MEÂLİ:
92- Şüphesiz ki bu sizin dininiz ve şeriatınız tek bir din ve şeriâttır ve ben de Rabbınızım. Artık bana ibâdet ediniz.
93- (Ne var ki insanlar) kendi aralarında bölünüp parça parça oldular. (Ama sonunda) hepsi de bize döneceklerdir.
94- Artık kim müʹmin olduğu halde iyi-yararlı amellerde bulunursa, onun iş ve gayreti inkâr edilmiyecektir ve şüphesiz ki biz onları yazmaktayız.
95- Yok etmemiz gereken kasaba halkının (yok olduktan sonra dünyaya dönmesi veya yok olma noktasına geldikten sonra pişmanlık duyup tevbe ederek) dönüş yapması harâmdır (mümkün değildir).
İLGİLİ HADÎSLER
«Biz peygamberler topluluğu baba bir kardeşleriz; dinimiz (Tevhîd İnancı doğrultusunda) birdir. » (Buharî/enbiyâ: 48- Müslim/fezâil: 143, 145- Ebû Dâvud/sünnet: 13- Ahmed: 2/319, 406, 437, 482, 541)
«Haberiniz olsun ki: Sizden önceki kitap ehli yetmiş iki fırkaya (din ve mezhebe) ayrıldılar. Şüphesiz ki şu ümmet de ileride yetmiş üç fırkaya (mezhebe) ayrılacaktır. Onlardan yetmiş iki fırka Cehennemdedir, bir fırkası ise cennettedir ki o da (kitap ve sünnet üzere bir araya gelen) cemaattir. » (Müsned-i Ahmed - Ebû Dâvud - Tirmizî/imân: 18- İbn Mâce/fiten: 17- Dâremî/siyer: 75)
DİNLERİN TEKÂMÜLÜ
«Şüphesiz ki bu sizin dininiz ve şeriâtınız tek bir din ve şeriattır ve ben de Rabbınızım. Artık bana ibâdet ediniz. »
İlâhî dinler, sosyal alandaki tekâmüle paralel olarak tekâmül edegelmiştir. Ancak bu tekâmül dinlerin aslında değil, furuatındadır. Zira bütün dinler Allahʹın varlığını, birliğini ve âhiretteki hesap ve cezâyı, ebedî saadet ve azâbı teblîğ etmiştir, yani hepsi bu esas üzerine kurulmuştur.
Dinlerin taşıdığı hükümler ve ahlâkî kurallar ise, indirildiği çağdaki toplumların seviyesine ve ihtiyacına göre belirlenmiştir. İşte bu hükümler ve kurallarda tekâmül söz konusudur ki İslâmiyetle son kertesine ulaşmıştır. Çünkü İslâm, kıyâmete kadar gelişip tekâmül eden ilmi esas kabul edip ana fikirler, temel bilgiler getirerek daha çok beşer aklına seslenip malzeme vermektedir. O nedenle ilim ne kadar tekâmül ederse etsin, sosyal yapı ne kadar değişirse değişsin, Kur’ân’ın getirdiği genel kaideler, esaslar ve temel bilgiler her çağda tazeliğini koruyacak ve her dönemde insanlar ona ihtiyaç duyacaktır. Nitekim gün geçtikçe bu gerçekler daha iyi anlaşılmakta ve İslâm’a olan ihtiyaç kendini daha çok hissettirmektedir. Unutmamak gerekir ki, insan düşüncesinin ürünü olan sistemler insan kadar noksan ve onun kadar hatalıdır. Allah’ın sonsuz kudretinden süzülüp indirilen sistem ise, o kudret kadar mükemmeldir ve hatasızdır. İnsan hiç bir zaman Allah ile yarışamaz ve O’nun önüne geçemez.
İlgili âyet, hak dine sahip bütün milletlere ve kitap ehline sesleniyor: Ayrılığı bırakın, birliğe gelin. Sadece Allah’a ibâdet edin, Oʹna ortak koşmaktan vazgeçin. Bu doğrultuda hepinizin yararına en son din en mükemmel ölçüde indirilmiştir. Artık dininiz de, şeriatınız da birdir. Son dinin gönderilmesiyle önceki dinlerin taşıdıkları hükümler yürürlükten kaldırılmıştır.
KENDİ ARALARINDA BÖLÜNÜP PARÇALANANLAR
«(Ne var ki insanlar) kendi aralarında bölünüp parça parça oldular. (Ama sonunda) hepsi de bize döneceklerdir. »
Şüphesiz ki, dinde birlik rahmettir; ayrılık ise azaptır. Aynı zamanda birlikte gütme ve kuvvet; ayrılıkta güdülme ve başkasına uydu olma ortamı hâkimdir. O halde dinde birliğe, beraberliğe karşı olan her şey, dinden ve Kur’ân’dan değildir ve bütünüyle tehlikelidir. Birliği, beraberliği sağlayan meşru her şey, Kurʹân’dandır ve bütünüyle rahmet ve hayırdır.
İnsanlar ne kadar bölünür, gruplara ayrılırsa ayrılsın, bunun zararı sadece kendilerinedir. Zira İslâm’ın birlik ruhuna ters düşen her şey müʹminler için zararlıdır.
Allah’a ve âhirete dosdoğru imân, iyi, yararlı iş işlemeyi; iyi ve yararlı iş ise, birlik ve beraberliği gerektirir. İşte bu manayla ve hikmetle Kur’ân Allah’a inanan bütün milletleri İslâmʹın getirdiği Tevhîd Esası’na çağırmakta, din ve mezhep taassubunu bırakıp hakka dönmelerini hatırlatmaktadır. Bunun ikinci bir yorumu söz konusu değildir. Zira, tekrar edelim ki, imânın hedefi «amel-i sâlih»tir. Amel-i Sâlih’in hedefi ise, Allah’a kul, peygambere ümmet doğrultusunda Allah kullarıyla birleşip bütünleşmektir.
İşte bu düzeydeki söz, davranış, azim ve gayret; teblîğ ve irşat hiçbir zaman karşılıksız kalmaz. Çünkü İlâhî sünnet nankör değildir. Bunun aksine bir yol tutan ve her geçen gün sünnetullaha ters düşerek mesafeyi açan bir topluluk, ya da millet bir gün dönüş yapmaz da mesafeyi açmakta son noktaya gelirse0, artık onların büyük bir azaba uğratılmaları gerçekleşir.
İlgili hadîste de ifadesini bulduğu gibi, İslâmʹda da bölünüp gruplaşmak, başka başka isimler bulup İslâm’ın birleştirici rahmet havasından uzaklaşmak büyük azaptır. Çünkü İslâmʹın gecesi de gündüzü kadar aydınlıktır. Onu kendi kısır bilgimize veya mantığımıza göre şekillendiremeyiz. Ancak bu hususta bilmeden hata yapabiliriz. Zira peygamberler hariç elbetteki kusursuz, günahsız mü’min yoktur. O bakımdan Müslümanlar birbirlerinin kusur ve günahlarıyla meşgul olacakları yerde, birbirlerini samimiyetle uyarıp dinin birlik ve beraberlik ruhunu harekete geçirirlerse, Hz. Peygamber’in (A. S. ) aziz ruhunu sevindirmiş olurlar. Aynı zamanda İlâhî yardıma lâyık görülürler.
Dine hizmette senlik, benlik davası yoktur ve olamaz da.. Herkes kendi yetenek ve imkânları nisbetinde, fakat belli bir plân ve proğrama göre hizmet etmekle yükümlüdür. Peygamberler nasıl baba bir kardeşler iseler, dine hizmet edenler de bu anlamda kardeştirler. Herkesin hizmetini ise, Allah değerlendirir ve kişilerin niyetlerine göre, karşılık verir.
KENDİLERİNİ YOK EDİLME ÇİZGİSİNE GETİRENLER
«Yok etmemiz gereken kasaba halkının (yok olduktan sonra dünyaya dönmesi veya yok olma noktasına geldikten sonra pişmanlık duyup tevbe ederek) dönüş yapması haramdır (mümkün değildir). »
Kur’ân burada çok ince bir noktaya parmak basmakta ve toplumları, milletleri uyarmaktadır. Özellikle bu âyetle İslâm ülkelerine seslenilmekte ve kitap ehli gibi dinin esasından kopup hiziplere ayrılmamaları tenbih edilmektedir. Din adına bölünüp birbirine hasım kesilen, Kur’ân adına başka başka isimler alıp itikat alanında gruplaşanlar bilmelidirler ki, İslâm düşmanlarının yapamadığı ve yapamıyacağı kötülüğü kendileri kendi dinlerine yapmaktadırlar. Birlik ve beraberlik çizgisine gelmedikleri takdirde İlâhî inâyete mazhar olamayacaklar ve neticeleri de hüsran olacaktır.
Gruplar arasında sürtüşme, tartışma, çamur atma sürüp giderse, dönüşü mümkün olmayan bir noktaya kendilerini getirmiş olurlar ve o takdirde İlâhî hüküm iner. Bu noktaya gelip de kurtulan tek bir kavim var, o da Yunus Peygamber’in kavmidir; her zaman için o, bir istisna teşkil eder.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İlâhî dinlerin aynı esasta birleştiklerine dikkatler çekildi. Bölünüp parçalanmaların, Tevhîd İnancı’ndan sapmaların sonradan insanların taassup ve ihtirasları yüzünden meydana geldiğine dikkatler çekildi. Müslümanların bölünüp parçalanma konusunda çok dikkatli olmaları istenildi.
Aşağıdaki âyetlerle, ilâhî uyarıya kulak vermeyenlerin, kıyâmet olayı meydana gelince gözlerinin belerip kalacağı, fırsatları nasıl kaçırdıklarını anlayacakları konu ediliyor. Buna alâmet olarak da Yecüc ve Meʹcüc’ün sökülüp gelmesi gösteriliyor. Allah’ı bırakıp başka başka şeyleri ilâh edinenlerin kıyâmet gününde ah, vah edecekleri haber verilerek inkârcılar, müşrikler, putperestler, bölünüp haktan uzaklaşanlar uyarılıyor.