arasındaki yolu işler duruma getirme; fizikle fizikötesi arasında tamamlayıcı ilgiyi kurma; hilkatin nasıl başladığını temel bilgi mahiyetinde verme; dünya ile âhiretin birbirini tamamlayıp biriyle diğerinin hikmetinin anlaşılabileceğini belirtme ve kâinatta hemen her şeyin insandan yana yaratılıp onun hizmetine verildiği gerçeğini ortaya koyma bakımından da insan kudretini aşan özellik arzetmektedir.
Kur’ân’daki akıcılık, çekicilik her türlü övgünün üstündedir. Taşıdığı İlâhî nağme ruhları doldurmakta, kalplere şifâ vermektedir. Çünkü O, Azîz ve Hakîm olan Allahʹtan indirilmedir.
HER ŞEY İLÂHÎ KUDRETİ YANSITMAKTADIR
«Şüphesiz ki, göklerde ve yerde imân edenler için açık belgeler, isbatlayıcı deliller vardır. »
Kur’ânʹın nasıl bir kitap olduğu, kimin eseri bulunduğu belirtildikten sonra, bu mükemmel eserin sâhibinin varlığına, birliğine delâlet eden belgeler sıralanıyor:
1- Göklerde ve yerde, inanma istiʹdadı ve basireti; anlama irfan ve feraseti olanlar için belgeler vardır. Gökler çok sağlam esaslara bağlı kılınıp düzenlenmiştir. Gerek «Güneş Ailesi»nin, gerekse diğer sistemlerin hareketleri bütünüyle kusursuz hesaplara, şaşmayan kanunlara bağlanmıştır. O nedenle milyon ve milyar yıllar geçtiği halde kâinat düzeninde bir anormallik, ahenksizlik ve uyumsuzluk görülememiştir. Plân dışı gelişigüzel hiçbir olay ve hareket söz konusu olamaz. İlim bu konuda bize bazı bilgiler toplamışsa da henüz yeterli sayılmamaktadır. Zira kâinat düşündüğümüzden de çok büyüktür ve anladığımızdan da çok daha kusursuzdur.
Yerküre sadece insanoğlu için var kılınıp düzenlenmiştir. Buradaki hayat şartlarının tamamını başka bir gezegen ve yıldızda görmek mümkün değildir. Aynı zamanda başka bir gezegen veya sistemde insan denilen canlı da yoktur. Rahmân Sûresi 10. âyette bu incelik net biçimde açıklanmaktadır. Bu doğrultuda ilim yapanların çoğu henüz birtakım varsayımlarla oyalanmaktadırlar. Oysa Kur’ân ilme ışık tutan, akla ana fikir veren en doğru kitaptır. İlmin henüz tesbit edip gün ışığına çıkardığı birtakım gerçekleri Kur’ân on dört asır önce açık şekilde ortaya koymuş ve temel bilgiler vermiştir.
2- Sizi yaratmasında, hayvanları üretip yaymasında, kesin olarak inanan bir millet için öğütler, açık deliller ve ibretler vardır.
Bu belgelerden birkaçını sıralayalım:
a) Vücudumuzun yapı taşı sayılan küçücük hücrelerin yapısı aynı olmakla beraber, yaptıkları işler, yüklendikleri proğramlar değişiktir. Hücrelerdeki canlılık vasfı ise, İlâhî hilkat kanununun her şeyde sâri ve câri olduğunu isbatlar.
b) İnsan beyninin kabuğu da bir mu’cizedir. «İnsan tekâmül edip gelişen bir hayvandır» diyenler hep aldanmışlardır. Her canlı, türünün özelliğine bağlı kalarak doğar ve yaşar. Türden türe geçiş yoktur. Nitekim Duhân Sûresi 40. âyetin tefsirinde bunu isbatlar anlamda, ilim adamlarının yaptıkları tesbiti nakletmiş bulunuyoruz.
Önce insanın beyin kabuğuna dikkat edildiği zaman, hiçbir hayvanın beyin kabuğuna benzemediği görülür. Şüphesiz bir canlının üstünlüğü, daha çok beyin kabuğunun mükemmelliğine bağlıdır. Bu da ancak insanda görülebilmektedir.
İşte Cenâb-ı Hak hilkat kanunuyla insanı birtakım özelliklerle donatıp diğer canlılardan kesin ve net çizgileriyle ayırmış; herhangi bir hayvanın tekâmül ederek bu çizgiye gelmediğini, gelemiyeceğini ortaya koymuştur.
3- Gece ile gündüzün birbirini izlemesi de akıl sahiplerine İlâhî kudretin eşsizliğini yansıtan belgelerden biridir.
Gece ile gündüzün biteviye birbirini takip etmesi, dünyanın düzenli iki ayrı hareketini isbatlamaktadır. Dünya yaratıldı yaratılalı, onun bu iki ayrı hareketi fire vermeden sürüp gelmektedir ve kıyâmete kadar da devam edecektir. Yerçekim ve merkezkaç kanunlarının bu hareketleri üzerindeki rolü söz konusudur.
4- Allah’ın gökten indirip, öldükten sonra onunla dirilttiği yeryüzündeki rızıkta da aklını kullanan bir millet için açık belgeler, isbatlayıcı deliller vardır.
Yeryüzünde canlıların su dengesini ve ihtiyacını karşılayan denizler, göller ve ırmaklar belli hesaplara göre var kılınmışlardır. Yağmur olayı ancak bunlarla karşılanabilmektedir. O bakımdan sözü edilen kaynaklar, mevcut olandan daha az veya daha fazla olsaydı bu denge bozulurdu.
Şüphesiz sağlanan yağmur dengesi toprağın kabarması, tohum ve kökleri harekete geçirmesi; bitkilerin oluşup gelişme kanunuyla içiçedir. Tabiatçılar, yeryüzünde meydana gelen ve bir devridaim halinde devam eden olayların zahirî sebeplerini ve bağlı bulundukları kanunları izaha çalışırlar; ama sebep ve kanunların nasıl bir plân ve proğrama göre yürütüldüğünü, proğramlayanın kim olduğunu düşünmezler. Oysa ortada mutlak anlamda kusursuz bir düzenleme ve sürüp gelen ölçülü bir uygulama vardır. Bunun tesadüflerin biraraya gelmesiyle oluştuğunu söylemek, kâinatı bütünüyle kör tesadüfe bağlamak demektir.
Toprak, su, hava, güneş, tohum veya kökün biraraya gelmesi yeni bir hayat oluşturmaktadır. Tohum ve kök, aynı zamanda spor, bitkinin özelliklerini kendinde taşır. İlmî araştırmalar bu düzenli ve değişmez kanunları ve sebepleri tesbit ediyor, ama bunun nasıl başladığını, daha doğrusu ilk menşeini, kâinat plânında nasıl yer aldığını ve nasıl bir kudretin tasarruf ve denetimi altında bulunduğunu araştırmıyor ve o yüzden bu konuda sağlıklı ve doğru bir bilgi üretemiyor.
Bitkilerdeki hayata dönme olayı ne ise, insanların da kıyâmet gününde yeniden hayata dönmesi onun gibi bir olaydır. Önceden çizilmiş bir plânın uygulanan parçalarından biridir. İnsanın kuyruk sokumundaki bilyamsı küçücük kemik, bir bakıma tohuma benzemektedir; Öyleki bu kemik insanın bütün özelliklerini kendinde taşımaktadır. Ancak tohumla onun arasındaki fark, tohum yanıp kül olunca veya parçalanıp çürüyünce yeniden yeşerme fonksiyonunu kaybediyor, sözü edilen kemik ise, ruhla arasındaki mânevî ve kopmaz irtibat sayesinde, çürüse de, yanıp kül olsa da o özelliklerini kaybetmiyor.
Şüphesiz bu olayı, mevcut fiziksel kanunlarla anlamak veya çözmek mümkün değildir. Zira ruhla o kemik arasındaki ilgi, fizikötesi bir olaydır.
5- Rüzgârları değiştirip çevirmesinde de aklını kullanan bir millet için açık belgeler, isbatlayıcı deliller vardır.
Rüzgâr, bilindiği gibi, atmosferin hareketidir. Bu hareketlere yer ve hava sıcaklığındaki değişmeler sebep olmaktadır. Sıcaklık farkları yüksek ve alçak basınç alanlarının doğmasına yol açar. İki bölge arasında basınç farkı meydana gelince hava yüksek basınç bölgesinden alçak basınç bölgesine doğru akar.
Anlaşıldığı gibi, atmosferin hareketi belli sebep ve şartların oluşmasına bağlanarak sağlanmıştır. Şüphesiz bütün bu olay ve oluşumlar, çok sağlam ve dengeli bir plâna göre yürütülmektedir. Bizler ancak zahirî sebepleri tesbit edebiliyoruz, onların gerisindeki ilâhî plânı ve görevli melekleri göremiyoruz.
Kur’ân-ı Kerîm, bütün bu tabiat olayları üzerinde iyice düşünmemizi emretmekte ve aklımızı harekete geçirmek için birtakım ip uçları vermektedir. Öyle ki, her olay, mevcut düzenin bir parçasını, kurulu sağlam dengenin açık belirtisini yansıtmakta ve o denge ile düzeni sapasağlam ayakta tutan Yüce Kudrete yönelmemizi ilhâm etmektedir.
Nitekim altıncı âyetle bu inceliğe değinilerek düşünce ufkumuz genişletilmekte ve aklımızla imânımızı birleştirmemiz istenmektedir: «İşte bunlar, sana hak ile okuduğumuz Allahʹın âyetleridir. Artık onlar, Allahʹtan ve âyetlerinden sonra hangi söze inanırlar? »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın çok güçlü, çok üstün ve yegâne hikmet sâhibi Allah katından indirildiği belirtilerek, eserin mükemmelliğine ve kusursuzluğuna dikkat çekildi. Sonra da o çok üstün, çok hikmet sâhibi Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden belgeler anılarak insan aklına ışık tutuldu, malzeme verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, bu gerçekleri görmeyen ve ilâhî âyetleri akıl ve insaf kulağıyla dinlemeyip arkasını çeviren, büyüklük taslayıp küstahlık eden inkârcılar için murdar bir azâbın hazırlandığı haber veriliyor ve böylece onların duygu ve düşünceleri harekete geçirilmek isteniyor.