Tevbe Suresi 88-89. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لٰكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

89.

Fakat peygamber ve beraberindeki mü'minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Diyanet İşleri

89.

Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

88- Fakat o peygamber ve onun maiyetinde bulunan mü’minler mal­larıyla, canlarıyla savaştılar. İşte onlar, bütün hayırlar onlarındır. Onlar umduklarına kavuşanların, kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.

89- Allah onlara, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte bu en büyük kurtuluş ve saadettir.

ALLAH YOLUNDA SAVAŞANLAR

«Fakat o peygamber ve onun maiyetinde bulunan mü’minler, mallarıyla, canlarıyla savaştılar. »

Kur’ân, iç düşman kabul edilen münafıkların renklerini açığa çıkartıp kimliklerini belirledikten sonra onları iyice köşeye sıkıştırıp yalnızlığa itti ve tesir alanlarını daralttıkça daraltarak dünyayı kendilerine zindan eyle­di. Sonra da kendilerini Allah’a ve O’nun dinine adayan hakiki müʹminlerin Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaştıklarını ve savaşacaklarını en anlamlı ve duyarlı sözlerle açıkladı.

Böylece bu konuda da Kur’ân hakla bâtılı karşılaştırdı. Mukayeseler yaptı. Misaller getirdi. Önce duygulara, sonra düşüncelere, daha sonra da akla seslenerek, aklını, vicdanını, idrâkini haktan yana âtıl durumda bıra­kan insanları uyardı. Ortada bir gerçek varsa, mutlaka onun karşısında gerçek dışı bir şeyin bulunduğuna, sahnede inkâr ve azgınlık varsa, her­halde onun karşısına çıkan bir imân ve irfanın mevcudiyetine atıflar yap­tı. Verilecek ceza ve mükâfatın, inanç ve amele göre olacağını, iyilik ve fazîletin mutlaka saadetle karşılık göreceğini; kötülük ve inkârın mutlaka hüsranla neticeleneceğini en kesin çizgileriyle açıkladı.

Tebûk seferine böyle bir imân ve irfanla çıkan mü’minlerin bu bapta en güzel misal teşkil ettikleri; bütün iyilik ve hayırlı sonuçların böyle bir imânla gerçekleştiği çok veciz bir üslûpla kalb ve kafalara neşter vururcasına işlendi...

Böylece dünyada da, âhirette de döneklere, korkaklara, uyuşuklara, inançsızlara rahat ve huzur olmadığını anlıyoruz. Cennetʹin ise, imânlı, azimli, cömert, âlicenap, iyilik seven, kötülükten nefret eden; gerektiğin­de malını ve canını Allah yolunda feda etmekten çekinmeyen kişiler için hazırlandığından hiç şüphe etmiyoruz.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle hakiki mü’minlerin kendilerini Allah yoluna nasıl vakfettikleri ve o sebeple onlara verilecek mükâfatın büyüklüğü ve devam­lılığı belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Tebûk seferine hazırlanırken Bedevilerden bir kısmının Allah’a ve Peygamberine karşı yalan söyleyerek savaşa katılma­mak için mazeretler uydurdukları konu ediliyor, bu ihmal ve uyuşuklukla­rının inkârdan kaynaklanmış olanlarına elem verici bir azâbın dokunacağı haber veriliyor. Bu arada savaşa çıkacak güçte olmayan hastalar ve malî imkânı olmayanlara bir sorumluluk düşmediği, sadece iman temeli üzerin­de gelişen iyi niyet ve düşüncelerine itibar edileceği çok anlamlı bir ifa­deyle açıklanıyor. Savaşa çıkmak için binek bulamıyanların durumuna dik­katler çekilerek o yüzden savaşa katılamadıklarından dolayı kınanmıyacakları bildiriliyor.