MEÂLİ:
93- Tevrat indirilmeden önce İsrâil (Yakub Peygamberin kendisine harâm kıldığı şeyler dışında kalan bütün yiyecekler İsrâil oğullarına helâl idi. De ki: Eğer doğrulardan iseniz haydi Tevratʹı getirip okuyun.
94- Bundan sonra kim Allah’a karşı yalan uydurursa, işte zâlimler onlardır.
95- De ki: Allah doğru söylemiştir; bâtıldan uzak, hakka tamamen yönelik İbrâhimʹin dinine uyun; O, Allahʹa ortak koşanlardan değildi.
İNİŞ SEBEBİ
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Hakka yönelik olan ve safiyetini koruyan İbrahim dinini savunur ve Onun milleti üzere bulunduğunu söylerdi. İbrahimʹe indirilen birkaç sahifede yer alan hükümler, İslâmʹın genel kurallarıyla uyum halinde bulunuyordu. Resûlüllah’ın ona hayranlık duymasının nedenlerinden biri de işte budur. Yahudîler bu konuda da Peygamber’e karşı çıktılar ve: «Sen İbrahimʹin milleti üzere olamazsın, çünkü deve eti ve sütü yiyorsun! » dediler. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de aldığı vahiy üzerine: «Hayır, bunların hepsi İbrahimʹe helâl idi. Biz de helâl kabul ediyoruz» diye cevap verdi. Yahudîler tekrar itirazda bulunarak: «Haram kıldığımız her şey Nuh ve İbrahimʹe de haram idi. Bu ayni ölçüde bize kadar sürüp gelmiştir. » dediler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbab-ı Nüzûl / Nisâburî: Kelbî’den naklen)
TARİHÎ YÖNÜ
Tirmizî ve Ahmed bin Hanbelʹin tesbitine göre: Yahudîler, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek dediler ki:
- İsrâil (Yakub) peygamberin kendine neleri haram kıldığını bize haber verebilir misin?
Efendimiz (A. S. ) onlara:
- Yakub Peygamber bir bacağında şiddetli damar ağrısı (romatizma veya damar tıkanıklığı gibi bir rahatsızlık) hissediyor ve bu yüzden geceleri uyuyamıyordu. Bir ara, «Eğer Allah beni bu ağrıdan kurtarırsa en çok sevdiğim yiyecek maddesini bir daha yemiyeceğim», diyerek adamıştı. Ağrısı kesilince o da en çok sevdiği deve etiyle sütünü terkedip bir daha yemedi.
Yahudîler bu cevaba pek itirazda bulunamadılar.
Bundan da anlaşılıyor ki, Tevrat inmeden önce Yakub Peygamberin kendisine bazı şeyleri haram kıldığını iki taraf da kabul etmektedir. Ama diğer bütün yiyecekler İsrâiloğullarıʹna helâldi. Az ileride Tevrat’ta bu konuyla ilgili belgeleri naklederek gereken açıklamayı yapacağız.
Bunun için Kur’ân’da, «Eğer doğrulardan iseniz haydi Tevrat’ı getirip okuyun», denilerek Yahudîler iddialarına karşılık isbata çağrılıyor.
İsrâîloğulları sonraları maddî üstünlük sağlamak için birçok haksızlıklara başvurdular, Tevratʹın hükümlerini bir tarafa itip kendilerine göre dinî bir anlayış içine girdiler. Allah onlara dünyada hem bir cezâ, hem de bir deneme olsun diye daha önce helâl sayılan birçok şeyleri haram kıldı. İki ayrı âyette bu husus şöyle açıklanmıştır:
«Yahudilerden (çoğunun) zulümleri, birçoklarını Allah yolundan alıkoymaları, menʹedildikleri halde faiz almaları ve haksız sebeplerle insanların mallarını yemeleri sebebiyle (daha önce) kendilerine helâl kılınan iyi ve temiz şeyleri onlara harâm kıldık. » (Nisa sûresi âyet: 160-161)
«Yahudi (dininden) olanlara da (Tevratʹta) her tırnaklı olan hayvanı haram kıldık. Sığır ve koyunların da sırtlarında veya bağırsaklarında veya kemiğe karışık bulunan yağlar dışında iç yağlarını haram kıldık. Bu, aşırı gidip İlâhî sınırları aşmalarından, insan haklarına el uzatmalarından dolayı onlara verdiğimiz bir cezâdır. » (En’am sûresi âyet: 146)
Nisâ ve En’âm sûrelerinde haram kılınan şeylerin nedenleri, hikmet ve esrarı üzerinde durulmuş ve konuya geniş yer verilmiştir.
TIBBÎ YÖNÜ
Yurtlarından çıkarılıp çölde perişan olan insanların hayvan içyağlarını yemelerinin ne gibi sakıncalar doğuracağını ilgili bölümde anlatacağız.
Burada Yakub Peygamberin bir bacağında ya damar tıkanıklığı, ya da romatizma ve benzeri bir nedenden dolayı uykusunu kaçıracak kadar acı ve ıstırap duyduğu üzerinde yorum ve açıklamalarda bulunan müfessir Sa’lebî, kendi tefsirinde büyük sahabi Enes bin Mâlik’in (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin sözü edilen ağrı ve sızının teskini ya da tedavisi konusunda şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
«Orta büyüklükte bir Arap koyununun kuyruğu alınır; küçük parçalar şeklinde kıyılır ve eritilerek yağı çıkarılır. Sonra üçe taksim edilir; her gün aç karnına üçte biri yenilir. »
Enes (R. A. ) diyor ki: «En az yüz kişiye tavsiyede bulundum, hepsi de Allah’ın izniyle şifâ buldular. » (Kurtubî Tefsîri: C. 4/136 - Mısır: 1387)
Hem rivâyetin sıhhati, hem de tavsiye edilen hususun tıbbî yönü üzerinde durmak gerekir.
TEVRATʹTA KONUYLA İLGİLİ BELGELER
Tevrat bazı değişikliklere uğramasına rağmen yine de yer yer İlâhî belgelerin ölçü ve anlamını kendinde taşımaktadır.
Yakup Peygamberden bu yana devenin de domuz eti gibi haram olduğu belirtilmektedir. Hayvanların iç yağları hakkında, hem takdimeler konusunda 8-10 kadar yerde yenilmeyip yakılması emredilmiş, hem Levililer bölümünde Kur’ân’ın açıklamasına yakın bir anlamda buna yer verilmiştir:
«Ve Rab, Musa’ya söyleyip dedi: İsrâiloğullarıʹna söyleyip de: Hiç bir yağ, öküz yahut koyun, keçi yağı yemiyeceksiniz ve kendiliğinden ölen yahut parçalanan hayvanın yağı başka bir iş için kullanılacak; fakat onu hiç yemiyeceksiniz. Çünkü ateşle yapılan takdime olarak Rabbe arzedilmekte olan hayvanlardan birinin yağını kim yerse, ondan yiyen can kavminden atılacaktır. » (Tevrat /Levililer: 7/22-25)
İhtimal çok sıcak bir iklimde ve ilkel bir hayat seviyesinde bulunan İsrâiloğulları’nın hem sağlığını korumak, hem onları denemeden geçirmek için bu yasak konmuştur.
Ayrıca Tevrat’ta Rab için boğazlanan hayvanların suç takdimesi olduğuna değiniliyor. (Levililer: 9/2) Kur’ân’da bu daha açık biçimde belirtilmektedir: «Yahudilerden (çoğunun) zulümleri, birçoklarını Allah yolundan alıkoymaları, menʹedildikleri halde faiz almaları ve haksız sebeplerle insanların mallarını yemeleri sebebiyle (daha önce) kendilerine helâl kılınan iyi ve temiz şeyleri onlara harâm kıldık. » (Nisâ sûresi âyet: 160-161)
Burada Yahudilerin inkâr ettiği, fakat Kur’ân’ın Tevrat indirilmeden önce bütün hayvanların etinin ve yiyecek maddelerinin İsrâiloğulları’na helâl olduğunu açıklayan âyetleri ile aşağıdaki Tevrat’ın Levililer bölümündeki belgelerin aynı noktada birleştiğini belirtmek istiyoruz:
«Ve Rab, Musaʹya ve Harunʹa söyleyip onlara dedi: İsrâiloğullarıʹna söyleyip deyin: Yeryüzünde olan bütün hayvanlardan yiyebileceğiniz hayvanlar bunlardır. Hayvanlar arasında çatal ve yarık tırnaklı olan ve geviş getiren her hayvanı yiyebilirsiniz. Ancak deveyi, kaya porsuğunu, tavşanı ve domuzu yiyemezsiniz. » (Levililer: 11/3-4)
Ayrıca Tevrat Levililer bölümünün 11, 12 ve 13. bablarında helâl ve haram kılınan hayvanların ve yiyecek maddelerinin çoğu belirtilmiştir. Bütün bunlardan, daha önce sözü edilen yiyeceklerin hepsinin helâl olduğu ve yaptıkları haksızlıklar nedeniyle Tevrat inince bunların bir kısmının haram kılındığı anlaşılıyor.
Kur’ân özellikle bu hususa parmak basmakta ve Yahudilere «Eğer doğrulardan iseniz haydi Tevrat’ı getirip okuyun» diye onları isbata çağırmaktadır.
BİR ÖNCEKİ ŞERİAT BİR SONRAKİNİN YA TAMAMINI YA DA BAZI KISIMLARINI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRIR
İlk insan Âdem Peygamberin şeriatında ayrı batınlardan doğan iki kardeşin evlenmesi mubah idi. Çünkü bu zorunlu bulunuyordu; neslin üreyip çoğalmasının başka yolu ve çaresi yoktu. Şeyh Muhyiddîn Arabi’nin de dediği gibi Allah, adem suretinde ancak bir defa tecelli eder, ikinci kez tecelli olmayacağından Havva anamız Adem’den yaratılmıştır. Böylece neslin üreyip artması için başka tecelliler İlâhî adet ve kanuna uymadığından kardeşlerin evlenmesine imkân verilmiştir.
İnsanlar üreyip çoğalınca bu hüküm kaldırılmış, ancak yakın akrabanın evlenmesi mubah sayılmıştır. Nuh’a kadar böyle devam etmiş ve çok uzun yıllar yaşayan Nuh Peygamber devrinde yeni hükümler inmişti. Özellikle tufandan sonra yeryüzündeki her canlının eti helâl kılınmıştı. Tabii bu canlılardan maksad, insandan başka canlı ve hayvanlardır. Bunda da zaruret vardı. Çünkü tufan dünyanın önemli sayılan büyük bir kısmını içine almış ve o kesimde canlı denilen şey pek kalmamıştı. Beraberinde taşıdığı her tür hayvandan bir çifti sular çekildikten sonra salıverdi. Bunlar üreyip çoğalıncaya kadar her hayvanın eti mubah kılınmıştı. Ancak bazı ilim adamlarımıza göre, domuz, ölü hayvan, kan ve benzeri şeyler her devirde haram sayılmıştır. Bunlar istisna teşkil eder.
Tevratʹta bu husus şöyle belirtilmektedir: «Allah Nuh’a dedi: Toprağın üzerinde hareket edenlerin hepsiyle denizin bütün balıkları sizin elinize verildiler. Hareket eden her hayvan size yiyecek olacaktır, yeşil ot gibi, size hepsini verdim. Fakat eti, onun canı olan kanı ile yemiyeceksiniz. » (Tevrat/Tekvîn: 9/4-5)
«Hareket eden her hayvan» sözünden ölü hayvanın yenilemiyeceği kendiliğinden anlaşılıyor. Ayrıca «kanʹın yenilemiyeceği» açıklanıyor. Domuzʹdan söz edilmiyor.
Nuh Peygamberden sonra bu hüküm hayli sürdü. Yakup Peygamber yukarıda belirtilen sebepten dolayı deve etiyle onun sütünü kendine haram kılmış ve bu tahrime evlâdı da uymuşlardır. Hüküm tâ Musa Peygamber devrine kadar yürürlükte kalmıştı. Tevrat inince, deveyle birlikte birçok hayvanların etini haram kıldı. Konumuzu oluşturan âyetler daha çok bu hususa işâret etmektedirler.
Ayrıca İbrahim Peygamber şeriatında teserrî (odalık câriye) edinmek helâldı. Nitekim İbrahim Peygamber, Hacer hakkında bunu uygulamıştır. Ama Musa şeriatında artık teserrî haram kılınmıştır. Tevratʹta buna değinilmektedir. Câriyenin odalık değil, 6 yıl hizmet için alınabileceğini hükme bağlamıştır. (Tesniye: 23/16-17)
Diğer bir örnek de şöyle:
Yakup Peygamber şeriatında iki kız kardeşin bir erkeğin nikâhı altında bulunması mubahtı. Musâ Peygamber şeriatında bu haram kılınmıştır: «Bir kadını kendi kız kardeşi üzerine, onu kıskandırmak, o hayatta iken kendi yanında çıplaklığını açmak (evlenmek) için almıyacaksın! » (Levililer: 18/17)
Bunun gibi İsâ Peygamberin şeriatiyle Tevratʹın bazı hükümleri kaldırılmıştır. Buna birkaç örnek verelim:
İsa Peygamber diyor ki:
«Sanmayın ki, ben şeriatı yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil fakat tamam etmeğe geldim. » Tevrat’ta yazılı olanı işittiniz ki, «Katletmiyeceksiniz ve kim katlederse hükme müstehak olacaktır. » denilmiştir. Ama ben size derim: «Kardeşine kızan her adam hükme müstehak olacaktır. » (Matta: 5/21-22)
«Zina etmiyeceksin. » denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim: «Bir kadına şehvetle bakan her adam kendi yüreğinde onunla zina etmiştir. » (Matta: 5/27)
«Yalan yere and etmiyeceksin ve andları Rabbe ödiyeceksin» denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim: «Hiç and etmeyin; ne gök üzerine, çünkü o Allahʹın tahtıdır. Ne yer üzerine, çünkü onun ayaklarının basamağıdır. » (Matta: 5/33)
«Göz yerine göz, diş yerine diş» denildiğini işittiniz. Fakat ben size derim: «Kötüye karşı koma ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. » (Matta: 5/38)
İSLÂM, DİNLER ARASINDA TARTIŞMAYA KAPI AÇMAZ
<<De ki, Allah doğruyu söylemiştir; bâtıldan uzak, Hakka tamamen yönelik İbrâhimʹin dinine uyun. »
İslâm Dini, ana kaynağı olan Kur’ânʹla değişen sosyal yapıya paralel yeni bir takım hükümlerle gelmiş; fakat kendinden önceki İlâhî dinlerle bir tartışma ve sürtüşmeye kapı açmak istememiştir. Çünkü hepsi de aynı kaynaktan süzülüp inmiştir; aynı esası getirmiştir. Ne var ki Kitap Ehli, Kurʹân’ı yalanlamaya ve Tevrat ile İncil’deki bazı hükümleri gizlemeğe kalkışınca Kur’ân kademeli ve pedagojik bir metotla gerçeğe ışık tutmuş; onları insafa çağırarak iddialarını isbat için kutsal kitaplarını getirip okumalarını önermiştir. Yiyecek maddeleri, özellikle hayvan etleri hakkındaki açıklamanın üç ayrı yerde ve kademeli biçimde getirilmesi, hem Tevratʹta yazılı bulunan İlâhî belgenin mevcudiyetini belirtmeyi, hem Yahudileri kırmadan son dinin Allah tarafından gönderildiğini doyurucu bir ölçü ve anlamda onların kalblerine ve kafalarına işlemeyi amaçlamıştır.
Bu metodla Kur’ân:
a) Kutsal kitaplarda değiştirilen ilâhî belgeleri tashîh eder.
b) Değiştirilmiyen hükümlerin var olduğunu açıklar.
c) Kutsal Kitapların aynı kaynaktan süzülüp geldiğini ve esasta birleştiklerini hatırlatarak Kitap Ehliʹni Tevhîdʹe ve son dini kabule dâvet eder.
d) Yanlış ve maksatlı yorumları önler; dindarlara en sağlam bilgiyi verir.
e) Aşırı tutuculuğun hiçbir millete yarar sağlıyamıyacağını, hele bu tutuculuğun bâtıldan yana olduğunda her zaman zarar getireceğini; hakka ve hakikate uymanın aklın ve vicdanın yolu ve gereği olduğunu hatırlatır.
f) Gereksiz tartışmaya cevaz vermez.
YORUMLAR - RİVÂYETLER
1. «Küllü’t-Taam = Bütün yiyecekler» sözünden ilk hatıra gelen ölü hayvan eti ile domuz etinin Tevrat inmeden önce İsrâiloğulları’na helâl kılındığı anlaşılıyorsa da, Tevrat’ta «Hareket eden hayvanlar» deyiminden ölü hayvan etinin haram olduğu hükmü çıkarılabiliyor. Domuz etine gelince, dinlerin bu konudaki genel esas ve prensipleriyle bağdaştırmamız mümkün değildir. Çünkü insan sağlığını korumak, bütün dinlerde önemli bir yer tutmaktadır. O halde buradaki bütün yiyeceklerden maksad, Kaffal’ın da dediği gibi Yahudilerin Peygamberimiz devrinde isimleri üzerinde durup iddia ettikleri yiyeceklerdir ki onlar arasında domuz ve ölü hayvan eti yoktur.
2. Peygamberlerin dinî konularda içtihatta bulunma yetkisi var mıdır? Âyetten, Yakup Peygamberin adamak suretiyle helâl şeyleri kendine haram kılmasının gerçek kıstası nedir? Bazı ihtimallerden başka bildiğimiz yok:
a) Yakup Peygamberin şeriatında sadece peygamberin adamak suretiyle bazı hükümler koymaya yetkili kılınmış olması,
b) Peygambere dinde içtihatta bulunma yetkisinin verilmiş bulunması,
c) İlâhî vahiy ya da işârete dayanarak bazı konularda adamak yoluyla hüküm koyma ruhsatının verilmiş olması gibi ihtimaller üzerinde durulabilir. Allah daha iyisini bilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Yahudilerin İslâmʹa karşı olumsuz yöndeki tutumlarının bir başka örneği belirtildi, fakat dinler arasında gereksiz bir tartışmanın yarar değil, zarar getireceğine dikkatler çekilmek istendi ve böylece Ehl-i Kitap tarafından kapalı tutulmaya çalışılan bazı hakikatlere kapı açıldı; Yahudilerin Nuh ve İbrahim Peygamberlere neler haram kılınmışsa aynı şeylerin kendilerine kadar sürüp geldiği hakkındaki iddialarının doğru olmadığı ortaya konuldu. Bu konuda Tevrat’ı okumaları hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Yahudilerin dikkati ikinci bir noktaya çekiliyor ve : «Hem İbrahim’i kendinizden sayıyor veya onun şeriatını beğeniyorsunuz, hem de onun yapmış olduğu Kâbe’ye yüzçevirmiyorsunuz, bunda samimiyetin ölçüsü var mıdır? » denilmek isteniliyor. Ayrıca Kâbeʹnin İbrahim tarafından yapıldığını inkâra imkân yoktur, çünkü orada açık âyetlerin, İbrahim’in makamının bulunduğu hatırlatılıyor. Böylece Kâbeʹnin bir olan Allahʹa birlik içinde yönelmenin odağı bulunduğu çok duyarlı bir anlatımla gönüllere işleniyor.