MEÂLİ:
98- O ki, sizi bir tek nefsten meydana getirdi. Bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Gerçekten biz anlayışlı olan bir millete âyetlerimizi bir bir açıkladık.
99- O ki, gökten su indirdi de onunla her şeyin bitkisini çıkardık; ondan da yeşillikler çıkardık; ondan da birbiri üzerine sıralanmış doneler çıkardık. Hurma tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzümlerden bağlar, birbirine benzer ve benzemez zeytin ve nar çıkardık. Meyve verdiklerinde meyvelerine ve olgunlaşmış durumuna bir bakın! Şüphesiz ki bunlarda inanan bir millet için açık belgeler vardır.
BİR NEFSTEN İNŞÂ
«O ki sizi bir tek nefsten meydana getirdi.. »
İlgili âyetle, ilk insan Adem Peygamberin yaratılış şekli ve niteliği tasvir edilmekte, NEFS-İ VÂHİDE deyimiyle, onun madde ve ruhtan oluştuğuna işâret edilmektedir. Çünkü nefs tabiri, maddeyle ruhun mecmuuna verilen bir isimdir.
Bakara ve Nisâ sûrelerinde ilk insanın yaratılışı HALAKA = Yarattı fiiliyle ifâde edilirken, burada ondan meydana gelen nesil için ENŞEE fiili kullanılmıştır. Birincisi, geçmişte bir model ve örnek olmaksızın yoktan yaratıp var kılmak mânasında yaygındır. İkincisi ilk başlangıcı söz konusu olmaksızın yaratıp yavaş yavaş terbiye ederek geliştirmektir.
O halde, İNŞÂ’da:
a) Bir şeyi icat ve yaratma,
b) Yavaş yavaş terbiye etme,
c) Geliştirip kemâle erdirme mânaları yaygındır. Böylece HALAKA fiiliyle, ilk insanın Âdem olduğu, geçmiş bir örnek ve model olmaksızın -bizim bilmediğimiz «ol! » emri kanunuyla- yaratıldığı açıklanıyor. ENŞEE fiiliyle, diğer insanların yaratılmasında Âdem ile Havvaʹnın menşeʹ olduğu belirtiliyor. Ayrıca her doğan insanın ciddi bir terbiyeye muhtaç bulunduğuna dikkatler çekiliyor. Türden türe geçişin sözkonusu olamıyacağına, tekâmülün her türün özelliğine göre değişmiyen bir kanunla sürüp gittiğine işârette bulunuluyor.
MÜSTAKAR - MUSTEVDAʹ
«Bir karar yeri, bir de emanet yeri. »
Diye çevirisini yaptığımız bu iki tabir, okunuş tarzına göre, bir takım değişik mânalara delâlet eder:
«Mustakirr» şeklinde okununca, kiminiz istikrar halinde, kiminiz de bir emânet halindesiniz, demektir. O halde «mustekarr» şeklinde okunacak olursa, mimli masdar veya ism-i mekân olur ki, «her birinizin bir istikrar haliniz, bir istikrar yeriniz ve bir de emanet yeriniz vardır» mânası ortaya çıkar.
Bu farklı duruma göre, hepiniz bir tek nefsten yaratıldınız, ama:
a) Her birinizin baba sulbünde bir karar yeri, ana rahminde bir emânet yeri ya da devresi vardır.
b) Kiminiz dünyaya gözünü açıp istikrar buldu, kiminiz ana rahminde emanet olarak beklemekte.
c) Kiminiz dünyada emânet olarak bulunuyorsunuz. Kiminiz de ölüp kabirde karar kıldınız.
Böylece Kurʹân’da bu iki ayrı deyimle ilk insanın yaratılışıyla ondan üreyip dünyaya gelen insanların yaratılışı hakkındaki kanunların değişik olduğuna; Âdem için sperm ile ana rahmindeki yumurtalığın söz konusu olamadığına, ama onunla Havvaʹdan üreyen insanlar için döllenme kanununun söz konusu bulunduğuna dikkatler çekiliyor.
Gerçekten anlayabilen bir millet, bir topluluk için bunda Allahʹın varlığına ve kudretinin yüceliğine delâlet eden açık belgeler vardır.
GÖKTEN SU İNDİRDİ
«O ki, gökten su indirdi de... »
Bu söz ilk bakışta fazla bir anlam taşımıyor gibi görünürse de aslında çok önemli bir konuya parmak basılarak insan aklına ışık tutuluyor ve eserden müessire, plândan plânlayana, proğramdan proğramcıya geçiş sağlamayı amaçlıyor. Kur’ân bu âyetle, daha çok bulutların belli kanunlarla oluşmasından sonra yağmur olarak yeryüzüne inmesinin, kâinatı şaşmayan sünnetiyle yönetip düzende tutan Allahʹın kudretinin yüceliğini yansıtan açık bir âyet anlamı taşıdığını belirtmektedir. Hiçbir şeyin kendiliğinden, plânsız, proğramsız, sebepsiz varolmayacağı kesindir. Varlık âleminin her parçasının kendine has illet ve sebeplerle oluştuğu ise, muhakkak. Sebep ve illetleri, bilinen bilinmiyen kanunlarla belli düzende oluşturup harekete geçiren kimdir? İşte Kur’ân bu sorunun cevabını vermektedir.
ALLAHʹIN VARLIĞINA, BİRLİĞİNE AÇIK BELGELER
«Şüphesiz ki bunlarda inanan bir millet için açık belgeler vardır. »
Kur’ân ilgili âyetle, insanın yaratılışındaki kademeli safhalarına, sonra da bitki ve meyvelerin tohum ve çekirdekten kademeli biçimde yeşerip meydana geldiklerine ve bu arada meyvaların oluşup olgunlaşmasına dikkatleri çekiyor; insan aklına ve idrâkine ışık tutuyor. Bir imalat varsa, mutlaka bir imalatçı vardır, diyor. Her iki ayrı cinsin oluşup varlık alanına çıkmasının belirli ve ölçülü kanunlara dayandığını hatırlatıyor. Tesadüflerin bu kadar düzenli, plânlı ve proğramlı sonuçlar doğuramıyacağını ön fikir anlamında haber veriyor.
Şüphesiz ki, bunlarda inanan bir topluluk, bir millet için açık belgeler vardır. Allahʹı arayan, onu her yerde, her varlıkta görebilir. Çünkü her varlık O’nun eseri, her şey Oʹnun varlığının ve kudretinin habercisidir; her şey Oʹnun damgasını taşımaktadır.
«Vardır her şeyde akla ışık tutan açık bir belge,
Yaratanın varlığını yansıtır, dinle ve anla.. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretinin sınırsızlığına delâlet eden fizik âleminden belgeler açıklandıktan ve yaratılıştaki mutlak düzen, plân ve proğrama dikkatler çekildikten sonra, aşağıdaki âyetlerle bu defa fizikötesi varlıkların Allah’a ortak koşulduğu üzerinde duruluyor; böylesine bilgisizlik ve şaşkınlık içinde bocalayanları uyarmak için Allahʹın sıfatlarıyla akla ışık tutuluyor; sonra da örneksiz ve benzersiz bir kâinatın var kıldığı ve var kılınan şu âlemin belli kanunlarla mutlak bir düzen içinde sürüp gittiği haber veriliyor ve bunun da O’nun ortağı bulunmadığına açık bir belge anlamı taşıdığı belirtilmek isteniyor. Böylece insan aklına yer verilip ona -doğru yolu bulabilmesi için- yeterince temel bilgi ve malzeme sunuluyor.