Neml Suresi 1-6. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ اَلَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ اِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ

1.

Ta-Sin. Bunlar Kur'an'ın, apaçık bir kitabın ayetleridir.

Diyanet İşleri

2-3.

(2-3) Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

4.

Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.

5.

Onlar, azabın en kötüsü kendilerine has olan kimselerdir. Onlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.

6.

Şüphesiz bu Kur'an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

NEML SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekkeʹde inmiştir. Karınca ve karınca vâdisinden söz edildiği için sûreye, karınca manasına gelen «Nemi» ismi verilmiştir.

Âyet sayısı : 93

Kelime » : 1307

Harf » : 4799

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kur’ân-ı Kerîm’in doğru yolu gösteren, aynı zamanda insanlara rahmet saçan bir kitap olduğu açıklanır.

2- Musa ve Süleyman Peygamberlerin (salât-ü selâm ikisine de ol­sun) kıssalarının değişik safhaları, ibretli yanları anlatılır.

3- Semûd ve Lût kavimlerinin başlarına inen azâbın öğüt ve ibret alı­nacak yönlerine ve yanlarına yer verilir.

4- Putperestlik bütünüyle kınanır ve insan haysiyetiyle bağdaşır ya­nı olmadığı belirtilir. Müşriklerin, inkârcı maddecilerin, ölümden sonra di­rilmenin mümkün olmadığı iddiaları konu edilir ve bu hususta açıklayıcı bilgiler verilir.

5- İsrâil oğulları’nın ayrılığa düştükleri hususlarda Kurʹân’ın hükmü­ne ve hakemliğine dikkatler çekilir.

6- İnkârcı sapıkların körler, sağırlar oldukları nefis bir benzetme ile işlenir.

7- Kıyâmet’in alâmetlerinden bir kısmı haber verilir.

8- Her iş ve amelin mutlâka karşılık göreceği belirtilerek gereken uyarı yapılır.

9- Allah’a hamd edip O’nu saygı ile övmenin derin anlamı üzerinde durulur.

10- İnkârcıların pek yakın gelecekte İlâhî belgeleri, delilleri görecek­lerine temas edilerek, o dönemlerde ömrün son noktasına gelineceği için inanmalarının onlara bir yarar sağlamıyacağı hatırlatılır.

MEÂLİ:

1- Tâ-Sîn. Bu, Kurʹân’ın ve (hakkı, doğruyu) açıklayan kitabın âyet­leridir.

2- Müʹminler için doğru yol ve müjdedir.

3- O mü’minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Âhi­retʹe kesinlikle inanırlar.

4- Âhiretʹe inanmayanlara ise, amellerini süsleyip çekici kıldık da o sebeple onlar (inkâr ve azgınlıkları içinde) bocalayıp dururlar.

5- İşte bunlar öyle kimselerdir ki, kendilerine azâbın kötüsü vardır ve bunlar Âhirette de ziyâna uğrayanların kendileridir.

6- Şüphesiz ki sen (Ey Muhammed! ) Kurʹân’ı O yegâne hikmet sâ­hibi (her şeyi) bilenden alıyorsun.

Tâ-Sîn: Huruf-i mukattaʹadandır. Allah ile Peygamberi arasında bir şifredir; aynı zamanda sûrenin hikmeti ve sırlarının anahtarı ve bir bakı­ma sûrenin özeti mahiyetindedir. Allah daha iyisini bilir..

KİTAB-I MÜBİN

«Bu, Kurʹân’ın ve (hakkı, doğruyu) açık­layan kitabın âyetleridir. »

«Kitab-ı Mübîn» terkibi Kur’ân hakkında kullanılmıştır. Hem açık seçik, hem de açıklayan, açıklığa kavuşturan anlamına gelir. O bakımdan sözünü ettiğimiz terkip Kur’ân’ın on iki yerinde geçmektedir. Ancak iki yerde «Kur’­ân-ı Mübîn» şeklinde ifade edilmiştir.

Zira Kur’ân bütünüyle insan hayatının her safhasına yönelir; diğer bir anlatımla Kur’ân insan hayatıyla içiçe bir özellik taşır. Taşıdığı hükümle­rinin, belgelerinin, delillerinin, öğütlerinin ve kıssalarının tamamı insanlar­dan yana birçok faydalar yansıtır. Bunun için Kur’ân, inanan ve aklını iyi­ce kullanan kişiler için hem doğru yolu gösteren, hem de sonsuz mutluluk va’deden bir müjdedir.

O halde Kurʹânʹı hayatımızın değişmeyen rehberi olarak önümüze ko­yup günlük yaşayışımızı ona uydurduğumuz ölçüde, Kurʹân’ın açıklayıcı havasına girmiş oluruz. Her âyeti üzerinde ciddi şekilde durup İlâhî mura­dı anlamaya çalıştığımız nisbette hayatımızı aydınlatma ve yolumuzu açma imkânına erişiriz.

Bu inceliğe işâretle Cenâb-ı Hak, Kurʹân hakkında iki sıfat kullanmış­tır: «Hüdâ» ve «Büşrâ».. Yani aklını kullanıp ilâhî çağrıya kulak verenlere doğru yolu gösterir. İnanıp doğru yolu seçenleri ebedî saadetle, rahmet ve gufranla müjdeler.

MÜʹMİNLERİN ÜÇ VASFI VE ÖZELLİĞİ

«O müʹminler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Âhiretʹe kesinlikle inanırlar. »

Cenâb-ı Hak, hidâyet ve tebşîre lâyık olan müʹminlerin üç önemli vas­fına dikkatleri çekmektedir. Böylece imânla küfür, imânla nifak arasında ayırıcı farkları, diğer bir anlatımla alâmet-i farikayı vermekte; mü’minleri biraraya getirip cemaatleştiren üç manevî bağdan söz etmektedir: Namaz, zekât ve âhirete kesinlikle inanmak..

Namaz: Dinin direği, imânın en belirgin ürünü, mü’minin terazisidir. Allah ile kulu arasında en yaklaştırıcı yoldur; insan hayatını İlâhî proğrama göre düzenleyen ölçü ve kıstastır. Ferdi ahlâkan yükseltip topluma kazan­dırır. Kısacası, günlük hayatı düzen ve dengede tutan en kuvvetli amiller­den biridir.

Zekât: İslâmʹın en sağlam köprüsü, imânın açık belirtilerinden birisi­dir. İnsanın yalnız kendisi için değil, bağlı bulunduğu toplum için de çalış­tığının ve var olduğunun göstergesidir. Böylece birbirlerine güvenen, sevgi ve saygı besleyen bir toplumun meydana gelmesinde zekâtın yeri ve öne­mi çok büyüktür. Aynı zamanda sosyal adâletin mayasını oluşturur.

Âhiretʹe imân: İmânın altı şartından biridir. Burada özellikle anılması çok anlamlıdır. Zira Allahʹa ve Âhiret’e dosdoğru inanan kişiler toplumun huzur ve güven dayanağı olurlar. Aynı zamanda böyle bir iman her zaman sorumluluk duygusunu kamçılar; insan haklarına saygılı olmayı öğretir. Hayatın her bölüm ve safhasının İlâhî murakaba altında olduğunu fısıldar.

İşte bu üç vasfı kendinde taşıyan mü’minler için Kur’ân hem doğru yoldur, hem doğru yolu gösterendir, hem de doğru yolda yürüyenleri ebe­dî saadetle müjdeleyen İlâhî müjdedir.

Bu hikmete mebnidir ki, Resûlüllahʹın (A. S. ) birinci halîfesi Hz. Ebû Bekir Sıddîk, namaz kılmayanları tenkîl etti; zekât vermeyenlerin üzerine asker göndererek İslâm’ın köprüsünü yıkmak isteyenlere hak ettikleri cezâyı vermekte bir an bile tereddüt göstermedi..

ÂHİRETʹE İNANMAYANLARIN AMELLERİ SÜSLENİP ÇEKİCİ HALE GETİRİLMİŞTİR

«Âhiretʹe inanmayanlara ise, amellerini süsleyip çekici kıldık da o sebeple onlar (inkâr ve azgınlık­ları içinde) bocalayıp dururlar. »

İnsan, Allah’a ve Âhiretʹe inanmayınca vicdanı körelir, kalbi katılaşır, ruhu sarsıntı geçirir ve sorumluluk duygusu kılıflanır. Mal ve makam onun tek istek ve arzusu haline gelir. Kişinin bu tutum ve bocalaması ölümle nok­talanırsa, her şeyini kaybetmiş olur.

Böylesi, «insan dünyaya bir defa gelir» diyerek ikinci hayata inanma­dığından nefsini tatmin için her şeyi mubah sayar. Oysa gerçek onun an­ladığı veya inandığı gibi değildir. Evet, insan bu dünyaya bir defa gelir; bu doğrudur. Ama bir defa geldiği için de hayatını inkâr fırtınasına sokmama­sı, onu günahlar, hatalar ve zaaflar içinde geçirmemesi gerekir. Varlığında­ki mevcut değerleri daha çok geliştirmek, çevresine daha çok faydalı olup ışık tutmak ve doğru olanı seçmek zorundadır. Aksi halde dünyaya gel­mesi amaçsız ve hikmetsiz kalır. Oysa kâinatta amaçsız ve hikmetsiz hiç­bir şey, hiçbir olay yoktur.

Konumuzu oluşturan âyetle Cenâb-ı Hak özellikle bu hususlara dik­katleri çekiyor; hayatı basit bir yaşayış tarzında anlamanın çok hatalı ol­duğuna işârette bulunuyor.

Böylece dinî öğretim ve eğitimin lüzumu ortaya çıkıyor. Zira dünya ha­yatından gerçek amaç ve hikmetin ne olduğunu ancak İslâmiyet haber ver­mektedir. Kurʹân bütünüyle insan hayatına yönelmiş bir muhteva ve özel­liktedir. Onun açık seçik ve açıklayıcı, gerçeği ortaya koyucu karakteri an­cak eğitim ve öğretim yoluyla öğrenilebilir. Bilhassa âhiret kavramını an­cak Kur’ân yoluyla anlamak mümkündür.

Bir düşünürün dediği gibi: Aslanları, kaplanları ehlileştirmek kolaydır ama benliğimizin yırtıcı taraflarına zincir vurmak zordur.

Şüphesiz biz insanlar akıl ve zekâmızla vahşi ve yırtıcı hayvanları eh­lileştirebiliyoruz, ama çoğumuz azgın nefsinin sınırsız isteklerini meşru sı­nırlar içine almakta aklını ve zekâsını o derece kullanamamaktadır. Kurʹân’ın getirdiği açık seçik hakikatlerdir ki insan nefsini terbiye edip onu meşru sınırda tutar. Bu da kendiliğinden oluveren, yani mantar biter gibi kalp ve kafada biten bir nesne değildir. Mutlaka ciddi bir eğitime muhtaçtır.

KURʹÂN O YEGÂNE HİKMET VE İLİM SAHİBİ ALLAHʹTAN İNDİRİLMİŞTİR

«Şüphesiz ki sen (Ey Muhammed), Kurʹ­ân’ı O yegâne hikmet sâhibi, (her şeyi) bilenden alıyorsun. »

Kur’ân’ın çıkış kaynağı belirtilirken Allah’ın iki sıfatına yer veriliyor: Hakîm ve Alîm.. Birincisi, yaptığı her şeyi belli bir amaç ve yarara göre dü­zenleyen, lüzumsuz ve gereksiz bir şey yaratmayan, buyruklarını, kanun­larını yerli yerince koyan; plân ve proğramını mutlak anlamda kusursuz yü­rüten demektir. İkincisi, her şeyi yeterince bilen ve her şeyi yüksek bilgi­sinin ölçüleri içinde var kılan ve yarattığı her varlığa, ilme ve akla ışık tu­tan esas temayı yerleştiren ve ilmiyle de kâinatın her zerresine nüfuz edip onu bütünüyle kuşatan demektir.

O halde Kur’ân İlâhî kaynaktan süzülüp indirilirken daha çok bu iki sıfatın tecellisine mazhar kılınmıştır. Bu bakımdan Kur’ân’ın hem tamamı, hem de her âyeti ancak ilim ve hikmet yansıtır ve ancak ilimle anlaşılır, hikmetle uygulanır. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Kurʹân’ı feyizli kal­bine alırken Allah’ın bu iki sıfatına mazhar kılınarak onu telakki etmiş ve yine ilim ve hikmetle açıklayıp teblîğ etmiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Kur’ân’ın açık seçik bir kitap olduğu, doğru yolu gösterdiği, doğru yol­da yürüyenleri sonsuz saadetlerle müjdelediği açıklandı. Aynı zamanda müʹminlerin üç ayrı vasfına değinilerek onlarla Kur’ân arasında ciddi bir köprü kurmanın yolu ve yöntemi belirtildi. Sonra da inanmayanların işleri­nin süslenip çok çekici kılındığı konu edilerek inkârın insanı asıl amaçtan nasıl uzaklaştırdığına atıfta bulunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, hak ile bâtılın amansız sürtüşme ve mücadelesine parmak basılarak Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasının bazı ibretli safhaları misal veriliyor. Böylece Mekkeʹde müşriklerle çetin mücadele veren mü’­minler teselli edilerek hakkın mutlaka üstün geleceğine işârette bulunulu­yor.