Ahzab Suresi 1-3. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا

1.

Ey Peygamber! Allah'a karşı gelmekten sakın. Kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet İşleri

2.

Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

3.

Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

AHZÂB SÛRESİ

Sûrenin tamamı Medineʹde inmiştir. ’ Daha çok münafıkları konu edin­mektedir.

Yirminci âyetinde düşmanın müttefik kuvvetlerinden ve İslâmʹa karşı birleşip cephe almalarından söz edilerek onlar hakkında «ahzâb» tabiri kullanılmış ve dolayısıyla bu kelime sûreye isim olmuştur.

Âyet sayısı : 73

Kelime » : 1280

Harf » : 5796 (Tefsîr-i Nisâbûrî: 21/78)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Allahʹtan korkup inkâr ve sapıklıktan sakınılması ve kâfirlere itaât edilmemesi konu ediliyor.

2- İnen vahye aynen uyulması emredilerek birtakım misaller veriliyor.

3- Cahiliye devrinin âdetlerinden biri sayılan, başkasına ait çocuğu evlât edinme konusu üzerinde duruluyor; neslin birbirine karışmasını so­nuçlandıran bu gibi âdetlerin hükümsüz bırakıldığı açıklanıyor.

4- Mîras hukukunun ana esaslarından birine yer verilerek müʹminler aydınlatılıyor.

5- Hendek Savaşıʹnda Allahʹın mü’minlerden yana olan yardım ve lûtfu hatırlatılıyor.

6- Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in zevcelerine, evliliklerini devam et­tirmeleriyle, boşanma talebinde bulunabilecekleri arasında bir tercîh ya­pabilecekleri haber veriliyor.

7- Peygamber (A. S. ) Efendimizin zevcelerinin faraza bir hayasızIıkta bulunmaları halinde kendilerine verilecek uhrevî azâbın kat kat ola­cağına dikkatler çekiliyor.

8- Zeyneb bint Cahş (R. A. ) kıssası, hikmet ve esrarıyla anlatılıyor.

9- Bundan böyle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in evlenmesinin yasak­landığı belirtiliyor.

10- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in evine bir iş, ya da yemek için ge­len mü’minlerin Peygamber’e (A. S. ) eziyet verecek, Oʹnu incitecek söz ve davranışlardan kaçınmaları emredilerek Peygamberʹle (A. S. ) görüşme ve yanında oturma, evine girme kuralları öğretiliyor.

11- Kadınların örtünmeleri emrediliyor.

12- Münafıklar ve imânı zayıf olanlar uyarılıyor.

13- İnkârcı sapık putperestlerin kıyâmet olayının ne zaman meyda­na geleceği hakkındaki soruları üzerinde duruluyor.

14- İsrail oğullarının Musa (A. S. ) peygambere eziyet ettikleri gibi, mü’minlerin de Hz. Muhammedʹe (A. S. ) eziyette bulunmamaları, O’nu incit­memeleri tenbîh ediliyor ve böyle bir davranışın elim azâba yol açacağına işârette bulunuluyor.

MEÂLİ:

1- Ey Peygamber! Allahʹtan korkmaya devam et ve sakın kâfirlere ve münâfıklara uyma. Şüphesiz ki Allah bilendir, hikmet sâhibidir.

2- Rabbından sana vahyolunana uy! Şüphesiz ki Allah, yaptıkları­nızdan haberlidir.

3- Allahʹa güvenip dayan; vekîl olarak Allah yeter.

İNİŞ SEBEBİ

Mekke’nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyân b. Harb, İkrime b. Ebî Cehl ve Ebûʹl Â’ver, Uhûd Savaşı’ndan sonra Medineʹye gelip Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden güven alarak münafıkların başı Abdullah b. Ubey ile görüş­tüler ve sonra Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe gelip şöyle bir öneride bu­lundular: «Sen bizim tanrılarımıza dokunma ve onların kendilerine tapan­lara şefaatçi olacaklarını söyle; biz de senin Rabbine dil uzatmayalım, sizi kendi halinize bırakalım. »

Onların bu küstahça önerilerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz üzüldü. Orada hazır bulunan Hz. Ömer (R. A. ) dayanamayıp kalktı ve, «İzin ver de ey Allahʹın Resulü, bu melûnların boynunu vurayım» dedi. Hz. Peygamber (A. S. ) ona izin vermedi ve şöyle buyurdu: «Ya Ömer! onlara güven vermiş bulunuyorum, dokunma. »

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/450- Esbâb-ı Nüzûl/Nisabûrî: 236)

İNKÂRCILARLA MÜNAFIKLARA UYULMAMASI

«Ey Peygam­ber! Allahʹtan korkmaya devam et ve sakın kâfirlere ve münafıklara uy­ma. Şüphesiz ki Allah bilendir ve hikmet sâhibidir. »

Hakkʹı red ve inkâr edenler, Kur’ân ve Peygamber hakkında birtakım olumsuz yönde şüpheler taşıyan ikiyüzlü dönekler, kendi içlerinde kopan inkâr ve nifak fırtınasını dindiremedikleri; toplumdan yana güven telkîn edemedikleri ve hemen her zaman kararsızlık içinde bocaladıkları için ne sözlerine inanılır, ne ahidlerine ve dostluklarına güvenilir; ne vaadlerine itibar edilip kulak verilir, ne de ciddi bir konu hakkında onlarla istişarede bulunulur. O bakımdan gerçek mü’minler bu hususlara dikkat edip mese­lelerini kendi aralarında istişare, dayanışma ve güvenme ölçüleri içinde çözmelidirler.

Verilen sözü bozmak konusunda çok etraflı düşünmek ve karşı taraf hıyânette bulunmadıkça Allah’tan korkup sadık kalmak gerekir. Çünkü mü’min verdiği sözü Allah adına verir ve O’nun adına sadık kalır. O ba­kımdan mü’min gadretmez, ahdini bozmaz.

Bunun için ünlü velîlerden ve ilim adamlarından Talk b. Habîb diyor ki:

«Takvâ: Allah’tan gelen bir nur üzere Allah’a itaât doğrultusunda amel etmen ve yine Allah’tan gelen bir nur üzere Allahʹın azâbından korkarak günahları terketmendir. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/465)

Şüphesiz Allah’ın emirlerine uymak hayatımızda en güvenli ve sağlık­lı yoldur. Zira Cenâb-ı Hak olup biten, kafa ve kalplerden geçen her şeyi lâyıkıyla ve kemâliyle bilir; tesbitinde hatâ yapmaz, teşhisinde yanılmaz. Her şeyi önceden belirlediği bir plân ve proğrama göre yürütür. O hiçbir zaman kötülüğü emretmez ve o hususta tavsiye ve telkinde bulunmaz; an­cak faydalı olanı, doğruyu, mutluluk getireni, rahmet havası estireni; ruha gıda vereni ve tek kelimeyle dünya ve âhiret hayatını saadete çevireni em­reder. Çünkü O Alîm ve Hakîm’dir.

HER HUSUSTA ALLAH’A GÜVENİP DAYANMAK

«Allahʹa güvenip dayan; vekîl olarak Allah yeter. »

Mü’minin, karşısına çıkan olaylarda, başladığı amelde, işlediği işte; söz ve davranışlarında en iyisini, en doğrusunu düşünüp İlâhî rızaya uy­gun olanı belirledikten ve imkân nisbetinde bütün sebep ve vasıtaları ha­rekete geçirdikten sonra Allahʹa güvenip dayanması gerekir. Çünkü kul imkân ve irâde sınırına gelince, kendi mevcut imkânlarını ortaya koymuş; başarılı olmak için Allahʹın yardımını dileme çizgisine gelip dayanmıştır. Bu durumda Allahʹın yardımı tecelli eder ve sünnetullahın da gereği budur.

İlgili âyetle, başta Hz. Peygamber (A. S. ) olmak üzere ümmetinin her ferdinin meşru yolda yürürken Allahʹa tevekkül etmelerinin emredilmesinin mana ve hikmeti işte budur. Zira âyete dikkat ettiğimizde sözünü et­tiğimiz emir, «Rabbından sana vahyolunana uy» emrinden sonra geliyor. Böylece önce İlâhî buyruklara uymanın, sonra da O’na güvenip dayanma­nın gereği belirtilmiş oluyor. Şüphesiz koruyucu, gözetip yönlendirici ve işleri düzene koymada yeterli olan ancak Allah’tır. O bakımdan vekîl ola­rak, mü’minlere yeter.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kâfirlere ve münafıklara uymamamız, onlara gü­venmememiz emredildi. Allah’a güvenip dayanmamız tavsiye edilerek ge­reken bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle evlâtlık edinme, zihar gibi konular üzerinde durulu­yor ve bu hususta nasıl bir yol izlenmesi gerektiği belirtilerek mü’minler aydınlatılıyor.