RÛM SÛRESİ
Romalılarla IranlIʹların yaptıkları savaş ve Romalıların yenilgiye uğraması, fakat birkaç yıl sonra ikinci bir savaşın meydana geleceği, bu defa Romalıların üstün geleceği konu edildiğinden sûreye «Rûm» adı verilmiştir.
Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Bunun aksini iddia eden veya bu tesbite muhalefet eden olmamıştır.
Âyet sayısı : 60
Kelime » : 819
Harf » : 3534 (Lübabu’t-te’vîl: 3/428)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- İman ettikten sonra müʹminin münafıktan ayırt edilmesi için çetin sınavların sürüp gideceği belirtiliyor.
2- Allah yolunda cihâdın önemi üzerinde duruluyor.
3- İyiliklerin kötülükleri temizliyeceği bir müjde anlamında açıklanıyor.
4- Ana-babaya iyilikle emrediliyor. Allahʹa karşı isyanı gerektiren hususlarda hiç kimseye itaât edilmiyeceğine dikkatler çekiliyor.
5- Münafık ve kâfirin içyüzüne, tutumuna ve faaliyetlerine değinilerek mü’minlere bilgi ve kıstas veriliyor.
6- Nuh, İbrahim, Lût, Şuayb, Sâlih, Musa, Hârun (salât-ü selâm hepsine olsun) peygamberlerin kıssalarından ibret ve öğüt alınacak safhalar anlatılıyor.
7- Müşriklerle Kitap Ehli olan Yahudi ve Hıristiyanların kendi iddialarını isbat için misaller getirdikleri hatırlatılarak, o bakımdan özellikle Kitap Ehliʹyle seviyeli ve en uygun metodla karşılıklı fikir alışverişinde bulunulması tavsiye ediliyor.
8- Peygamberliğin lüzumu ve isbatı; Hz. Muhammedʹin (A. S. ) mu’cizelerinin doğruluğu açıklanarak bilgi veriliyor.
9- İnkârcı azgınların tehdît edilegeldikleri azabı acele istemeleri ve bu husustaki İlâhî sünnetin anlam ve hikmeti belirtiliyor.
10- Küfür diyarında din ve ibâdet hürriyeti kalmayınca, insan hakları çiğnenip kutsal değerlere hakaret edilince, başka bir ülkeye hicret etmenin yararlı olacağı haber verilerek, aklı eren bir insan için en büyük nîmet ve devletin Allahʹa kulluk etmek olduğuna işâret ediliyor.
11- En güzel ve mutlu sonucun, iyi yararlı amellerde bulunan mü’minlere has olduğu açıklanıyor.
12- Allahʹın yegâne rızık veren olduğu, çok düşündürücü ve aydınlatıcı bir anlatımla kalp ve kafalara işleniyor.
13- Dünya hayatının önemsizliği konu edilerek gerçek hayatın ancak âhirette hakikileşeceği; ölümsüz, elemsiz, kedersiz, sıkıntısız ve her şeyden önce hep mutlulukla dolu olup, güven ve huzur havası estiren bir hayata ancak âhirette kavuşmanın mümkün olacağı va’dediliyor.
14- Nankörlükte bulunan putperest müşrikler uyarılırken, emin bir beldenin sakinleri olan Mekkeliʹlerin küfürde ısrar etmelerinin çok fena bir nankörlük olduğu duyarlı bir ifadeyle anlatılıyor.
MEÂLİ:
1- Elif- Lâm- Mîm.
2- 5- Rûm (Romalı)lar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. (Ama) onlar bu yenilgiden sonra birkaç yıl (üç ilâ dokuz veya üç ilâ yedi) içinde üstünlük sağlayacaklardır. Bundan önce de, sonra da buyruk Allahʹındır ve işte o gün müʹminler Allahʹın yardımına sevinecekler. Allah dilediğine yardım eder. O çok üstündür, çok güçlüdür, çok merhamet sâhibidir.
6- Bu, Allahʹın verdiği bir sözdür. Allah verdiği sözünden caymaz. Ama ne var ki insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
7- Onlar Dünya hayatının bir dış tarafını bilirler. Onlar Âhiret’ten oldukça habersizdirler.
İNİŞ SEBEBİ
Tarihçilerin ve Siyercilerin tesbitine göre: Biʹsetin beşinci yılında, yani M. S. 613ʹde Mecûsî olan İranlı’larla Hıristiyan olan Romalılar savaşmış ve İranlı’lar üstün gelmişlerdi. O sebeple putperest Araplar, kendileri gibi putperest, aynı zamanda ateşperest olan IranlI’ların zafer sağlamasına sevinmiş; Müslümanlar da Kitap Ehli olan Hıristiyanların yenilgiye uğramasına üzülmüşlerdi. Aynı zamanda Mekkeli müşrikler bu zaferi bir ölçü ve kıstas mahiyetinde değerlendirip Kitap Ehli’nin hep böyle yenilgiye uğrayacağını iddia ediyorlardı.
Yukarıdaki âyetlerle, birkaç yıl sonra Romalıların İranlıʹları yeneceği bir mu’cize anlamında haber verilerek müʹminlerin üzülmesine gerek olmadığı hatırlatıldı. (Lübabu’t-te’vîl - Esbâb-ı Nüzûl - Tefsîr-i Kurtubî - Tefsîr-i Alûsî)
TARİHÎ OLAY
Yukarıda belirttiğimiz gibi, M. S. 613ʹde Kitap Ehli Romalıların, mecusî olan İranlı’lara yenilmesi, putperest müşrikleri sevindirmiş; Müslümanları ise üzmüştü. Çünkü İranlıʹlar da bir bakıma putperest idiler, o nedenle Araplarla ortak yanları bulunuyordu. Hıristiyanlar da Müslümanlar gibi Kitap Ehli idi; bu bakımdan aralarında müşterek bir bağ mevcuttu.
Duruma üzülenlerden biri de Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ) idi. Yukarıdaki âyet inince, üzüntü sevince döndü ve bu sırada Ebû Bekir Sıddîk (R. A. ), müşriklerin ileri gelenlerinden Ubey b. Halef ile karşılaştığında, Ubey aynı şeyleri tekrarlayıp durdu. Sonra da onunla Ebû Bekir (R. A. ) arasında şu konuşma geçti:
Ebû Bekir (R. A. ) - Bir kaç yıl sonra İranlIlar Romalılara yenilecektir. Çünkü bu haberi Allah ve Resûlü bize bildirdi.
Ubey - Yalan söylüyorsun..
Ebû Bekir (R. A. ) - Asıl sen yalan söylüyorsun.
Ubey - Öyle ise bahse girelim.
Ebû Bekir (R. A. ) - Neyin üzerine?
Ubey - On deve üzerine.. Ancak kaç yıl sonra bunun gerçekleşeceğini öğrenmek isterim..
Ebû Bekir (R. A. ) - Üç yıla kadar..
Kumarın henüz haram kılınmadığı yıllarda bu bahse girme olayı meydana geldi. Ebû Bekir (R. A. ), Ubey b. Halef ile sözü edilen konuda bahse girdiğini gelip Resûlüllah’a (A. S. ) anlattı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona: «Ya Ebâ Bekir! Kur’ân-ı Kerîm «bidʹi sinîn» diyor. Bidiʹ: Üç yıl ile dokuz yıl arası bir sayıyı ifade eder. Bu bakımdan şartlaşmanızın süresini dokuz yıla çıkar ve deve sayısını yüz yap.. »
Resûlüllah’ın (A. S. ) bu açıklaması üzerine Ebû Bekir (R. A. ) yeniden Ubey b. Halef ile görüştü ve önerisini söyledi. Ubey hiç tereddüt etmeden kabul etti.
Olayın sonu mâlûm. Kurʹânʹda haber verildiği anlamda sonuç ortaya çıktı ve Mekkeli müşriklerin başları eğildi. Böylece Ebû Bekir Sıddîk da (R. A. ) bahsi kazanmış oldu.
SAVAŞIN KAPSADIĞI ALAN
Yukarıda sözünü ettiğimiz yılda o çağın iki güçlü devleti kabul edilen Romalılarla İranlı’lar birbirine sınır komşusu olarak bulunuyorlardı. İranʹın başında II. Hüsrev, Romalıların başında Herakl (Heraclius) bulunuyordu. Bu iki süper devletin sınırları Dicle ile Fırat kesiminde birleşiyordu.
Romalıların hakimiyet sınırı, Mısır, Suriye, Filistin, Irak ve Anadoluʹyu içine alıyordu. IranlIʹların sınırı ise, Hazar Deniziʹnin batı kesiminin bir kısmı ile güneyden Umman Körfeziʹne kadar uzanıyor ve Irakʹın doğu ve güney kısımlarından önemli bir kesimi içine alıyordu.
İki devlet arasında çıkan kanlı savaş neticesi IranlIʹlar Romalıları yenmiş, Suriye, Filistin ve Kudüs gibi önemli yerleri ele geçirmişti. İranʹın bu zaferi durmamış, bir iki yıl içinde Mısırʹa kadar uzanmış ve Anadolu’yu zaptederek İstanbul önlerine kadar uzanmışlardı. O yüzden Roma İmparatorluğu ciddi bir sarsıntı geçirmiş ve Kur’ân-ı-Kerîmʹde belirtildiği, yani haber verildiği gibi, Bedir Savaşı’na rastlayan yılda bu iki devlet arasında ikinci bir kanlı çatışma başgöstermiş ve bu defa Romalılar üstünlük sağlayıp intikam alma imkânına erişmişlerdi.
Böylece 610 veya 613ʹde başlayan ilk savaş 616ʹya kadar sürmüş ve bu tarihte Romalılar mağlup olmuştu. 622’de Romalılar uğradıkları yenilginin acısını çıkarmak ve işgal edilen topraklarını kurtarmak üzere savaş açmış ve 625ʹde zaferi elde edip kesin sonuç almış, yani IranlI’ları hezimete uğratmışlardı.
Tarihçilerin bu tesbitlerine bakılınca da, Romalıların ilk mağlubiyetiyle galibiyeti arasında dokuz yıla yakın bir süre geçtiği anlaşılıyor.
ALLAH, DİLEDİĞİNİ ÜSTÜN KILAR
«Allah dilediğine yardım eder.
O çok üstündür, çok güçlüdür, çok merhamet sâhibidir. »
Dünya devletleri arasında dengeyi sağlayan, mutlak anlamda İlâhî plândır. Azıp tuğyan eden milletleri birbirleriyle uslandırır. Büyük imparatorluk kuran Romalılar iyice azıp şımarmışlardı. Sünnetullah hükmünü yürüttü; ateşperest, putperest İranlı’ları onlara musallat etti. Böylece Romalıʹlar büyük bir sarsıntı geçirip ekonomik yönden olduğu kadar, insan nüfusu bakımından da hayli zayiat verdi ve bir bakıma silkindi.
İranlı’lara gelince zaferin verdiği sarhoşlukla Kudüs dahil, birçok yerlerdeki mâbetleri yıkıp-yakıp ortalığa korku ve dehşet saldılar. Kuvvet ve kudreti Allah’a değil, kendi nefislerine ircaʹ eden bu sapık millet, girdikleri her yerde zulüm ve tecavüzde bulundular. Aradan dokuz yıl geçince, şımarıklık, azgınlık, zulüm ve ahlâksızlık belli bir çizgiye gelip dayandı. Sünnetullah tekrar hükmünü yürütmek üzere bulunuyordu. Derken II. Hüsrev şu emri vermekten çekinmedi: «Romalılar bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın vermekle yükümlü tutulacak ve imparator Herakl’ın elleri zincirle bağlı olarak getirilecektir. »
Bozulan dengenin düzelmesi ve bu defa daha çok azıp şımaran IranlIʹların ağır bir şamar yemesi gerekiyordu. İşte bu iki büyük devlet arasında ikinci kanlı savaş bu sonucu belirlemiş oldu.
İlgili âyetlerle de açıklandığı gibi, bu sonuç Cenâb-ı Hakkʹın sünneti doğrultusunda verdiği bir söz idi ve o söz mutlak surette yerine geldi.. Ne var ki insanların çoğu Sünnetullahʹın câri olan plân ve proğramını bilmezler; o bakımdan olayları sadece zâhiri sebeplere döndürüp Allahʹın yeryüzüne hâkim olan denge kanununu unuturlar.
Bunun sebebine gelince, Cenâb-ı Hak, yedinci âyetle bizi aydınlatır anlamda bilgi veriyor ve olayların iç yüzünü, hikmetini daha iyi düşünüp sonuç çıkarmamızı ilhâm ediyor: «Onlar dünya hayatının bir dış tarafını bilirler. Onlar âhiretten oldukça habersizdirler. »
Tarihî bir olayın önemli yanı üzerinde durulup Kurʹân’da yer alması, elbette ki boşuna değildir. Müʹminlere karşı üstün durumda olan ve durmadan işkence edip onları kendi öz vatanlarında rahat bırakmayan Mekkeli şımarık müşriklere, yakın gelecekte Kurʹân’a sarılan mü’minlerin üstünlük sağlayacağı ve küfrün azgınlık ve saldırısını durduracağı ihtar ediliyor ve müʹminlere, biraz daha sabretmelerinin kendilerini sâhil-i selâmete eriştireceği müjdeleniyordu. Nitekim Kitap Ehli olan Romalılar, putperest, ateşperest IranlI’ları mağlup ettiği yılda, İslâm mücahitleri de Bedir Savaşıʹnda müşrikleri hezimete uğratıp elebaşılarının çoğunu kılıçtan geçirmişlerdi. Şüphesiz ki bu bir tesadüf değil, ezelî plâna göre İlâhî vaʹdin gerçekleşmesi idi..
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yeryüzünde azıp sapıtan milletleri birbirleriyle te’dip ve terbiye ettiren Cenâb-ı Hakk’ın denge kanununa işaret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, İlâhî denge ve düzen kanunundan habersiz olanların veya bu hususta şüphe izhar edenlerin göklerle yerin nasıl ahenk, uyum, denge ve düzen içinde yaratıldığına bakmaları, ilmî açıdan araştırma yapmaları tavsiye ediliyor. Sonra da Hakk’a baş kaldırıp tuğyan eden milletlerin nasıl yok edildiklerine atıf yapılarak inkârcı ve şüphecilerin yeryüzünde gezip tarihî kalıntıları görmeleri hatırlatılarak peygamberlerin teblîğ ve irşadına kulaklarını tıkayanların akibetine dikkatler çekiliyor.