ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
Kur’ân’ın üçüncü sûresidir. Birçok ahkâm, kıssa, emir ve yasaklar taşıması nedeniyle Bakara’ya eşdeğerde tutularak ikisine birden Zehraveyn = İki nur, iki parlak ışık denildiği gibi Ğamametan = İki gönül ferahlatıcı gölgelik de denilmiştir.
Sûreye, Musâ Peygamber (A. S. )ın babası İmrân’dan ve onun âilesinden sözedildiği için Âl-i İmrân adı verilmiştir.
Tamamı 200 âyet, 3480 kelime ve 13025 harftir. (Lübabutte’vîl Tefsiri)
SÛRELER ARASINDA BAĞLANTI
Bakara sûresinin sonunda imânın esasından söz edildi, İslâm’ın barış ve kardeşlik dini olduğuna dikkatler çekildi ve bütün peygamberlere inanmanın gereği açıklanarak Yahudi ve Hıristiyanlarla olumlu yönde diyalog kurulmasına işâret edilirken, bütün hak dinlerin kaynağının aynı olduğu hatırlatıldı, bu nedenle tartışma, sürtüşme ve inkârın ağır bir suç, büyük bir vebâl, aynı zamanda şiddetli bir azâba yol açıcı bulunduğuna dokunuldu. Tevhîd odağında birleşmenin tek selâmet yolu ve İlâhî emre ve rızaya uygun bulunduğu bir kez daha vurgulandı.
Âl-i İmrân Sûresine, dinler arasındaki diyalogun nasıl kurulması gerektiğine, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’ân’ın indirilmesinin neden ve niçinine, Kitap ehli bulunan Yahudî ve Hıristiyanların dinde aşırı tutuculuk göstererek hakikatleri gizlediklerine dokunuluyor; Allahʹın gizli açık her şeyi hakkıyla bildiğine dikkatler çekilerek Onun yüce kudretinin örneksiz ve benzersiz sanatının en mükemmeli olan insanın ana rahminde genetik kanunlar doğrultusunda nasıl tasvir edildiği belirtilerek insan aklına hem yer veriliyor, hem onu harekete geçirmeyi planlıyor.
MEÂLİ:
1- ELİF- LÂM- MÎM. (Bu âyetin açıklaması Bakara sûresinde yapılmıştır; oraya bakılması...)
2- Allah (Birʹdir), Oʹndan başka ilâh yoktur. O hep diridir, kudretiyle (varlık âlemini) tutup duran, gözetip koruyandır O..
3-4 - Kendinden önceki (kitap)ları doğrulayan Kitabʹı hak ile O sana indirdi. Bundan önce de insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ve İncilʹi indirmiştir. Doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan ayıran (Kurʹân ya da Zebûr)u da O indirdi. Allahʹın âyetlerini inkâr edenlere herhalde şiddetli azâb vardır ve Allah çok güçlüdür, (zâlimlerden) öc almada intikam sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn İshâk ve diğer siyer sahiplerinin tesbit ve rivayetlerine göre: Necrân Hıristiyanlarından 60 kişilik bir topluluk Medineʹye gelip Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle görüşmek ve İsâ Peygamber hakkında tartışmak istiyorlardı. Aralarında eşraf (ileri gelenler)den 14 adam bulunuyordu. Biri başkan, biri danişmend biri de dinî lider olmak üzere üç önemli kimse tarafından bunlar idare ediliyordu. Rum (Bizans) kralı bunlara değer verir, din ve dünya hakkındaki geniş bilgilerinden dolayı onlara saygı beslerdi.
İşte bu topluluk bir gün ikindi namazı kılınırken Mescid-i Saadetʹin önüne gelmiş bulunuyorlardı. Üzerlerinde göz alıcı nefis giysiler vardı. Onların da ibâdet vakti girince Mescidʹe girip namaz kılmak istediler; Ashab-ı Kirâm buna pek tarafdar olmadıklarını ihsas ettirmek istiyorlardı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Dokunmayın, ibâdetlerini yerine getirsinler.. » diye emretti. Doğuya yönelerek ibâdetlerini yaptılar ve Resûlüllahʹın huzurunda yer aldılar. Resûlüllâh (A. S. ) onların iki önemli kişisine:
- İslâm’a girin selâmete kavuşun!.
Diyerek davette bulundu. Onlar:
- Biz sizden önce müslüman olduk, yani Hakk’a teslimiyet gösterdik, diye cevap verdiler. Resûlüllâh (A. S. ):
- Doğru söylemiyorsunuz, aslında sizi İslâmʹdan alıkoyan neden, Allah’a oğul isnat etmeniz, haç’a tapmanız ve domuz eti yemenizdir.
Sonra aralarında şu söyleşi geçti:
Onlar - Eğer İsâ Allahʹın oğlu değilse, babası kimdir, söyler misiniz?
Peygamber - Her çocuğun babasına -bazı yönleriyle- benzediğini bilmez misiniz?
Onlar - Evet, biliriz..
Peygamber - Rabbimizin hep diri olduğunu, ölümsüz bulunduğunu; İsâʹnın da ölümlü bir insan olduğunu bilmez misiniz?
Onlar - Evet, biliriz..
Peygamber - Rabbimizin kudretiyle her şeyi tutup gözettiğini, koruyup ayakta tuttuğunu bilmez misiniz? Aynı zamanda her canlının rızkını verdiğini kabul etmez misiniz?
Onlar - Evet, bilir ve kabul ederiz..
Peygamber - Peki İsâ Peygamber bu saydıklarımdan birini yerine getirmeye kadir midir?
Onlar - Hayır..
Peygamber - Allah’ın yerde ve göklerde ne varsa her şeyi bildiğini, hiçbir şeyin ona gizli kapalı bulunmadığını bilmez misiniz?
Onlar - Evet biliriz..
Peygamber - İsâ’nın ancak kendisine öğretilenden başkasını bilmediğini bilmez misiniz?
Onlar - Evet, biliriz..
Peygamber - Rabbimizin İsâʹyı ana rahminde dilediği biçimde tasvir ettiğini ve Rabbimizin bir şey yiyip içmediğini bilmez misiniz?
Onlar - Evet, biliriz..
Peygamber - İsâ’nın anasının her kadın gibi gebe olduğunu ve her doğum yapan kadın gibi doğum yaptığını ve İsâ’nın her çocuk gibi beslendiğini, gıda verildiğini, sonra yiyip içip abdest bozduğunu bilmez misiniz?
Onlar - Evet, biliriz..
Peygamber - O halde İsâ sizin iddia ettiğiniz gibi nasıl ilâh olabilir?
Bunun üzerine heyetin ileri gelenleri cevap vermediler ve bu yüzden susup kaldılar. Allah olaya ve konuya ışık tutar anlam ve ölçüde Âl-i İmrân sûresinin baş kısmından seksen küsur âyeti indirdi.
Sözü edilen olayı şu fazlalıkla nakledenler de vardır:
Onlar - Ya Muhammed! Siz İsâ’nın Kelimetullah ve Allah’tan bir Ruh olduğunu iddia etmiyor musunuz?
Peygamber - Evet..
Deyince, onlar: İşte bu bize yeter, dediler. Sonra da inat ve inkârlarında direnip durdular. Allah onların bu bâtıl itikat (inanç)larını reddederek Âl-i İmrân sûresinin baş kısmından seksenin üstünde âyet indirdi. (Geniş bilgi için bak: İbn H. Siyerine, Lübabutte’vîl, Kurtubî ve İbn Cerîr Tefsirlerine..)
İLÂHÎ KUDRETİN ÜSTÜNLÜĞÜ
Kurʹân «O hep diridir, kudretiyle tutup duran, gözetip koruyandır O! » âyetini sergilerken, yaratılanla Yaratan arasındaki farkı, mesafeyi iki sıfatla, en doyurucu delil olarak ortaya koymaktadır. Yaratan hep diridir, O’nun için ölüm yoktur; her şeyi sonsuz kudretiyle tutup duran, gözetip koruyandır, Onun için zayıflama, güçten düşme, bıkkınlık, gaflet ve unutkanlık yoktur. Bu saydıklarımızın aksi yaratılanlarda vardır.
Kur’ân böylece İsâ’nın ne İlâh, ne de Allah’ın oğlu olamıyacağını reddi mümkün olmayan iki hüccet (kanıt) ile belgelemektedir.
Sonra Bakara sûresinin son kısmında özeti verilen konunun açıklanmasına geçiliyor; İslâm’ın açtığı barış ve kardeşlik, insanseverlik ve hakbilirlik kapısına dikkatler çekiliyor. Bunun nedeni ise gayet açıktır:
a) Allahʹtan başkasını ilâh kabul edenlerin, insanları ilâhlaştıranların yanlış bir akide üzerinde bulundukları en doyurucu delil ve belgelerle belirtilirken Allahʹa ait iki önemli sıfata yer verildi. Bununla insan aklını harekete geçirme, akıl ve mantığı imân doğrultusunda birleştirip aşırı tutuculuk ve duygusallıktan sıyrılma ortamı plânlandı.
b) Geniş halk kitleleri üzerinde etkili olan ve bir çok ülkelerin Hıristiyanlaşmasını sağlayan, bununla da yetinmeyip İslâm’a karşı savaş açan, misyonu oluşturan, bu yüzden Haçlı Seferleri düzenleyen Nasarâ’nın İsâ Peygambere «Allah’ın oğlu» demeleri kınanıyor ve ona bu yoldan ilâhlık isnât etmeleriyle ilgili inançlarının asılsız, dayanaksız, delilsiz ve kanıtsız olduğu ortaya konuluyor.
c) Tevrat’ı da, İncîl’i de, Kur’ân’ı da doğru yola iletici, hak yolu gösterici olarak indiren Allah’tır. O halde Allah’a ait bu kitaplarda esasla ilgili konularda hakikatı zedeliyecek bir farklılık, bir terslik bulunması mümkün değildir. Aynı zamanda hiç kimsenin bu kitaplarda kendi keyfine ve arzusuna göre tasarrufta bulunması, fazlalık, ya da noksanlık yapması, değiştirmeğe kalkışması câiz değildir ve hiç kimseye bu hak verilmemiştir. Mevcut dört İncil arasındaki tutarsızlık, tezat; Bernaba Incil’iyle bunlar arasındaki belirgin fark; Tevrat’ta peygamberleri küçük düşürücü âyetler, âhiretle ilgili bütün kayıt ve belgelerin çıkarılması, ilâhî kitapta beşerin müdahalesini isbata yeterli değil midir?
KUR’ÂNʹIN üstünlüğü
«Kendinden önceki kitapları doğrulayan kitabʹı hak ile O sana indirdi. »
Kur’ân’ın kendinden önceki semâvî kitapları ve peygamberleri tasdîk etmesi, Tevrat ve İncil’de insan eliyle meydana getirilen değişiklikleri, fazlalık ve noksanlıkları tashih etmesi, Yahudi ve Hıristiyanları bir bakıma insafa çağırması, Onun indiği gibi korunduğunu gösterir. Haham ve papozların Kurʹân’a ve Hazreti Muhammed’e (A. S. ) dil uzatmaları, inkâra sapıp küçültür anlamda âyetleri değiştirmeleri, onların asıl Tevrat ve İncil’in doğrultusundan ayrıldıklarını, dini ve kitabı kendi arzularına göre yorumladıklarını isbatlar.
Aynı kaynaktan gelen kitapların birbirini doğrulaması kadar tabii ne olabilir? İşte Kur’ân’ın üstünlüğü bu konuda da kendini perde perde hissettirmekte ve insan aklına yön vermektedir.
Aynı yazarın aynı amaca yönelik hazırladığı üç kitap arasında tutarsızlık ve terslik varsa, biri diğerinin aksini ortaya koyuyorsa, yazarın normal olmadığına, aklî dengesinin bozukluğuna bir kanıt sayılmaz mı? İşte Kurʹân bu tutarsızlığın Tevrat ve İncilʹin asıl nüshalarında bulunmadığını, dinde aşırı tutucular tarafından meydana getirildiğini açıklamakta ve indirilen her kitabın kendi çağındaki insanları, toplum ve milletleri doğru yola iletme, hakikatı gösterme kudretini taşıdığını belirtmektedir.
Kur’ân’ın hak ile indirilmesinin anlamı bu olmakla beraber aşağıdaki hususları da eklemekle Onun mükemmelliğini ortaya koymuş oluruz:
a) Kur’ân doğruluk ölçüleri içinde inmiştir. O hep haktan yanadır, hep hakkı savunur ve onu işler..
b) Kur’ân, İlâhî olduğunu her âyet ve sûresiyle ortaya koyup belgeler, bir benzerinin yazılamıyacağını ilân eder. Kur’ân Arapçasını çok iyi bilen binlerce edip ve şâirin, hekîm ve filozofun bu yüksek kudret karşısında âciz kaldıkları bunun açık delili sayılmaz mı?
c) İçinde hiçbir şüphe bulunmayan, ilim adamlarının meydana getirdiği cumhurun akıl ve mantığına uygun olan Kurʹân, Allahʹın sıfatlarını Allah’a yakışır anlamda, Peygamberlerin sıfatlarını yine onların makam ve mertebeleriyle bağdaşır ölçü ve mânada sergiler. Bu yönüyle de değişime uğrayan diğer kitaplardan ayrılır.
d) Her konu ve meselede mutlak adâlet ölçülerini getirir, ilâhî adâletin şaşmayacağını, kanunlarının sapmadan hedefine doğru ilerlediğini ilân eder. Bununla varlık âlemindeki illiyet (kozalite) kanununa sık sık dikkatleri çeker. (Âyette «Hak ile.. » çevrisini yaptığımız «Bi’l-hakkʹı» kelimesinin geniş anlamı için Fethulkadîr, Kurtubî, İbn Kesîr ve Mefatihü’l-gayb tefsirlerine bakınız..)
İLAHÎ BELGELERİ GİZLEYENLER
«Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere herhalde şiddetli azâb vardır. »
Tevrat hayli değişikliğe uğramasına ve âhiretle ilgili bütün kayıtların içinden çıkarılmasına; İncil, yüzlerce farklı nüshaları yazılıp aslından uzaklaştırılmasına rağmen halâ bunlarda İlâhî belgelerin bazı parça ve kalıntılarına raslamak mümkündür.
Aynı kaynaktan gelen İlâhî kitaplar Son Peygamberin ve dolayısıyla Kurʹânʹın geleceğini haber vermektedirler. Ne var ki dinde aşırı tutucu olan Yahudi ve Hıristiyan din adamları açıktan bir inkâra sapmışlar ve sözü edilen belgeleri kendilerine göre yorumlarken ve Kur’ânʹı kendi dillerine terceme ederken İslâm’ı küçük düşürür şekil ve muhtevada değişiklikler yapmaktan kendilerini alıkoyamamışlardır.
Şüphesiz ki bu tarz düşünce ve tutum din adına, ilim ve ahlâk adına, tek kelimeyle insanlık adına bir cinayettir.
Tevrat’ta :
Gelecek olan kurtarıcı ve mürşitten söz edilirken deniliyor ki:
«İşte kendisine destek olduğum kulum; canımın kendisine razı olduğu seçme kulum (Muhammed Muhtar): Ruhumu onun üzerine koydum; milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. Bağırmıyacak ve sesini yükseltmiyecek ve onu sokakta işittirmiyecek. Ezilmiş kamışı kırmıyacak ve tüten fitili söndürmeyecek; hakkı hakikate erdirecek. Ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamıyacak ve cesareti kırılmıyacak ve adalar onun şeriatını bekliyecekler. »
Gökleri yaratmış ve onları yaymış, yeri ve ondan çıkanları sermiş olan; yer üzerinde kavma soluk ve onda yürüyenlere ruh veren RAB Allah şöyle diyor: Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım ve elini tutacağım ve seni koruyacağım ve kör gözleri (bilgisizliğin karanlığında kalanların kalb gözlerini) açasın, mahpusları, zindan ve karanlıkta oturanları hapishaneden çıkarasın diye seni kavme ahit, milletlere ışık olarak vereceğim. Ben Yehovayım, ismim odur; ve izzetimi bir başkasına ve hamdimi oyma putlara vermiyeceğim. İşte öncekiler vaki oldu (gelip geçti) ve yenileri ben bildiriyorum; onlar meydana çıkmadan önce size işittiriyorum. (Tevrat İŞAYA: Bab 42, belge: 1-9.)
İncil’de:
İsa Peygamber diyor ki :
«Şimdi ise, beni gönderene gidiyorum ve sizden kimse: Nereye gidiyorsun? diye bana sormuyor. Fakat size bu şeyleri söylediğim için yüreğinizi keder doldurdu. Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem Tesellici size gelmez; fakat gidersem, onu size gönderirim ve O geldiği zaman, günah için, salâh için ve hüküm için dünyayı ilzam (cevap veremez hale getirip alt) edecektir. Günah için, çünkü bana imân etmezler. Salâh için, çünkü Babama (Rabbıma) gidiyorum ve artık beni göremezsiniz. Ve hüküm için, çünkü bu dünyanın reisine hükmedilmiştir. »
«Size söyliyecek daha çok şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o hakikat ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek zira kendiliğinden söylemiyecektir. (Kur’ân’da Necin sûresi 3, 4. âyetlerinde de: «O, (Muhammed), kendi hevesine uyarak söz söylemez. O, ancak kendisine vahyolunan bir vahiydir. » buyrulmaktadır.) Fakat her ne işitirse söyliyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir. »
«O, beni ta’ziz (şerefli ve kutlu) edecektir; çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir. (İsâ Peygamber bu sözleriyle, İlâhî kitapların ve peygamberlerin aynı kaynaktan kaynaklandığını haber vermektedir) Babanın (Rabbin) her nesi varsa, benimdir; bunun için: Benimkinden alacak ve size bildirecektir, dedim. » (İncil - YUHANNA: 16/1-12.)
Evet, M. S. 325 tarihinde İznik’te toplanan yüce kurul tarafından yüzlerce İncil arasından seçilip kabul edilen dört İncilden biri olan YUHANNA İncilinde bu belgeler halen mevcuttur. Yapılan ciddi araştırmalarla, sözü edilen dört İncilin yazarlarından hiçbiri İsâ Peygamberi görmemiştir. Asıl Onu gören, meclisinde yer alan BERNABA’dır. Onun yazdığı bir İncil var ki, kilise ve papazların bozuk akidesine uymadığı ve Hazreti Muhammed’in geleceğini çok açık bir anlatımla açıkladığı için bu çok kıymetli İncil’i asırlarca gizlediler. Sonunda bazı ilim adamları tarafından ele geçirilerek Mısır’da 1907 yılında Arapçaya çevrilerek basıldı. Böylece öteden beri gizlenen bir nice hakikatler günışığına çıkmış oldu. Ama kilise yine eski inat ve inkârını sürdürür. Çünkü bu İncilʹi kabul edecek olursa, Hıristiyanlık biter ve başta kilise olmak üzere bütün Hıristiyanların İslâmiyete girmesi gerekir. Bu da onların hiç işine gelmez.
Değerli İslâm Hukukçularından Prof. Muhammed Ebû Zehra bu İncilʹden sözederken özetle diyor ki:
Bernaba İncil’i birçok kısımlarıyla diğer İncillerden ayrılır, ama çok önemli sayılan şu dört madde Kur’ân ile birleşerek İlâhî hakikatı bütün açıklığıyla yansıtır:
1- Bernaba İncil’i İsâ Peygamberi Allah’ın oğlu olarak itibar etmemiştir. Hazreti Meryem’e bir insan eli değmeden gebe kalacağını haber veren Meleğin Ona şu sözleri söylediği yazılıdır: «Adını Yasû, (İsâ) koyacağın Peygamberi doğuracaksın. O, içkiyi, sarhoş eden maddeleri ve murdar şeyleri yasaklıyacaktır. »
2- İbrahim Peygamberin Allah için adadığı evladının İshak değil, İsmail olduğunu açıklamaktadır.
3- Beklenen Mesîh, Yasû’ değil, Muhammed’dir. Nitekim Bernaba’da Muhammed - Ahmed isimleri birkaç yerde geçmekte ve şu sözlerle konuyu yansıtmaktadır:
«O, Allah Resûlüdür. Âdem cennetten çıkarıldığında Cennetin kapısının üst kısmında şu satırları görmüştü ki bu tamamen nurdan yazılmıştı: «Allahʹtan başka hiçbir ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın Resûlüdür. »
4- İsâ Peygamberin asılmadığı bir gerçektir. Allah İsâ’nın suretini Yahuda adlı adamın üzerine ilka etmiştir. » (Muhadaratün Fi’n-Nasraniyye: 64-66/Mısır: 1961-1381 - Prof. Muhammed Ebû Zehra)
Diğer İncilʹlere göre İlâhî âyetleri daha doğru yansıtan BERNABA Incil’inin Türkçeye çevrilmesinde her zaman için yarar görmekteyiz. Çünkü bu İncil’le, Hazret-i Muhammed’in (A. S. ) geleceği açık bir ifadeyle bildirilmektedir. Yeni neslin bu hakikatleri bilmesi, İslâm’a olan bağlılıklarını kuvvetlendirir.
İşte konumuzu oluşturan âyette: «Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere herhalde şiddetli azâb vardır. » cümlesi, belirttiğimiz hususu hatırlatmakta ve Kitap ehline son uyarıyı yapmaktadır. «Allah çok güçlüdür, öc almada intikam sâhibidir. » cümlesi ise, sırası gelince bir gün İlâhî intikam kanununun tecelli edeceğine işâret etmektedir. 1096-1272 tarihleri arasında Müslümanlara karşı düzenlenen sekiz haçlı seferi, kıyâmete kadar hak yoldan sapan kilisenin Hazreti Muhammed’e (A. S. ) karşı «kan döken adam» diye dil uzatmasının ağır bir cezası olarak noktalandı. Bütün bir insanlık, Hz. Muhammed (A. S. )ın değil, kilisenin din adına kan dökücü olduğuna şâhid oldu. Böylece uzanan dilleri kısaldı. Şüphesiz ki bu sonuç onları dünyada için için kemiren bir azâb olarak kaldı. Yapılan büyük vaatlere ve çekilen sıkıntılara rağmen Haçlı Seferleri amacına ulaşamadı. Hak üstün geldi. Hakkı temsil eden Kılıç Aslanlar, Salahattin Eyyubîler İslâmʹın insanlık, hakseverlik, adâlet, fazîlet dini olduğunu söz ve davranışlarıyla ortaya koydular. Bu durum papazların ve kilisenin otoritesinin sarsılmasına, İslâm âleminin derlenip toparlanmasına, Tevhîd akidesinde birleşmesine sebep oldu. Yapılan savaşlarda Hıristiyanlarla Müslümanlar birbirlerini daha yakından tanıma imkânını buldular. Özellikle haçlılar Doğu’da cesur, kahraman, merhametli, konuksever Müslümanları gördükleri zaman daha önceki düşüncelerini tamamıyle değiştirdiler.
İkinci olarak, asırlardan beri gizledikleri BERNABA İncilinin ele geçmesi ve Arapça’ya çevrilerek İslâm âlemine, Batılı müsteşriklere ulaşması, kiliseyi biraz daha sarstı. Bundan önce orta çağda kilisenin kurduğu Engizisyon Mahkemelerinin ortaya koyduğu kan ve cehalet tablosu, onlar için başka bir azâb kapısı açtı. Bütün bunlara rağmen kilise eski tutum ve inancında ısrar ve inat edip kaldı. Bu yüzden Allah’ın âhirette onlara vereceği azâb çok daha şiddetli olacaktır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle İlâhî Kitapların aynı kaynaktan geldiği, fakat dinde aşırı tutucular, kilise ve din adamlarının birçok ilâhî belgelerden bir kısmını inkâr, bir kısmını da teʹvil ederek sapıttıkları haber verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, yerde ve göklerde hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmıyacağı belirtiliyor ve sonra Yaratan’a has kudret dile getirilerek anarahminde insanların İlâhî meşiete dayalı kanunlarla nasıl tasvîr edildiğine dikkatler çekilerek Yaratan ile yaratılanın asla bir olmayacağına işâret ediliyor; özellikle İsâ Peygamberi ilâhlaştıranlar uyarılıyor. Mikroptan çok daha küçük olan gen’de soyun karakter ve özelliklerinin nasıl bir kudret kalemiyle plânlandığını akıl sahiplerinin gözleri önüne sererek Allahʹın eşi, ortağı, oğlu ve yardımcısı olmadığı bir kez daha hatırlatılmış oluyor.