FÂTIR SÛRESİ
Birinci âyette, Cenâb-ı Hakkʹın göklerin ve yerin Fâtırı, yani gökleri ve yeri yokluk karanlığını yırtıp varlık alanına getirmek suretiyle yarattığı konu edildiğinden sûreye «Fâtır» ismi verilmiştir.
Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Cumhur da aynı tesbitte bulunarak buna muhalefet eden olmamıştır.
Âyet sayısı : 45
Kelime » : 777
Harf » : 3130 (Tefsîr-i Nisabûrî/Allâme Nizamuddin: 22/71)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Kâinatı örneksiz ve benzersiz yaratan Allahʹın kudretine delâlet eden belgeler açıklanıyor.
2- Şükretsinler diye Cenâb-ı Hakkʹın bazı nimetleri hatırlatılıyor.
3- Gelip geçen önceki peygamberleri yalanlayan inkârcı sapıkların tutumuna değinilerek Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile mü’minler teselli ediliyor.
4- İnsanların faziletlerle süslenmeleri, rezîletlerden temizlenip sakınmaları emredilerek uyarıda bulunuluyor.
5- Cenâb-ı Hakk’ın göklerde ve yerde vücuda getirdiği açık delil ve belgelere dikkatle bakılması tavsiye ediliyor.
6- Mü’minlerle kâfirler konu edilerek birtakım misaller veriliyor.
7- Hakikati araştırıp hakka yönelen gerçekçi ilim adamlarından ve bir de Allah’tan korkup kötülüklerden sakınan sâlih mü’minlerden söz ediliyor.
8- Âhiret gününde mü’minlerin erişeceği mükâfatlar; kâfirlerin karşılaşacağı korkunç safhalar konu edilerek, müʹminlere müjde, kâfirlere tehdit sinyali veriliyor.
MEÂLİ:
1- Hamd o Allahʹa ki, gökleri ve yeri yoktan var kılıp yaratmış; ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler yapmıştır. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz ki Allah’ın kudreti her şeye yeter.
2- Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa onu tutacak yoktur; neyi de tutar salıvermezse, onu ondan sonra salıverip gönderecek yoktur. O, çok güçlüdür, çok üstündür; yegâne hikmet sâhibidir.
3- Ey insanlar! Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın; gökten ve yerden sizi rızıklandıran Oʹndan başka yaratan var mıdır? Oʹndan başka ilâh yok. Artık nasıl (haktan) döndürülüyorsunuz?!
4- Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önce de birçok peygamberler yalanlanmıştır. İşler (eninde sonunda) Allahʹa döner.
İLGİLİ HADÎSLER
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Melek Cebrâilʹi altıyüz kanadıyla birlikte gördü. » (Buharî/ezan: 155, i’tisam: 3, daavat: 17- Müslim/salât: 194, 205, 206- Ebû Dâvud/salât: 140- Tirmizî/salât: 108- Nesâî/tatbiyk: 25)
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her namazın arkasından şöyle derdi: «Allah’tan başka ilâh yoktur; O birdir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur; hamd O’na mahsustur. Oʹnun kudreti her şeye yeter.
Allahım, senin verdiğine hiçbir engelleyici bulunmaz; senin vermediğini hiçbir kimse veremez. Hiçbir mal ve devlet sahibine, senin (adâlet ve hükmüne karşı) hiçbir mal ve devlet fayda vermez. » (Buharî/bed’-i halk: 7, tefsîr: 53- Müslim/imân: 280, 282- Tirmizî/tefsîr: 53- Ahmed: 1/395, 398, 407, 412, 460)
GÖKLERLE YERİN ANILMASI KÂİNATA DELÂLET EDER
«Hamd o Allahʹa ki, gökleri ve yeri yoktan var kılıp yaratmış.. »
Kur’ânʹın birçok yerinde kâinat söz konusu edilince sadece göklerle yer anılır. Bu, parçayı anıp bütünü irâde manasına gelen bir mecazdır. İlim dilinde buna «mecaz-i mürsel» denir.
Konumuzu oluşturan âyetle, varlık âlemini örneksiz benzersiz yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkarıp yaratan Allah’a hamd ediliyor. Zira bütün kuvvet ve kudreti, plân ve proğramı, tasarruf ve yürütmeyi kendinde bulunduran ve hiçbir şeye muhtaç olmayan; eşi, dengi, benzeri ve ortağı bulunmayan Cenâb-ı Hak her zaman övülmeye, senâ edilmeye lâyıktır. Gerçi O’nun hamd ve senâya ihtiyacı yoktur, ama Oʹnu belirtilen şekilde övmek bizim kulluğumuzun gereği, insan olmamızın tezahürü, müʹmin olmamızın alâmetidir. Nitekim bize bu gerçeği ilhâm eden «fâtır» sıfatı kullanılarak idrâkimize seslenilmektedir.
İbn Abbas (R. A. ) sözü edilen sıfat hakkında şöyle demiştir:
- Ben önceleri «fâtır»ın manasını bilmiyordum. Sonra bedevilerden iki adam bir kuyu hakkında davalı ve davacı olarak bana baş vurdular. Onlardan biri, «bu kuyuyu ben fatrettim» yani onu ilk kazıp ortaya çıkaran benim, deyince, âyetteki «fâtır» sıfatının manasını anlayabildim. (Tefsîr-i Kurtubî: 14/319- Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/546)
MELEKLERİN KANATLI YARATILMASI
«İkişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler yapmıştır.. »
Bilindiği gibi melekler nurdan yaratılmıştır; son derece latif varlıklardır. Onlar için uzaklık, yakınlık söz konusu değildir; bizim ölçülerimizi aşacak bir sürate sahiptirler. Kanatlar bu hızı ifadeye yönelik bir anlam taşımaktadır. Ayrıca melekler birçok konuda elçilik yapar ve proğramları uygularlar. İlâhî plâna bağlı kalıp emredildiklerini kusursuz gerçekleştirirler. Böylece meleklerin hepsi de İlâhî kudreti ve tasarrufu temsîl ederler.
Meleklerin bulundukları sema ve daha yukarı dereceler itibariyle hem görevleri farklıdır, hem de kanat sayıları arasında birçok farklar söz konusudur. Melek Cebrâil’in 600 kanatla inmesi bunun belirtilerinden biridir. Birinci âyette ise, bu hususa değinilerek şu bilgi verilmektedir: «O, yaratmada dilediğini artırır. »
İNSANLARA AÇILAN RAHMETİ DURDURACAK BİR KUVVET YOKTUR
«Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa onu tutacak yoktur.. »
Varlık âleminde her şey O’nun rahmetinin ve kudretinin eseridir. Bütün hazineler, feyiz ve bereketler O’nun katindadır ve ancak O’ndan kaynaklanıp gelir. Kime rahmet kapısından bir şey açarsa, artık onu engelleyen bir kuvvet yoktur. Kime de bu kapıyı kaparsa, onu açan bir güç söz konusu değildir. Kendi mülkünde yegâne hükümran ve tasarruf sâhibidir. Ancak O, rahmet, inâyet ve nîmet kapılarını, hazırladığı plâna ve koyduğu kanunlara, düzenlediği proğrama göre açar ve yine ona göre kapalı tutar. Açık ve kapalı tutması belli ölçü ve kurallara, İlâhî sünnete göredir; her yönüyle düzenli, dengeli ve hesaplıdır. Öyle ki: İnsanların ruhlarını yarattıktan sonra herkesin, dünya hayatına gözlerini açınca kendi akıl, zekâ, duygu ve irâdesiyle nasıl bir hayat süreceğini ezelî ilmiyle tesbit edip ona göre nîmetlerini sergilemiştir. Oʹnun ilmi elbette ki yanılmaz; yanılmıyacağına göre de tesbit ettikleri, vakti saati gelince aynen gerçekleşir. Çünkü Cenâb-ı Hak çok güçlüdür, çok üstündür ve yegâne hikmet sâhibidir. Gelişigüzel bir tasarrufta bulunmayacağı gibi, rastgele nîmet kapılarını da açmaz; aynı zamanda yararsız bir şey de yaratmaz. Hikmetsiz iş görmez.
GÖKTEN VE YERDEN RIZIK VEREN KİMDİR?
«Ey insanlar! Allahʹın size olan nîmetini hatırlayın; gökten ve yerden sizi rızıklandıran O’ndan başka yaratan var mıdır?.. »
Rızık, hayatımızı ayakta tutan, geçinmemizi sağlayan, ihtiyaçlarımıza cevap veren nesnedir. Onları hazırlayan sayısız eller vardır. Güneş, ay, bulut, hava, toprak, yağmur ve toprağın taşıdığı bakteriler bu cümledendir. Bunların hepsini belli düzen ve ölçüde yaratıp insanların hizmetine veren kimdir? İnsanın kendisi olamaz. Çünkü o dünyaya geldiğinde bunların tamamı mevcut idi; işler halde bir plân ve proğram vardı. Kendiliğinden de böylesine mükemmel, hesaplı, plânlı ve proğramlı bir düzen oluşamaz. Zira her olay ve her nîmet birtakım hesaplara, kanunlara dayanmaktadır.
O halde bütün bunları yaratıp düzenleyen ve takdîr edip hizmete sevkeden O en yüce kudret sâhibi Allahʹtır. Göklerle yeri belli kanunlarla harekete geçiren ve bize sayısı belirsiz nîmetleri hazırlayan başka bir kudret düşünmek mümkün değildir. Çünkü her nîmet Allahʹın eseri olduğunun izini taşımakta ve her şey, bağlı bulunduğu hilkat kanunu doğrultusunda ancak O’nu tesbîh ve tenzîh etmektedir.
Hazırladığı plân ve proğram şaşmadan hedefine doğru ilerler. Bilgisizce bir müdahale düzeni zedeleyebilir, dengeyi bozabilir. Örneğin nükleer bir savaş bütün bunları alt-üst edip hayatı baştan sonuna felce uğratabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudret elinden çıkan her şey ölçülü, plânlı, dengeli ve düzenlidir; tek kelimeyle kusursuzdur.
O halde Allah’tan başka gerçek ilâh yoktur; ancak O vardır. Oʹnun varlığına ve birliğine bunca delil varken, insanların çoğunun nasıl haktan döndürüldüğü çok düşündürücü ve hayret uyandırıcıdır! Ya güneş daha uzakta olsaydı, ya atmosfer tabakası daha ince veya daha kalın bulunsaydı, yerkürenin hareket hızı daha az veya daha fazla olsaydı, ya denizler bugünkü nisbetten fazla veya noksan bulunsaydı durum ne olurdu? Hayatımız devam edebilir miydi?
Görülüyor ki, her şey en ince hesaba dayanmakta ve çok hassas teraziyle tartılıp takdîm edilmektedir. Bütün bu gerçekleri görmemek, anlamamak ve takdîr etmemek nankörlük ve basiretsizlik değil midir?
Buna rağmen hâlâ peygamberi yalanlayanlar ortaya çıkıyorsa; koyu cehaletten kaynaklanıp kalp ve kafalara Allahsızlık enjekte ediliyorsa, bu, maddecilerin öteden beri nesli dejenere etme plânlarının tabii sonuçlarıdır. Çok cazip görünümde ve bilimsel kılıfta takdim edilir. Medeniyet adı altında bu öldürücü zehir, panzehir olarak içirilir. Ama fazla üzülmeye gerek yok. Çünkü küfür ve inkâr Hakk’ın damgasını silememekte, Oʹnun eşyadaki izlerini belirsiz hale getirememektedir.
İnsanoğlu dünyaya ayak bastığı andan itibaren hak ile bâtılın sürtüşme ve tartışması da başlamıştır ve kıyâmete kadar devam edecektir. Gönderilen her peygamberi yalanlayan sapıklar sahneden eksik olmamıştır. O bakımdan Hz. Muhammed’e (A. S. ) dil uzatanlar da o sapıklardan bir kısmıdır. Ama unutmayalım ki, işler eninde sonunda Allah’a döndürülür. Kişi Allah’ı ne kadar red ve inkâr ederse etsin, O’nun mülkünden dışarı çıkamaz ve O’nun düzeninin ötesinde bir düzen bulamaz. O’nun koyduğu kanunlara baş eğmek zorundadır ve ölüm olayıyla, inanmadığı, kaçıp uzaklaşmaya çalıştığı âlemlerin Rabbinin adâleti huzurunda gözlerini açacaktır.
Onun için Cenâb-ı Hak inkârcı sapıklara, maddeci azgınlara seslenerek şöyle uyarıda bulunuyor: «İşler (eninde sonunda) Allah’a döner. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, gökleri ve yeri yaratıp insanların hizmetine sevkeden ve rahmet kapılarını açık bulunduran o çok üstün, çok güçlü ve yegâne hikmet sâhibi Allahʹın her zaman hamd ve senâya lâyık olduğu bildirildi. İnsanın ve diğer canlıların geçimini sağlamak için rızıkla ilgili kaynakları ve sebepleri hazırlayanın Allah olduğu hatırlatılarak inkâr ve nankörlükten kaçınılması telkin edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, dünya hayatının bir hazırlanma dönemi olduğuna işâret edilerek ona şuursuzca bağlanmanın doğru olmayacağı konu ediliyor. Bu arada şeytanın, insanları durmadan dünyalığın peşinde koşturup ondan başka bir amaç olmadığını telkine çalıştığı haber verilerek, bu amansız düşmanın fısıltı ve dürtüşlerinden kendilerini uzak tutmaları öğütleniyor. Sonra da aracı kabul edip ikinci hayata inanmayanlara şiddetli azap; imân temeli üzerinde sâlih amellerle yükselen müʹminlere ise mağfiret ve büyük ecirler hazırlandığı bildiriliyor.