Zümer Suresi 9. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

9.

(Böyle bir kimse mi Allah katında makbuldür,) yoksa gece vakitlerinde, secde halinde ve ayakta, ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden mi? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

9- Yoksa böylesi, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibâdetini yapıp Âhiretten çekinen, Rabbinin rahmetini uman kimse gibi mi­dir? De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak akıl sâhip­leri düşünüp öğüt alır.

İLGİLİ HADÎS

Hz. Peygamber (A. S. ), ölmek üzere olan bir adamın yanına gelip, «ken­dini nasıl buluyorsun? » diye sordu. O da: «Hem ümit besliyorum, hem de korkuyorum» diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurdu: «Böyle bir durumda bu iki duygu (ve inanç) kimin kalbinde biraraya gelirse, mutlaka Azîz ve Celîl olan Allah ona umduğunu verir ve onu korktuğundan kurtarıp güvene kavuşturur. » (Müsned-i Abd b. Hümeyd)

GECELEYİN İBÂDET

«Yoksa böylesi, gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibâdetini yapıp Âhiret’ten çekinen, Rabbinin rahmetini uman kimse gibi midir?.. »

Varlık âleminde bunca nimetlere ve açık belgelere; indirilen âyetlere rağmen hâlâ inkâr ve nankörlük içinde ömrünü harcayıp tüketmeye çalı­şan gâfillerin karakteri üzerinde durulduktan sonra, kendini imân ve amel-i sâlih düzeyinde Hakk’a verip teslimiyet içinde gece kalkarak ümit ve kor­ku duygusuyla ibâdet eden mü’minler övülüyor ve bunlarla o inkârcı nan­körlerin hiçbir zaman bir tutulmayacağı açıklanıyor. Zira birinciler, yaratıl­dıkları amaca yönelik, bağlı bulundukları fıtrat ve hilkat kanunları doğrul­tusunda Allah’a kulluk etmenin derin zevkine erişenlerdir. İkinciler ise, fıt­rat ve hilkat kanununa ters düşüp kâinatta kendilerine ayrılan çizgiden sa­panlar, yaratılışının hikmet ve amacını bilmeyenler ve o sebeple de Hakk’a baş kaldıranlardır.

KORKU İLE UMUT

«Âhiret’ten çekinen, Rabbinin rahmetini uman kimse gibi midir?. »

Kur’ân-ı Kerîm’de gerek konumuzu oluşturan âyette, gerekse diğer bir­kaç sûrede, müʹminlerin ruhunda, düşüncesinde ve günlük hayatında den­ge sağlayacak korku ile umudun yer etmesi telkîn edilmekte ve günlük ha­yatın bu iki duygu ile ölçülü ve düzenli tutulması istenmektedir. Öyle ki, âhi­retteki hesap ve cezadan korkmak; aynı zamanda İlâhî rahmetin genişliği­ni düşünüp O’na umut bağlamak kadar iyiye, doğruya, fazîlete yönlendirici başka bir âmil düşünülemez. Tasavvufta buna «beyne’l-havfi ve’r-recâ», yani «korku ile umut arasında bir yol» denir ki, oldukça önemlidir ve üze­rinde durulması gereken bir konudur.

Elbette Yüce Yaratan’ı bilip O’na ibâdet ederek kulluğun derin mana ve hikmetini bilenle, cehalet havası içinde kalıp bu gerçeği bilmeyen ve idrâk edemiyen sapıklar hiç bir zaman bir tutulmazlar ve eşit sayılmazlar. Birinciler hayır ve fazîletin üst derecesinde; İkinciler inkâr, kötülük ve nan­körlüğün aşağı derecesinde yer almaktadır. Dünyaʹda bu fark idrâk edil­mese bile, âhirette mutlaka bu iki ayrı grup birbirinden ayırt edilecek ve herbirine lâyık olduğu karşılık verilecektir. Zira Allahʹın ilim ve tesbiti, ya­nılmaz; meleklerin yazdıkları gerçeğe aykırı olmaz.

BİLENLERLE BİLMEYENLER HİÇ BİR OLUR MU?

«De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. »

Bu anlatım tarzıyla, ilme ve ilim adamına takdîr sunulmakta; akıl sâ­hibi övülmekte ve aklını gerçeği bulmak için kullananların İlâhî iltifat ve rahmete mazhar kılınacaklarına işâret edilmektedir.

Böylece Cenâb-ı Hakk’ın varlığı ve birliği, kâinatta hükümrân olan yüksek kudreti ve indirdiği kitap, gönderdiği peygamber ancak ilimle bilinip anlaşılır. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ilmi ve ilim adamını över, teşvik eder mahiyette 130’a yakın hadîs buyurmuştur. Biz onlardan sade­ce üç tanesini teberrüken buraya nakletmekle yetiniyoruz.

«İlim tahsîl etmek her müslümana farzdır. » (İbn Mâce/mukaddeme: 17)

«Kim ilim tahsiline çalışırken eceli gelirse, onunla peygamberler ara­sında, peygamberlik derecesinden başka bir derece olmadığı halde Allahʹa kavuşur. » (Taberâni/el-Evsat’ta: İbn Abbas (R. A. )dan)

«Sadakanın en üstünü, müslüman kişinin ilim öğrenmesi ve öğrendik­ten sonra onu müslüman kardeşine öğretmesidir. » (İbn Mâce/mukaddeme: 20)

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetle, kendini gece gündüz, ibâdete ve hayırlı işlere veren mü’minle, inkâr, nankörlük ve azgınlık doğrultusunda hayatını berbat eden inkârcı sapığın eşit tutulmayacağı belirtildi ve arkasından ilme ve ilim ada­mına; sonra da aklını, gerçeği bulmak için kullanan kimseye takdîr sunuldu.

Aşağıdaki âyetlerle, dünyada iyilik edip Allah’tan korkan ve imanından dolayı eziyete mâruz kalıp sabreden müʹminler hem teselli edilmekte, hem de gerektiğinde bu uğurda başka bir ülkeye hicret edebileceklerine işârette bulunulmaktadır. Ancak İlâhî emir gelinceye kadar sabredip dayanma gücünü ortaya koyanların eksiksiz mükâfatlandırılacağı müjdelenerek sı­kıntıların geçici olduğu dolaylı şekilde anlatılmaktadır. Sonra da Allahʹa ıhlâs üzere ibâdetin önemi üzerinde durularak geniş bilgi verilmekte ve kimlerin hüsrana uğrayacağı belirtilmektedir.