En'am Suresi 95-97. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ اللّٰهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوٰى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ فَالِقُ الْاِصْبَاحِ وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

95.

Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O'ndan) nasıl çevriliyorsunuz?

Diyanet İşleri

96.

O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).

97.

O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

95- Şüphesiz ki Allah taneyi ve çekirdekleri (yeniden hayat verip yeşertmek için) çatlatıp yarandır. Diriyi ölüden çıkarır; ölüyü de diriden çıkarandır. İşte Allah bu! (Hakʹtan) nasıl ve neden (oluyor da) döndürü­lüyorsunuz?!

96- O, sabahı (karanlıktan) yarıp çıkarandır. Geceyi de dinlenip sü­kûnet bulma dönemi kılmış; güneş ve ayʹı hesap üzere yaratıp düzenlemiş­tir. İşte bu yegâne üstün olanın ve her şeyi hakkıyla bilenin takdiridir.

97- Kara ve deniz karanlıklarında yolunuzu bulmanız için yıldızları düzenlemiştir. Gerçekten biz, âyetlerimizi bilip anlayan bir millet için açık açık belirttik.

TANE VE ÇEKİRDEK

«Şüphesiz ki Allah taneyi ve çekirdeği (yeniden hayat verip yeşertmek için) çatlatıp yarandır. »

Bitki hücresinde yuvarlak, oval mercimek biçiminde bir cisimcik var­dır. Buna çekirdek adı verilir. İlâhî kudret bu çekirdeği gayet ince bir zar­la korumaktadır. Bu zarın içinde ayrıca proteinden taneler yaratmıştır. Bunlara ilim dilinde MİSKET denir.

Çekirdek içinde ayrı olarak KROMATİN denilen bir ağ yapısı vardır. Hücre üremek üzere ikiye bölündüğü sırada KROMATİN bir takım iplikler durumunda çözülür. Bunlar o türün soy karakterlerini taşıyan hayatî un­surlardır.

Şimdi soruyoruz: Her bitkiyi, yine kendine benziyen aynı çeşit bir bit­ki meydana getirmeye zorlayan bu cevher nedir? Hücre çekirdeği içinde saklı olan bu İlâhî sır ve kudret, hayatın en büyük mu’cizelerinden ve ya­ratanın varlığına, yüce kudretine delâlet eden en açık belge değil midir? Hayatı bu kadar ince hesaplarla ve akıllara durgunluk veren biçimde dü­zenleyip koruyan maddenin kendisi midir? Şuursuz bir madde bu kadar ölçülü, hesaplı ve düzenli hayat sırrını nasıl oluşturabilir? Bu mümkün mü­dür?

İşte Kurʹânʹın ilgili âyetinde, taneyi, çekirdeği yaran Allahʹtır, denilin­ce, Oʹnun hücre çekirdeğine yerleştirdiği hayat sırrının değişmiyen bir ka­nunla belli ortam ve şartlarda harekete geçmesi ve türünün özelliğini ay­nen koruyup yeşermesi hatırlatılmaktadır.

Hayatın sırrını taşıyan hücre çekirdeği ve hücre duvarıyla bitişik olan ve birçok madensel unsurları taşıyan EKTOPLAZMA, hücre bölünmeden önce ölü bir devredir. Şartlar bir araya gelince, hücre üremek üzere ikiye bölündüğünde, diri ölüden yaratılmaya başlar. Kur’ân bunu şu cümleyle tasvîr ediyor: «Allah diriyi ölüden çıkarır. »

Bitkinin yeşerip büyümesi devresinde ise, yeniden çekirdeğin, ya da tanenin oluşması, diriden ölünün çıkarılmasıdır ve bu kanun şaşmadan sürüp gider.

Gerçek bu olunca, hayatın belirtilen sırrını fark edip de onu belli ka­nunlarla düzenleyen Allahʹtan ve indirdiği Kitap’tan yüzçevirmek ne büyük cehalet ve ne şaşkınca bir gaflettir!.

SABAHI YARIP ÇIKARAN

«O, sabahı (karanlıktan) yarıp çıkarandır. »

Bu, dünyanın, biri güneşin etrafında, diğeri kendi ekseni etrafında iki ayrı hareketine işârettir. Ayrıca dünyanın bir de güneş sistemiyle bir­likte bir üçüncü hareketi daha vardır.

Yüce kudretin canlı ve bitkilerin yaşayıp gelişmesi, dinlenip varolma­sı için dünyayı böylesine bir hareket kanununa bağladığını temel bilgi olarak vermektedir. Görülüyor ki, dünyanın hareket halinde olduğunu açık­layan birçok âyetler vardır. İlmin bu husustaki tesbit ve başarısı ise, çok sonraları gerçekleşebilmiştir.

GÜNEŞ VE AY’I HESAP ÜZERE YARATMIŞTIR

«Güneş ve ayʹı da hesap üzere yaratıp düzen­lemiştir. »

Ay, dünyanın uydusudur. Bilindiği gibi 384. 000 kilometre uzakta bulu­nuyor. Dünyamızdan elli defa küçüktür. Saatte 3600 km. hızla yol almak­tadır. Dünya ise güneşin etrafında başdöndürücü bir hızla dönerken, ay da onu takip eder ve bu arada dünyanın etrafında 29 günde dönecek za­man bulur. Bu küçük uydu, dünyamızın etrafında dönerken kendi etrafın­da da 29 günde döner ve dünyaya hep aynı yüzünü gösterir. Onun bütün bu hareketleri ve kendine has yörüngede seyretmesi belli hesaplara, de­ğişmeyen kanunlara göre yaratılmıştır.

Güneş, dünyamıza 149, 5 milyon km. uzaktadır. Sıcak gazlardan mey­dana gelmiştir. Dünya ile arasındaki mesafe ve dünyanın güneş çevresin­de bir elips çizip dönmesi de çok ince hesaplara dayanmaktadır. Bu me­safe biraz az veya fazla olsaydı, bugünkü hayat olmazdı. Konulan düzen tamamen matematik ve fiziğe dayalı bir tablodur; şaşmadan sürüp gitmek­tedir.

Gökadada sayısı belirsiz yıldızlar yer almıştır. Milyarlarca yıldızdan bir kuşak oluşturan SAMANYOLU gibi daha kim bilir nice kuşaklar var­dır.

Yıldızların konumlarına, özelliklerine göre, düzenli biçimde hareket halinde oldukları da bilinmektedir. Böylece gökadanın tamamının dön­düğü ve hareket halinde olduğu tesbit edilmiştir.

Bu düzenli hareket sayesinde ve dünyamızın da düzenli üç ayrı ha­reketiyle gerek takım yıldızlardan, gerekse parlak yıldızlardan yönümüzü tayin etmemiz mümkündür.

Kurʹân bu gerçeği belirtirken özellikle önemli bir noktayı hatırlatıyor: Yıldızlar ve gökada çok düzenli ve her takım ya da kuşak özel biçimde ha­reket halinde bulunuyor; her gün aynı yıldızları belli ve belirli kesimlerde görmek mümkündür. Milyarlarca yıldızı düzenli hareket ettiren İlâhî kud­retin şaşmazlığı ve her yıldızın da hareketinin en ince matematiksel ölçü­lere, en duyarlı fiziksel kanunlara bağlı bulunduğu kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.

Aklını ve ilmini bilerek kullanan bir millete, Allahʹın varlığına ve kud­retinin yücelik ve sınırsızlığına delâlet eden belgeler, ana fikirler ne gü­zel sıralanmaktadır!.

YORUMLAR - RİVÂYETLER

Felk - Fark - Fetk: Yarıp çatlatmak anlamına gelir. İnfilak da felk kökünden alınmadır.

H a b b: Buğday ve benzeri tanelere verilen cins isimdir.

Neva: Nüvatın çoğuludur; çekirdekler demektir.

Hisab ve Hüsbân: Saymak, hesaplayıp sonuç çıkarmak an­lamına gelir. Matematiksel esaslara göre, varlığını sürdüren eşya hakkın­da da kullanılır; ilgili âyette olduğu gibi.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle Allahʹın varlığını kanıtlayan belgeler sıralan­dı. Aşağıdaki âyetlerle de başka belgelerden söz edilerek insan aklına ışık tutuluyor ve insan idrâkini kamçılar mahiyette fizikötesine ve fizik âlemine dikkatler çekiliyor.