MEÂLİ:
93- And olsun ki, İsrâîloğulları’nı güzelce elverişli ve huzurlu bir yere yerleştirdik ve onları temiz ve nezih şeylerden rızıklandırdık. Kendilerine ilim (Kur’ân) gelinceye kadar görüş ayrılığında bulunmadılar. Şüphesiz ki Rabbin onların ayrılığa düştükleri hususta Kıyâmet günü aralarında hükmünü verecektir.
SIKINTIDAN SONRA GENİŞLİK
«And olsun ki, İsrâiloğullarıʹnı güzelce elverişli ve huzurlu bir yere yerleştirdik. »
İsrâîloğulları, Musa Peygamberin başkanlık ve rehberliğinde Firʹavn’ın zulmünden ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten kurtulmak için çetin bir mücadele verdiler ve o yüzden çok sıkıntılı günler geçirdiler. Musa Peygamber aldığı vahiy gereği Mısır’dan ayrılmayı, daha doğrusu hicret etmeyi plânladı ve kavmiyle birlikte Filistin’e doğru yola çıktılar. Tabii bu arada Sina çölünü geçerken çok zorluk ve meşakkat çektiler. Yılların peşpeşe getirdiği bunca külfetin bir nîmeti, sıkıntının bir genişliği, üzüntünün bir ferahlığı olmalıydı. Nitekim Cenâb-ı Hak onları, Kur’ân’ın tabiriyle güzel elverişli topraklara yerleştirdi. Temiz ve nezih rızıklara kavuşturdu. Geride de düşmanlarının leşlerini denizin derinliklerine gömmek ve ilâhlık iddiasında bulunan Fir’avnʹın bedenini, tarihî bir ibret belgesi olmak üzere kıyıya tümsekçe bir yere atmak suretiyle onları mutlu ve bahtiyar eyledi. Bu, bir bakıma Mısır’ın fethi idi.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, bu kıssayı anlatan âyetleri vahiy yoluyla alırken, Mekkeʹde daha kötü ve daha sıkıntılı günler geçiriyordu. Ardı- arkası kesilmeyen mücadelesi ise devam ediyordu. Ashab-ı Kirâm, çoğunun canı burnuna gelmesine rağmen imân kuvveti, Allah ve Peygamber sevgisiyle hayatlarını sürdürmeye çalışıyor ve mutlu yarınların yakın olduğuna inanıyorlardı.
İşte böyle bir dönemde Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasından önemli birkaç noktayı aydınlatır mahiyette inen âyetler, zaferin pek yakın olduğunu, çok geçmeden düşmanlarının alaşağı edileceklerini, zilletle baş eğeceklerini müjdeliyordu. Âyetlerin her cümlesi bu hakikatleri terennüm ediyor ve müʹminlerin tam bir sabır ve Allah’a teslimiyet ve tevekkülle sonucu beklemeleri hatırlatılıyordu. Onun için yer yer, zaman zaman tarihten öğütler, ibretler, uyarılar ve sonuçlar veriliyor; azgın müşriklere de kendilerini büyük bir azâbın beklediğini bildiriyordu.
Nitekim öyle oldu. Allah’ın sözü gerçekleşti, vaʹdi yerine geldi. İsrâiloğullarının zulümden sonra hem feyizli, bereketli topraklara yerleştikleri, hem de Mısırʹa sâhip oldukları gibi, Müslümanlar da haksızlığa uğrayıp çıkarıldıkları Mekkeʹyi fethettiler. Böylece Hakkʹın eninde, sonunda başarıya erişeceği anlatılıyor, büyük nimetlerin büyük külfetlerle elde edinilebileceğine işâret ediliyor.
KENDİLERİNE İLİM GELİNCE İHTİLAFA DÜŞTÜLER
«Kendilerine ilim (Kurʹân) gelinceye kadar görüş ayrılığında bulunmadılar. »
Yahudîler Tevrat’ın geleceğini haber verdiği peygamberi hep birlikte bekliyor ve âdeta sabırsızlanıyorlardı. Çünkü Allah, Musa Peygamberin diliyle şöyle haber vermişti: «Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve ona emredeceğim ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim her şeyi onlara söyleyecek ve vaki olacak ki, benim ismimle söyleyeceği sözlerini dinlemiyecek olan adamdan ben soracağım. » (Tevrat-Tesniye: 18/18, 19)
«İşte kendisine destek olduğum kulum; canımın kendisinden razı olduğu seçme kulum: Ruhumu onun üzerine koydum; milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. Bağırmayacak ve sesini yükseltmiyecek ve onu sokakta işittirmiyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, ve tüten fitili söndürmeyecek; hakkı hakikate erdirecek. Ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamıyacak ve cesareti kırılmayacak; ve adalar onun şeriatını bekleyecekler. » (Tevrat-İşâya: 42/1-4)
Bazı değişikliklere uğramasına rağmen gelecek olan son peygamberi müjdeleyen Tevrat’ın bu iki belgesi üzerinde dikkatle durulduğunda verilen bilgilerin isabeti rahatlıkla anlaşılır. Şöyle ki:
a) İsrâîloğulları İbrahim Peygamberin oğlu İshak Peygamberin soyundan, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ise, İbrahim Peygamberin oğlu İsmail Peygamberin soyundandır. Tesniye bölümünde «Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım» cümlesi buna delâlet eder. |
b) İşaya bölümünde ise, «seçme kulum» tabiri kullanılmıştır ki, bu Mustafa ismine delâlet eder.
c) «Seçme kulum milletler için hakkı meydana çıkaracaktır» sözü, gelecek olan peygamberin bir millete değil, bütün milletlere gönderilecek bir özellik ve kudrette olduğunu ifade eder. Bilindiği gibi, İsa Peygamber sadece İsrâiloğulları’na gönderilmiştir. Kurʹân ve İncilʹde bu kayıtlara rastlanmaktadır. Hz. Muhammed (A. S. ) ise, bütün milletlere gönderilmiştir.
d) «Hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamıyacaktır» cümlesi, tamamıyla Hz. Muhammedʹin (A. S. ) hayatındaki başarısını haber vermektedir. Her şeye rağmen O zayıflamamıştır, her geçen gün kuvvetlenerek Hakkʹı pekiştirmiştir. İsa Peygamber ise, bu mazhariyete erişmeden göğe yükseltilmiştir.
Gerçek bu olmakla beraber, ne vakit ki Hz. Muhammed (A. S. ) Kurʹân ile gönderildi, Yahudilerin kalbine haset ve kin doldu. Harun soyundan bir peygamber beklerlerken İsmail Peygamberin soyundan gönderilmesi onları fazlasıyla üzdü. Bir de Kurʹân’daki âyetlerin yer yer Tevrat’taki tahrifleri düzeltmesine hiç tahammül edemediler. Derken Tevratʹta son peygamberle ilgili belgeleri kısmen değiştirip kısmen de yanlış yorumlamaya başladılar. Böylece aralarında ihtilâf çıktı, ayrılığa düştüler. Abdullah b. Selâm ve arkadaşları İslâmiyeti din olarak seçerken Abdullah b. Ubey b. Selûl ve yandaşları İslâmiyeti içinden yıkmayı plânladılar.
Artık kimlerin gerçekleri savunduğunu, kimlerin de hakikatleri gizlediklerini, Kıyâmet gününde aralarında hükmedecek olan Allah gün ışığına çıkaracaktır. İlgili âyetle bilhassa bu noktaya parmak basılarak Yahudilerin Kıyâmete kadar kin ve haset ateşlerinin sönmiyeceğine işâret ediliyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetle, İsrâiloğullarıʹnın nice külfet ve sıkıntılardan sonra ferahlığa kavuşturuldukları konu edildi; sonra da, onların bunca İlâhî inâyet ve lûtuflara rağmen Tevrat ile dosdoğru amel etmedikleri, son peygamber hakkında ihtilâfa düştükleri anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle Hz. Muhammedʹe (A. S. ) indirilen kitap ve Ona verilen risâlet hakkında, Tevrat ve İncilʹi okuyanların çok net bir bilgiye sahip bulundukları belirtiliyor. O bakımdan gerek Peygamber, gerekse Kurʹân hakkında şüpheye düşmenin yeri ve anlamı olmadığı hatırlatılıyor. Sonra da Allah’ın âyetlerini yalanlayanların büyük bir haksızlıkta bulundukları ve bu yola girenlerin mutlak bir zulüm işledikleri ve işleyecekleri haber veriliyor. Şartlanmış inkârcıların İlâhî azâbı görmedikçe inanmayacaklarına atıf yapılıyor ve dolayısıyla Fir’avnʹın ilâhî azâbı görünce inanma ihtiyacını duyduğuna kapalı şekilde işârette bulunuluyor.