Maide Suresi 94-96. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ اَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلِيمٌ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِهِ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

96.

Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği halde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır.

Diyanet İşleri

95.

Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Ka'be'ye ulaştırılmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki adil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah, geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

96.

Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helal kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

94- Ey imân edenler! And olsun ki Allah sizi, gıyabında kendisinden kimin (saygı dolu bir kalb ile) korktuğunu, ellerinizin ve mızraklarınızın eri­şebildiği av (cinsinden) bir şeyle denemektedir. Artık kim bundan sonra (Allahʹın koymuş olduğu yasak sınırını) aşarsa, onun için elem verici bir azâp vardır.

95- Ey imân edenler! Siz ihrâmlı iken avı öldürmeyin; sizden kim bile bile onu öldürürse kendisine cezâ vardır. O da öldürdüğüne benzer bir davardır ki, öldürülen gibi olduğunu iki âdil kimse takdîr edip, hüküm verir. Davar, hacı kurbanı olmak üzere Kâbe’ye götürülür, orada kesilir; yahut yoksullara yemek vermek suretiyle veya onun dengince oruç tuta­rak keffaretini edâ etsin. Tâ ki işlediği (bu cinâyetin) vebâlini tatmış ol­sun. Geçmişteki (işlenen bu tür cinayetleri) Allah bağışladı. Kim dönüp bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah hep üstündür, güçlüdür ve (İlâhî sınırları aşanlardan tevbe etmezlerse) intikam alıcıdır.

96- Deniz avı ve onu yemek size de, gelen misafir kafilelere de he­lâl kılındı. Ve ihrâmlı bulunduğunuz sürece kara avı size harâm kılınmış­tır. (Kabirlerinizden kalkıp hesap alanına) toplanacağınız, (huzurunda yer alacağınız) Allahʹtan korkun.

İNİŞ SEBEBİ

Hudeybiye yılında Ashab-ı Kirâm ihrâmlı bulunuyorlardı; bazı tesbit­lere göre Tenʹim denilen yerde, Allah onları av hayvanlarıyla -küçük çapta da olsa- denedi. Çeşitli av hayvanları onların konakladıkları yerlere, eş­yalarının arasına kadar sokuldular; o kadar ki ellerini veya mızraklarını uzatsalar onları avlıyabilirlerdi. İçlerini gıcıklıyan bu nîmete karşı, -İlâhî yasağa uyarak- sabır gösterip dokunmadılar. Oysa Yahudîler cumartesi tatiliyle İlâhî bir imtihana tabiʹ tutulduklarında, o gün için kıyıya akın eden balıkların çokluğuna dayanamıyarak İlâhî yasağı dinlemediler, avlanmak­tan, çalışmaktan men’edildikleri halde avlandılar; bu yüzden İlâhî gazaba uğrayarak maymunlaşıp domuzlaştılar. İmtihanı kaybettiler. Ama Resû­lüllahʹın (A. S. ) irfan mektebinde okuyup yetişen bahtiyar mü’minler kayıt­sız şartsız İlâhî yasağa uyup av hayvanlarına dokunmadılar.

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî - Lübabü’t-Te’vîl - Tefsîr-i Âlûsî)

Ashabdan Ebû Yüsür (R. A. ) ihrâmlı bulunurken yabanî bir eşeği öl­dürmüştü. Bunun üzerine, ihrâmlı iken kara avı haram kılındı ve yukarı­daki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî - Lübabü’t-Te’vîl - Tefsîr-i Âlûsî)

İLGİLİ HADÎSLER

«Hayvanlardan şu beş ayrı türü, ihrâmlı bulunan kimsenin öldürme­sinde bir günah yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve ısırır (ya da ku­duz) köpek. » (Sahîh-i Buharî - Müslim: İbn Ömer (R. A. )dan.)

«Hayvanlardan beş ayrı tür var ki onlar zararlıdırlar; Harem dahilin­de de öldürülebilirler: Karga, çaylak, akrep, fare ve ısırır (ya da kuduz) köpek. » (Sahîh-i Buharî - Müslim: İbn Ömer (R. A. )dan.)

«Beş hayvan var ki, ihrâmlı bulunan kimse onları öldürebilir: Yılan, akrep, fare, karga ve ısırır (kuduz) köpek. » (Sahîh-i Müslim - Nesâî: Hz. Âişe (R. A. )dan)

İLAHÎ YASAKLARIN HİKMETİ

«Ey iman edenler! And olsun ki Allah sizi gıyabında kendisinden kimin korktuğunu, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebildiği av (cinsinden) bir şeyle denemektedir. »

İlâhî yasaklarda her ne kadar genel kural olarak, insanın ruhî yapısı­na, sağlığına, âile düzenine ve toplum yapısına zarar verecek şeylerden uzak kalma hikmeti belirginse de, bir de inananların İlâhî buyruklara ka­yıtsız ve şartsız -neden ve niçinini araştırmaksızın- uyup uymadıklarını de­neme ve kalblerde gizli olanı açığa çıkarma hikmeti gizlidir. Kur’ân bir­kaç yerde müʹminlerin dikkatini bu hususa çekmiş ve başta İsrâiloğul­larıʹnın bu hikmete kayıtsız kalmalarını belirterek bazı örnekler vermiştir.

Sonra bazı öyle emirler, yasaklar, tavsiyeler ve haberler var ki, bun­ların hemen neden ve niçinini anlamak mümkün değildir; uzun bir süre geçtikten, milletlerin sosyal hayatında umulmadık değişiklikler meydana geldikten, ilim ve teknikte peşpeşe başarılar sağlandıktan sonra, o emrin veya yasağın, ya da haber ve tavsiyenin sebep ve hikmeti ortaya çıkmak­tadır. Buna bir iki örnek verelim:

«Yeryüzünü çevresinden eksilttiğimizi görmediler mi? Allah hep hük­meder. Oʹnun hükmünü tâkip ve reddedecek; kazasını bozacak yoktur. O, hesabı çarçabuk görendir. » (Ra’d Sûresi âyet: 41) Meâlindeki âyetten neyin kasdedildiği, an­cak Arap Yarımadası’nın çoğu fethedilip o bölge müşriklere daraltıldığı zaman ve ikinci bir yorumla, yerkürenin güneşin etrafında bir elips çize­rek döndüğü ve kutuplardan basık olduğu keşfedildiği zaman daha iyi an­laşılmıştır.

«O küfredenlerin işledikleri sanatları durmadan başlarına belâ indi­recek veya yurtlarının hemen yanıbaşına düşecek de bu hal Allah’ın va’di gelinceye kadar (sürüp gidecek)» (Ra’d Sûresi âyet: 31) Meâlindeki âyette neden BİMA AMİLÜ denilmemiş de, BİMA SANAÛ denildiğinin sebep ve hikmeti, inkârcı ül­kelerin icât ettikleri ve etmeğe devam gösterdikleri korkunç, tahrîp gücü çok yüksek silahları ve bununla ilgili teknikleri önce kendi başlarına ve evlerinin yanına inip onları perişan ettiğini ve edeceğini gördüğümüzde, ancak anlaşılmakta, hak din ve gerçek imândan destek almayan bir tek­niğin nasıl bir belâ olacağı ihtar edilmektedir. O halde ilâhî buyruklar üç kısımda özetlenebilir:

1. Zararlı olduğu öteden beri bilinip, tesbit edilen şeylerin yasaklan­ması,

2. Mü’minlerin inançlarındaki samimiyetlerinin, İlâhî buyruklara kayıt­sız, şartsız bağlanıp bağlanmadıklarının açığa çıkarılması için bir takım yasakların konulması,

3. Zaman aşımıyla zararlı oldukları bilinen bazı şeylerin önceden ya­saklanması..

Bu hakikati çok iyi öğrenen Ashab-ı Kirâm, Allah ve Peygamberinin buyruklarına -neden ve niçinlerini sormadan, araştırmadan- gönülden ina­nıp bağlanmışlar ve sonra gerektiğinde sebep ve hikmetlerini düşünmüşlerdir. Onlara göre, önce kayıtsız, şartsız inanmak, sonra da lüzum görül­düğünde sebep ve hikmeti üzerinde düşünüp imân ve irfanı artırmak mü’min olmanın ölçüsüdür. Hemen ilâve edelim ki, bu ölçü her devirde geçerlidir.

FIKHÎ YÖNÜ

«Ey iman edenler! Siz ihramlı iken avı öldürmeyin.... »

Hac, ya da Umre için İhrâmlı bulunan kimsenin gerek Harem sınırları içinde, gerekse dışında avlanması yasaklanmıştır. Ancak avlanması ya­saklanan, eti yenen hayvanlar mıdır, yoksa mutlak anlamda bütün av hay­vanlarını mı kapsamaktadır? Müctehit imamların bu mesele hakkındaki iç­tihat ve görüşleri farklıdır:

A) İmam Şâfiîʹye göre, yabanî olup eti yenen hayvanlarla sınırlıdır.

B) İmam Ebû Hanîfeʹye göre, eti yensin yenmesin yabanî olan bütün hayvanlarla ilgilidir. Ancak Hadîs-i şerîfte zararlı beş hayvan bunlardan istisnâ edilmiştir.

İhrâmlı bulunduğunu hatırladığı halde bilerek avlanırsa, Mücâhit, İbn Zeyd ve el-Hasan’a göre, bu, ihrâmlının öldürdüğü hayvanın benzerini Kâ­beʹye kurbanlık göndermekle veya belirtilen keffareti ödemekle, ya da oruç tutmakla karşılanmaz. Çünkü işlenen cinayet bu sınırı aşmıştır. Ama unutarak avlanırsa, misliyle evcil hayvanı Kâbeʹye kurbanlık göndermekle veya keffaret vermek, ya da oruç tutmakla karşılanmış olur.

İbn Abbas (R. A. ) ve âlimlerin cumhuruna göre, ister unutarak, ister hatırlayıp bilerek avlansın, farketmez; Kur’ânʹda belirtilen cezâ, ya da keffaret gerekir. Sahih olan da budur. Hattâ ihrâmlı kimse silahını bir ağa­ca yöneltip atarken yanlışlıkla bir av hayvanına isâbet edip öldürürse, yi­ne de cezâ gerekir. Nitekim İmam Zührî diyor ki: «Kur’ân, ihrâmlı iken bilerek av hayvanı öldürmekle ilgili açık hüküm getirirken, Hadîs de hatâ yollu av hayvanı öldürmekle ilgili hüküm getirmiştir. »

Saîd bin Cübeyrʹe göre, hata yollu öldürmekten dolayı cezâ gerek­mez. Ne var ki bu görüş kıyasa aykırıdır, amel edilmez.

Öldürülen hayvanın misli

Bu, kıymeti midir, yoksa yaratılıştaki beden yapısı itibariyle dengi mi­dir? Ashap ve Tabiînin cumhuruna göre, beden yapısı itibariyle benzeri itibar edilir. Çünkü âyetin zâhiri buna delâlet etmektedir. Misli bulunma­yanın kıymeti takdir edilir.

İmam Ebû Hanîfe’ye göre, buradaki misil, kıymet itibariyledir. İmam Şâfiîʹye göre, misil beden yapısı itibariyledir. Şâfiîʹnin delili, Ashab-ı Kirâmın muhtelif ülkelerde bu yoldaki uygulamalarıdır. Nitekim öldürülen bir devekuşuna karşılık bir bedene (deve veya sığır) takdir edildiği bilinmek­tedir.

İki âdil bilirkişi

Bunların hem âdil, hem Müslüman ve aynı zamanda erkek olması şarttır. Ayrıca bu konularda fıkhî bilgilerinin yeterli olması gerekir. Nite­kim Meymun bin Mehrân (R. A. ) diyor ki: «Bir bedevî, Ebû Bekir SIDDÎKʹa (R. A. ) gelerek, ihrâmlı iken bir av hayvanı öldürdüğünü söyledi. Ebû Be­kir (R. A. ) bu meseleyi yanında hazır bulunan Ubey bin Kâb (R. A. ) ile gö­rüştü. Bedevî, «Ben senden soruyorum, sen de başkasından soruyorsun?! » diyerek hayretini belirtti. Bunun üzerine Ebû Bekir (R. A. ) ona: «Allah Kurʹ­ânʹda, (Sizden iki âdil kimse) buyurmuyor mu? İşte ben de bu ilâhî emre uyarak arkadaşımla görüştüm, birlikte bir takdir yapacağız» diye cevap verdi.

Kâbe’ye kurbanlık göndermek

İhrâmlı kimse bir av hayvanı öldürdüğünde, denk geliyorsa Kâbe’ye kurbanlık göndermekle yoksullara keffaret vermek ve bir de oruç tutmak arasında bir tercîh yapmakta serbest midir? Bu hususta da farklı içtihat ve tesbitler olmuştur:

İmam Ebû Hanîfe, İmam Mâlik ve İmam Şâfiîʹye göre, bu hususta Kurʹân’da yer alan âyetin cümleleri arasındaki (ev) harfi tahyîr içindir; av hayvanını öldüren kimse bu üç husustan birini yerine getirmekte ser­besttir.

Ahmed bin Hanbel ve Hanefî imamlarından Züfer’e göre (ev) tertip içindir. İhramlı birincisini yapmaya güç getiremediği takdirde İkincisini, onu da yapmaya güç getiremediğinde üçüncü hususu yerine getirir.

Deniz avı helâl kılınmıştır

İhrâmlı kimse deniz avı yapabilir. Kendisi avlanabileceği gibi, avla­nan başka birine yardım da edebilir. Ancak denizde ölü olarak bulunan deniz hayvanlarından birini yemek câiz midir? İmam Ebû Hanîfe’ye göre, bir sebepten dolayı öldüğü bilinirse, yenilmesi câizdir. Diğer bazı zevat, ister bir sebepten, ister sebepsiz ölmüş olsun, mutlaka yenilebilir, demiş­lerdir.

Balık dışında kalan diğer deniz hayvanlarına gelince, bunlar genellik­le iki kısma ayrılır: Bir kısmı hem karada, hem denizde yaşar (kurbağa, kaplumbağa ve yengeç gibi). Bunları yemek helâl değildir. Ancak ünlü müctehit Süfyân es-Sevrîʹye göre, yengeç yemekte bir sakınca yoktur.

İmam Ahmed bin Hanbel’e göre, kurbağa ve timsah dışında denizde yaşıyan bütün hayvanlar yenilir.

İmam Mâlik ve İbn Ebî Leylâʹya göre, denizde yaşıyan bütün hay­vanlar yenilir. Çünkü âyette mutlak anlamda «Deniz avı size helâldır» bu­yurulmuştur.

İmam Şâfiîʹye göre, deniz domuzu ve köpeği dışındaki hayvanlar ye­nilir. Bu ikisi de «domuz» ve «köpek» isimleriyle anıldıkları için yenilmez.

Başkasının avladığı kara avını ihramlı kimse yiyebilir mi?

İhrâmlı bu hususta avcıya yardımcı olmamış ve ava işarette bulun­mamışsa, o takdirde yiyebilir. Bu, İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve İmam Ah­med bin Hanbelʹin mezhebidir. Rey tarafdarlarının çoğu da bu görüştedir. Hz. Osman (R. A. )ın da buna cevâz verdiği rivâyet yoluyla sâbit olmuştur.

Ayrıca ilgili hadîste buyuruluyor ki:

«Siz kendiniz avlanmadığınız ve sizin için avlanılmadığı takdirde avla­nan kâra avından yemeniz size helâldır. » (Tirmizî - Nesâî - Dâre -Kutnî. (Ancak Nesâî diyor ki: Hadîsin ricali ara­sında Amr bin Amr bulunuyor ki, bu zat zayıf tanınmıştır))

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, İlâhî yasakların bir başka hikmetine dokunularak imânın İslâmiyet doğrultusunda mutlak teslimiyet istediği açık­landı.

Sonra kara ve deniz hayvanlarının avlanması konusuna yer verilerek ihrâmlı bulunan kimsenin kara avı yemesinin, karada avlanmasının veya avlanana işâret, ya da yardımda bulunmasının cezâ gerektireceği belir­tildi.

Aşağıdaki âyetlerle, haccın ve Kâbe’ye gönderilen kurbanlıkların in­san hayatını düzenlemedeki tesirine dikkatler çekiliyor. Kâbeʹnin Tevhît inancını yansıtmadaki yerine işâret edilerek bu kutsal topraklardaki biri mânevî, diğeri maddî iki önemli cevherin üzerindeki perde aralanıyor. Al­lahʹın göklerde ve yerde ne varsa her şeyi bildiğine parmak basılarak ko­nu noktalanıyor.