MEÂLİ:
94- Sana indirdiğimiz şeylerde şüpheye düştüğünü (farzedelim) o takdirde senden önce kitap okuyanlardan sor. And olsun ki Rabbinden sana hak (bir kitap) gelmiştir, sakın şüphe edenlerden olma.
95- Allahʹın âyetlerini yalanlayanlardan da sakın olma, sonra zarara uğrayanlardan olursun.
96-97- Onlar ki haklarında Rabbin sözü gerçekleşti, kendilerine her türlü âyet (belge ve muʹcize) de gelse, elem verici azâbı görmedikçe (emin olunuz ki) inanmazlar.
İLGİLİ HADÎS
Katade b. Diâme diyor ki, bize kadar ulaşan haberde, Peygamber (A. S. ) Efendimiz, «Ne şüphe ederim, ne de sorarım» buyurmuştur. Nitekim aynı hususu İbn Abbas, Saîd b. Cübeyr ve Hasan el-Basrî de belirtmişlerdir. (İbn Kesîr: 2/432 - Lübabu’t-te’vîl: 2/310)
PEYGAMBER (A. S. ) ŞÜPHEDEN HER ZAMAN KENDİNİ UZAK TUTMUŞTUR
«Sona indirdiğimiz şeylerde şüpheye düştüğünü (farzedelim) o takdirde... »
İlgili âyetin açık anlatımından Peygamber (A. S. ) Efendimizin kendisine indirilen ve daha çok gelip geçen ümmetlerle ilgili olan kıssalarda şüpheye düştüğü anlaşılıyor veya öyle sanılıyorsa da, asıl kasdedilen mana bu değildir. İlim adamlarının bu husustaki yorumlarını ve tefsîr ilmini çok iyi bilen âlimlerin tefsirini bilmemiz gerekmektedir. Onları şöyle özetliyebiliriz:
a) Bir an senin inen haberler hakkında şüphelendiğini varsayalım, o takdirde Tevrat ve İncil’i okuyan ve okuduğunu anlayan Abdullah b. Selâm gibi ilim adamlarına sor. Çünkü Kur’ân’ın açıkladığı kıssalar ve senin gönderileceğinle ilgili müjde mahiyetindeki belgeler Tevrat ve İncilʹde yazılıdır. Sana inanan ve inanmayan herkesin o belgeleri duyup anlamalarında yarar vardır.
b) “Fe in künte fi şekkin…” âyetinin başından ünlem edatıyla ilgili isim hazfedilmiştir. Bu, “İn künte eyyühel insanü fi şekkin mimma enzelna ileyke” takdirindedir. Bunun yorumu ise şöyledir: «Ey insan! sana Muhammed aracılığıyla indirdiğimizde şüphe ediyorsan »
Nitekim sûrenin sonunda bu kapalılık açıklığa kavuşturularak, «Ey insanlar! eğer benim dinimden şüphe ediyorsanız.... » buyurulmuştur.
c) Âyette Peygamber (A. S. ) Efendimize olan hitap, ümmetine hitaptır. Nitekim «Ey Peygamber! kadınları boşamak istediğiniz zaman…» meâlindeki Talâk sûresi birinci âyetteki hitap bütünüyle ümmete yöneliktir. Arap dilinde ve edebiyatında hitapların bu şekilde kullanıldığı pek çoktur.
Bu âyet üzerinde birkaç yorum daha vardır ki, onları nakletmeye gerek görmedik. Yukarıdaki yorumların hepsi de isabetlidir, ancak ilim adamlarının çoğu daha çok birinci yorumu benimsemişlerdir. Çünkü bu gibi hitaplar Kurʹân’ın uslûbundan kaynaklanmaktadır. Amaç, okuyanları biraz düşünmeye ve biraz araştırmaya sevketmektir.
DAHA ÖNCE KİTAP OKUYANLAR
«O takdirde senden önce kitap okuyanlardan sor! »
Kur’ân-ı Kerîm ile Tevrat’ın bazı önemli kıssalar ve hükümlerde bozan nüans, bazan da belirgin bir farkla birleştiklerini görmekteyiz. Nuh tufanı, İsrâiloğullarıʹnın Mısırʹdan çıkışı, Firʹavn ve avanesinin Kızıldenizʹde boğulması bu cümledendir. Ayrıca son peygamber Hz. Muhammed’in (A. S. ) gönderileceği ve onun birtakım mümeyyiz vasıfları da her iki kitapta yazılıdır. Ancak Tevratʹtaki belgeler hayli değişikliklere uğratılarak aslından uzaklaştırılmışlardır.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin risaletinin ilk yıllarında Tevrat ve İncilʹi okuyup inceleyen Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Selâm gibi dinî kültürü yerinde olan ilim adamları bulunuyordu. İlgili âyetle Hz. Muhammed (A. S. ) ve Kur’ân hakkında az da olsa şüphelenenlere, bu ilim adamlarından sormaları tavsiye ediliyor. Zira her ne kadar Tevrat ve İncilʹin ilk inen nüshaları kaybolmuşsa da, sonraları toplanıp hazırlanan nüshalarında yine de Allah kelâmı eksik değildir. Nitekim Bernaba İncilʹinde şu sözlerin yazılı bulunduğunu görüyoruz. İsa (A. S. ) diyor ki: «Ben, Allah’ın, babamız İbrahimʹe vaʹdettiği, bütün kabile ve milletlerin beklediği kurtarıcı değilim. Allah, İbrahimʹe: O, senin soyundan gelecek ve yeryüzündeki bütün kabileleri onunla mübarek kılacağım, buyurmuştur. Benden sonra Allah şu âleme merhamet edecek, her şeyi onun hatırı için yarattığı Resûlünü gönderecektir. » (Bernaba İncil’i: 147/10-15)
Kâhin, İsa’ya dedi ki: «Musa’nın kitabında şöyle yazılıdır: Tanrınız ileride bir kurtarıcı gönderecek, o, Allahʹın neler irâde ettiğini bildirecek. Böylece âleme İlâhî rahmet gelecek. Bunun için senden bize gerçeği söylemeni istiyoruz. »
İsa (A. S. ) kâhine dedi ki: «Allah’ın böyle bir söz verdiği gerçektir. Ancak ben, o beklenen kurtarıcı değilim. Çünkü o, benden önce (nuru) yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir. » (Bernaba İncil’i: 146/2-3)
O halde Kur’ân ve Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz hakkında içinde az veya çok şüphe taşıyan kimse, bu gerçekleri araştırmalı değil midir? Araştırma imkânı yoksa, araştıranlardan sorması vâcip olmaz mı?
Görüldüğü gibi, Tevrat o büyük peygamberin geleceğinden haber vermekte, İncil birkaç yerde onun geleceğini müjdelemektedir.
RABBIMIZIN SÖZÜ KİMLER HAKKINDA GERÇEKLEŞMİŞTİR?
«Onlar ki haklarında Rabbin sözü gerçekleşti »
Aklını cehalet kılıfına sokup hissini tek yol gösterici kabul edip yola çıkan kimse, genellikle hakkı ve gerçeği bulamaz. O bakımdan derin bir idrâksizlik içinde Hakkʹın buyruklarına karşı gelmekten, kutsal değerleri küçümsemekten zevk duyar. Böyleleri, tarihin birçok devirlerinde önlerine konulan açık belgelere, İlâhî âyetlere rağmen gerçeği kabule yanaşmamış, aksine küfür ve tuğyanlarını artırmışlardır. Firʹavn buna misal teşkil etmektedir. Elîm azâbı görmedikçe inanmamış; Mekke müşriklerinin elebaşıları, Mekke fethedilmedikçe kalb ve kafalarından küfür ve inat kılıfını çıkarıp atamamışlardır.
Allah’ın ezelle ebed arasını kapsayan ilmi, onların iman etmiyeceğini tesbit ettiğinden, insanların Allah’a dosdoğru imân etmesi hususunda çok hırslı olan Hz. Muhammed’i (A. S. ) teselli etmek için 96. âyeti indirdi. Allah’ın ilminin yanılması ise, hiçbir zaman söz konusu değildir. Nitekim Mekke müşriklerinin ileri gelen azgınlarından Ebû Cehl ve arkadaşları hakkındaki beyânı, Bedir savaşında aynen gerçekleşmiş, Ebû Cehl ve birkaç azılı arkadaşı Hakkʹa tuğyan ettikleri halde can vermişlerdir. 97. âyet bu hakikatı bütün açıklığıyla ortaya koymakta ve inatçı kâfirlerin inkârda ısrar etmelerine üzülmenin bir yararı olmayacağına işâret etmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle Kurʹânʹı da, Hz. Muhammedʹi de (A. S. ) şüpheyle karşılayanların bir de Tevrat ve İncil’i çok iyi bilen ilim adamlarına sormaları tavsiye ediliyor. Zira her iki kitapta da son peygamberin geleceğinden bahsedildiğinde şüphe olmadığına işârette bulunuluyor.
Aşağıdaki âyetlerle inkârcı azgınlar hakkında Allahʹın hükmü indiği takdirde onun geri çevirilmesinin hiçbir zaman söz konusu olamıyacağı belirtiliyor, ancak Yûnus kavminin bu genellemenin dışında tutulduğu haber veriliyor. Sonra insanları inanmaya zorlamanın başarılı ve uygun bir metot olmadığına dikkat çekiliyor. Aklını kullanmayanlar üzerine murdarlık azâbının ineceği bildiriliyor; arkasından Mekke müşriklerinin yakında ummadıkları olaylarla karşılaşacaklarına atıf yapılarak yaşamakta olan inkârcılar uyarılıyor.