RAʹD SÛRESİ
Kur’ân-ı Kerîm’in 13. sûresidir. Mekke’de mi, Medine’de mi indiği hakkında farklı tesbit ve görüşler vardır:
a) el-Hasan, İkrime, Atâ’ ve Câbir’e göre, Mekke’de inmiştir.
b) Kelbî ve Mukatilʹe göre, Medine’de inmiştir.
c) İbn Abbas (R. A. ) ile Katade’ye göre, iki âyeti dışında tamamı Medine’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 9/287)
Âyet sayısı : 43
Kelime » : 855
Harf » : 3506 (Lübabu’t-te’vîl: 3/48)
Sûre ismini, 13. âyette geçen ve daha çok gök gürlemesi anlamına gelen «ra’d»dan alır.
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Göklerdeki ve yeryüzündeki açık âyet ve belgelerin Allah’ın varlığına, birliğine delâlet ettiği anlatılır.
2- Öldükten sonra ikinci hayattan ve kıyâmetle ilgili önemli safhalardan söz edilir.
3- İnkârcı azgınların, va’dedilen azâbın inmesini -Peygamber ve müʹminleri yalancılıkla suçlamak için- acele istediklerine dikkatler çekilerek Allahʹın hükmünde hiçbir değişiklik olamıyacağı hatırlatılır.
4- İnsanı gece-gündüz koruyan meleklerin varlığı hakkında bilgi verilerek her insanın günlük hayatını böyle bir imân ve düşünce atmosferi içinde disipline etmesi istenilir.
5- Allah’a ibâdet edenlerle putlara tapınanlar hakkında birtakım tasvîr ve temsiller verilir, benzetmeler yapılır. Allah’tan korkup kötülüklerden sakınanlar övgü ile anlatılırken, Allah’a verdikleri sözü tutmayan dönekler yerilir.
6- Cennet’in göz ve gönül dolduran vasıflarına temas edilir ve bu arada Cehennem ve kâfirlerin o günkü durumu açıklanarak gereken uyarılara yer verilir.
7- Peygamber’den (A. S. ) ve insanlığa teblîğ ettiği şeylerden söz edilerek, her peygamberin kendi kavminin dili üzere gönderildiği açıklanır. Peygamberlerin de diğer insanlar gibi evlenip yuva kurduklarına temas edilerek onların beşer üstü birer varlık olarak vasıflandırılmaması hatırlatılır.
8- Dünya hayatının hikmeti ve bazı özellikleri üzerinde durulur. Sonra da Allah’ın, hakkı yalanlayanlardan alacağı intikamdan söz edilerek inkârcılar uyarılır.
9- Kâfirler tarafından Peygamber’e (A. S. ) karşı hile kurup düzenbazlık etmelerinin yeni bir şey olmadığı, bu gibi ölçüsüzlük ve hayasızlıkların her devirde sahnede olduğu anlatılarak Peygamber’e (A. S. ) ve mü’minlere tesellide bulunulur.
Özetliyecek olursak, diyebiliriz ki: Bu sûre, farklı hükümler ve konular getirmekle beraber önceki sûrelerde geçen önemli konulara yer vererek daha geniş bilgiler ve hükümler sergiler. Nitekim Yusuf sûresinin son kısmında Kur’ân’ın uydurma bir söz olmadığı belirtilirken bu sûrenin baş kısmında Kur’ân’ın her yönüyle hak olduğu bildirilir.
MEÂLİ:
1- Elif- Lâm- Mim- Râ. Bunlar Kitabʹın âyetleridir ve sana Rabbından indirilen (Kur’ân) haktır. Ne var ki insanların çoğu (buna) inanmazlar.
Elif- Lâm- Mim- Râ: Diğer sûrelerde olduğu gibi, Allah ile Peygamberi arasında bir şifredir. Aynı zamanda sûrenin sır ve hikmetinin anahtarıdır. Asıl mana ve hikmetini Allah daha iyi bilir.
İNİŞ SEBEBİ
İnkârcı cahillerin, «Muhammed aklına geleni söylüyor» demeleri üzerine yukarıdaki birinci âyet inmiştir. (Lübabu’t-te’vil: 3/48 - Tefsîr-i Kurtubî: 9/278)
MUHAMMEDʹE (A. S. ) İNDİRİLEN KİTAP HAKTIR
Hak nedir? Kök manası iki şey arasındaki uyum ve uygunluk demektir. Kapının kendi kasasına, pencerenin kendi çerçevesine tıpatıp uygun gelmesi ve uyum içinde kapanıp açılması gibi.. Kur’ân da bu mana doğrultusunda insan ruhuyla, sağduyuyla, cumhurun akıl ve mantığıyla, varlık âlemindeki câri kanunlarla uyum ve uygunluk içinde bulunduğu ve bunları en uygun şekilde açıklayıp insan aklına ve idrakine ışık tuttuğu ve her yönüyle Cenâb-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, kudretinin sınırsızlığını, sıfatlarını, güzel isimlerini tanıttığı için ona «Hak Kitap» denilmiştir.
Ayrıca hakkın terim ve sıfat olarak geniş ve çok kapsamlı manası vardır. Onları şöyle özetliyebiliriz
a) İlim ve hikmetin gerektirdiği ölçü ve evsafta bir şeyi icat eden hakkında sıfat olarak «hak» kullanılır. O nedenle Allahʹın 99 isminden biri Hak’tır.
b) Ayrıca hikmetin gerektirdiği ölçü ve anlamda icat edilen şeye de «hak» denilir. O bakımdan Cenâb-ı Hakkʹın kudret elinden çıkan her şey hak olduğu gibi, O’nun her sözü de haktır.
c) Bir şeyin varlığına olduğu gibi inanmaya da «hak» denir. Ölüm, kabir âlemi, meleklerin suali, ikinci hayat, kıyâmet, hesap, ceza ve mükâfat, Cennet ve Cehennem gibi temel inançla ilgili şeyler hak olduğu gibi, onlara inanan bir kimsenin inancına da «hak» denilebilir.
d) Bir fiilin, bir sözün gereken şekilde, gerektiği ölçüde ve gereken vakitte meydana gelmesi de haktır, yani o söz veya fiil için «haktır» demekte bir sakınca yoktur.
Kur’ân, hikmetin gerektirdiği ölçü ve anlamda insana yeni bir hayat düzeni getirdiği, hayat verici hükümler, kurallar koyduğu; fizik ve fizikötesi gerçeklere olduğu gibi inanmayı telkîn ettiği ve Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in ağzından din adına çıkan âyet ve hadîslerin, vaktinde, ölçüsünde, gereğinde ve kıvamında olduğunu açıkladığı için «hak» sıfatıyla anılmıştır.
Ne var ki insanların çoğu ona inanmazlar. Çünkü hakkı araştırıp öğrenmek istemezler, konuya eğilme zahmetine katlanmazlar. Hakk’a ters düşen basit ve çarpık düşünce ve bilgilerle hakkı reddetmeye çalışırlar.
Kur’ân ayrıca bu âyetle çok ince bir noktaya işârette bulunarak düşünce ufkumuzu açmak istiyor, şöyle ki: «Rabbından indirilen... » sözü kullanılmıştır ki bu, Allah’ın her şeyi yaratmakla kalmayıp varlık âleminde yer alan nesneleri yüksek terbiye sıfatıyla eğitip türünün özelliğine göre mükemmelliğe doğru yükselttiğini ve böylece her şeyi lâyık olduğu yere oturtarak hak ölçüsü içinde hizmete sevkettiğini hatırlatmaktadır. O bakımdan Rab sıfatının, eşyanın her parçasında tecellisinin damgasını görmek, hakkı bulup ortaya çıkarmak demektir; bunu görmemek ise, haktan uzak kalmak, akıl ve zekâyı yerinde kullanmamaktır.
Bu inceliği hikmetiyle yansıtan «Rab ve hak» kavramlarının burada bir arada anılması, Kur’ân’ın insan sözü olmadığını bir defa daha isbatlamakta, kelime ve sıfatları böylesine mükemmel bir akıcılık ve hikmetleri yansıtıcılık ölçüsü içinde cümleye oturtmanın Allah’a has bir düzenleme olduğunu ortaya koymaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, Kur’ân’ın bütün âyet ve sûreleriyle insanın her iki hayatını en uygun şekilde düzene koyan, duygu ve düşüncelerimizi doğruya, iyiye, hayra ve mutluluğa yönlendiren hak kitap olduğu açıklandı.
Aşağıdaki âyetlerle, Kur’ân’ın hak olarak Allah’tan indirildiği, astronomi, coğrafya ve botanik açılardan belgeler getirilerek isbatlanıyor ve böylece insan aklına ışık tutularak bazı önemli konular üzerinde araştırma zevki aşılanıyor.