Fatır Suresi 1-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬لِٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

1.

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

Diyanet İşleri

2.

Allah, insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak (engelleyecek) yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

3.

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?

4.

(Ey Muhammed!) Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice peygamberler yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

FÂTIR SÛRESİ

Birinci âyette, Cenâb-ı Hakkʹın göklerin ve yerin Fâtırı, yani gökleri ve yeri yokluk karanlığını yırtıp varlık alanına getirmek suretiyle yarattığı ko­nu edildiğinden sûreye «Fâtır» ismi verilmiştir.

Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Cumhur da aynı tesbitte buluna­rak buna muhalefet eden olmamıştır.

Âyet sayısı : 45

Kelime » : 777

Harf » : 3130 (Tefsîr-i Nisabûrî/Allâme Nizamuddin: 22/71)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kâinatı örneksiz ve benzersiz yaratan Allahʹın kudretine delâlet eden belgeler açıklanıyor.

2- Şükretsinler diye Cenâb-ı Hakkʹın bazı nimetleri hatırlatılıyor.

3- Gelip geçen önceki peygamberleri yalanlayan inkârcı sapıkların tutumuna değinilerek Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile mü’minler teselli edi­liyor.

4- İnsanların faziletlerle süslenmeleri, rezîletlerden temizlenip sakın­maları emredilerek uyarıda bulunuluyor.

5- Cenâb-ı Hakk’ın göklerde ve yerde vücuda getirdiği açık delil ve belgelere dikkatle bakılması tavsiye ediliyor.

6- Mü’minlerle kâfirler konu edilerek birtakım misaller veriliyor.

7- Hakikati araştırıp hakka yönelen gerçekçi ilim adamlarından ve bir de Allah’tan korkup kötülüklerden sakınan sâlih mü’minlerden söz ediliyor.

8- Âhiret gününde mü’minlerin erişeceği mükâfatlar; kâfirlerin kar­şılaşacağı korkunç safhalar konu edilerek, müʹminlere müjde, kâfirlere tehdit sinyali veriliyor.

MEÂLİ:

1- Hamd o Allahʹa ki, gökleri ve yeri yoktan var kılıp yaratmış; iki­şer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler yapmıştır. O, yaratmada dile­diğini artırır. Şüphesiz ki Allah’ın kudreti her şeye yeter.

2- Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa onu tutacak yoktur; ne­yi de tutar salıvermezse, onu ondan sonra salıverip gönderecek yoktur. O, çok güçlüdür, çok üstündür; yegâne hikmet sâhibidir.

3- Ey insanlar! Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın; gökten ve yer­den sizi rızıklandıran Oʹndan başka yaratan var mıdır? Oʹndan başka ilâh yok. Artık nasıl (haktan) döndürülüyorsunuz?!

4- Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önce de birçok peygamberler yalanlanmıştır. İşler (eninde sonunda) Allahʹa döner.

İLGİLİ HADÎSLER

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Melek Cebrâilʹi altıyüz kanadıyla birlik­te gördü. » (Buharî/ezan: 155, i’tisam: 3, daavat: 17- Müslim/salât: 194, 205, 206- Ebû Dâvud/salât: 140- Tirmizî/salât: 108- Nesâî/tatbiyk: 25)

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her namazın arkasından şöyle derdi: «Al­lah’tan başka ilâh yoktur; O birdir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur; hamd O’na mahsustur. Oʹnun kudreti her şeye yeter.

Allahım, senin verdiğine hiçbir engelleyici bulunmaz; senin vermediğini hiçbir kimse veremez. Hiçbir mal ve devlet sahibine, senin (adâlet ve hük­müne karşı) hiçbir mal ve devlet fayda vermez. » (Buharî/bed’-i halk: 7, tefsîr: 53- Müslim/imân: 280, 282- Tirmizî/tefsîr: 53- Ahmed: 1/395, 398, 407, 412, 460)

GÖKLERLE YERİN ANILMASI KÂİNATA DELÂLET EDER

«Hamd o Allahʹa ki, gökleri ve yeri yoktan var kılıp yaratmış.. »

Kur’ânʹın birçok yerinde kâinat söz konusu edilince sadece göklerle yer anılır. Bu, parçayı anıp bütünü irâde manasına gelen bir mecazdır. İlim dilinde buna «mecaz-i mürsel» denir.

Konumuzu oluşturan âyetle, varlık âlemini örneksiz benzersiz yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkarıp yaratan Allah’a hamd ediliyor. Zira bütün kuvvet ve kudreti, plân ve proğramı, tasarruf ve yürütmeyi kendinde bulunduran ve hiçbir şeye muhtaç olmayan; eşi, dengi, benzeri ve ortağı bulunmayan Cenâb-ı Hak her zaman övülmeye, senâ edilmeye lâyıktır. Gerçi O’nun hamd ve senâya ihtiyacı yoktur, ama Oʹnu belirtilen şekilde övmek bizim kulluğumuzun gereği, insan olmamızın tezahürü, müʹmin ol­mamızın alâmetidir. Nitekim bize bu gerçeği ilhâm eden «fâtır» sıfatı kul­lanılarak idrâkimize seslenilmektedir.

İbn Abbas (R. A. ) sözü edilen sıfat hakkında şöyle demiştir:

- Ben önceleri «fâtır»ın manasını bilmiyordum. Sonra bedevilerden iki adam bir kuyu hakkında davalı ve davacı olarak bana baş vurdular. On­lardan biri, «bu kuyuyu ben fatrettim» yani onu ilk kazıp ortaya çıkaran benim, deyince, âyetteki «fâtır» sıfatının manasını anlayabildim. (Tefsîr-i Kurtubî: 14/319- Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/546)

MELEKLERİN KANATLI YARATILMASI

«İkişer, üçer ve dörder kanat­lı melekleri elçiler yapmıştır.. »

Bilindiği gibi melekler nurdan yaratılmıştır; son derece latif varlıklar­dır. Onlar için uzaklık, yakınlık söz konusu değildir; bizim ölçülerimizi aşa­cak bir sürate sahiptirler. Kanatlar bu hızı ifadeye yönelik bir anlam taşı­maktadır. Ayrıca melekler birçok konuda elçilik yapar ve proğramları uy­gularlar. İlâhî plâna bağlı kalıp emredildiklerini kusursuz gerçekleştirirler. Böylece meleklerin hepsi de İlâhî kudreti ve tasarrufu temsîl ederler.

Meleklerin bulundukları sema ve daha yukarı dereceler itibariyle hem görevleri farklıdır, hem de kanat sayıları arasında birçok farklar söz konu­sudur. Melek Cebrâil’in 600 kanatla inmesi bunun belirtilerinden biridir. Bi­rinci âyette ise, bu hususa değinilerek şu bilgi verilmektedir: «O, yarat­mada dilediğini artırır. »

İNSANLARA AÇILAN RAHMETİ DURDURACAK BİR KUVVET YOKTUR

«Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa onu tutacak yoktur.. »

Varlık âleminde her şey O’nun rahmetinin ve kudretinin eseridir. Bütün hazineler, feyiz ve bereketler O’nun katindadır ve ancak O’ndan kaynakla­nıp gelir. Kime rahmet kapısından bir şey açarsa, artık onu engelleyen bir kuvvet yoktur. Kime de bu kapıyı kaparsa, onu açan bir güç söz konusu değildir. Kendi mülkünde yegâne hükümran ve tasarruf sâhibidir. Ancak O, rahmet, inâyet ve nîmet kapılarını, hazırladığı plâna ve koyduğu kanun­lara, düzenlediği proğrama göre açar ve yine ona göre kapalı tutar. Açık ve kapalı tutması belli ölçü ve kurallara, İlâhî sünnete göredir; her yönüyle düzenli, dengeli ve hesaplıdır. Öyle ki: İnsanların ruhlarını yarattıktan sonra herkesin, dünya hayatına gözlerini açınca kendi akıl, zekâ, duygu ve irâdesiyle nasıl bir hayat süreceğini ezelî ilmiyle tesbit edip ona göre nîmetlerini sergilemiştir. Oʹnun ilmi elbette ki yanılmaz; yanılmıyacağına göre de tesbit ettikleri, vakti saati gelince aynen gerçekleşir. Çünkü Ce­nâb-ı Hak çok güçlüdür, çok üstündür ve yegâne hikmet sâhibidir. Gelişi­güzel bir tasarrufta bulunmayacağı gibi, rastgele nîmet kapılarını da aç­maz; aynı zamanda yararsız bir şey de yaratmaz. Hikmetsiz iş görmez.

GÖKTEN VE YERDEN RIZIK VEREN KİMDİR?

«Ey insanlar! Allahʹın size olan nîmetini hatırlayın; gökten ve yerden sizi rızıklandıran O’ndan başka yaratan var mıdır?.. »

Rızık, hayatımızı ayakta tutan, geçinmemizi sağlayan, ihtiyaçlarımıza cevap veren nesnedir. Onları hazırlayan sayısız eller vardır. Güneş, ay, bulut, hava, toprak, yağmur ve toprağın taşıdığı bakteriler bu cümledendir. Bunların hepsini belli düzen ve ölçüde yaratıp insanların hizmetine veren kimdir? İnsanın kendisi olamaz. Çünkü o dünyaya geldiğinde bunların ta­mamı mevcut idi; işler halde bir plân ve proğram vardı. Kendiliğinden de böylesine mükemmel, hesaplı, plânlı ve proğramlı bir düzen oluşamaz. Zi­ra her olay ve her nîmet birtakım hesaplara, kanunlara dayanmaktadır.

O halde bütün bunları yaratıp düzenleyen ve takdîr edip hizmete sevkeden O en yüce kudret sâhibi Allahʹtır. Göklerle yeri belli kanunlarla harekete geçiren ve bize sayısı belirsiz nîmetleri hazırlayan başka bir kud­ret düşünmek mümkün değildir. Çünkü her nîmet Allahʹın eseri olduğunun izini taşımakta ve her şey, bağlı bulunduğu hilkat kanunu doğrultusunda ancak O’nu tesbîh ve tenzîh etmektedir.

Hazırladığı plân ve proğram şaşmadan hedefine doğru ilerler. Bilgi­sizce bir müdahale düzeni zedeleyebilir, dengeyi bozabilir. Örneğin nük­leer bir savaş bütün bunları alt-üst edip hayatı baştan sonuna felce uğra­tabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudret elinden çıkan her şey ölçülü, plânlı, denge­li ve düzenlidir; tek kelimeyle kusursuzdur.

O halde Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur; ancak O vardır. Oʹnun varlığına ve birliğine bunca delil varken, insanların çoğunun nasıl haktan döndürüldüğü çok düşündürücü ve hayret uyandırıcıdır! Ya güneş daha uzakta olsaydı, ya atmosfer tabakası daha ince veya daha kalın bulunsay­dı, yerkürenin hareket hızı daha az veya daha fazla olsaydı, ya denizler bu­günkü nisbetten fazla veya noksan bulunsaydı durum ne olurdu? Hayatı­mız devam edebilir miydi?

Görülüyor ki, her şey en ince hesaba dayanmakta ve çok hassas te­raziyle tartılıp takdîm edilmektedir. Bütün bu gerçekleri görmemek, an­lamamak ve takdîr etmemek nankörlük ve basiretsizlik değil midir?

Buna rağmen hâlâ peygamberi yalanlayanlar ortaya çıkıyorsa; koyu cehaletten kaynaklanıp kalp ve kafalara Allahsızlık enjekte ediliyorsa, bu, maddecilerin öteden beri nesli dejenere etme plânlarının tabii sonuçlarıdır. Çok cazip görünümde ve bilimsel kılıfta takdim edilir. Medeniyet adı altın­da bu öldürücü zehir, panzehir olarak içirilir. Ama fazla üzülmeye gerek yok. Çünkü küfür ve inkâr Hakk’ın damgasını silememekte, Oʹnun eşyada­ki izlerini belirsiz hale getirememektedir.

İnsanoğlu dünyaya ayak bastığı andan itibaren hak ile bâtılın sürtüş­me ve tartışması da başlamıştır ve kıyâmete kadar devam edecektir. Gön­derilen her peygamberi yalanlayan sapıklar sahneden eksik olmamıştır. O bakımdan Hz. Muhammed’e (A. S. ) dil uzatanlar da o sapıklardan bir kıs­mıdır. Ama unutmayalım ki, işler eninde sonunda Allah’a döndürülür. Kişi Allah’ı ne kadar red ve inkâr ederse etsin, O’nun mülkünden dışarı çıka­maz ve O’nun düzeninin ötesinde bir düzen bulamaz. O’nun koyduğu ka­nunlara baş eğmek zorundadır ve ölüm olayıyla, inanmadığı, kaçıp uzak­laşmaya çalıştığı âlemlerin Rabbinin adâleti huzurunda gözlerini açacaktır.

Onun için Cenâb-ı Hak inkârcı sapıklara, maddeci azgınlara seslene­rek şöyle uyarıda bulunuyor: «İşler (eninde sonunda) Allah’a döner. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, gökleri ve yeri yaratıp insanların hizmetine sev­keden ve rahmet kapılarını açık bulunduran o çok üstün, çok güçlü ve ye­gâne hikmet sâhibi Allahʹın her zaman hamd ve senâya lâyık olduğu bildi­rildi. İnsanın ve diğer canlıların geçimini sağlamak için rızıkla ilgili kay­nakları ve sebepleri hazırlayanın Allah olduğu hatırlatılarak inkâr ve nan­körlükten kaçınılması telkin edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, dünya hayatının bir hazırlanma dönemi olduğu­na işâret edilerek ona şuursuzca bağlanmanın doğru olmayacağı konu ediliyor. Bu arada şeytanın, insanları durmadan dünyalığın peşinde koş­turup ondan başka bir amaç olmadığını telkine çalıştığı haber verilerek, bu amansız düşmanın fısıltı ve dürtüşlerinden kendilerini uzak tutmaları öğütleniyor. Sonra da aracı kabul edip ikinci hayata inanmayanlara şid­detli azap; imân temeli üzerinde sâlih amellerle yükselen müʹminlere ise mağfiret ve büyük ecirler hazırlandığı bildiriliyor.