MEÂLİ:
84- Medyenʹe de kardeşleri Şuaybʹı (peygamber olarak) gönderdik. Ey kavmim, dedi, Allahʹa kulluk edin; sizin Oʹndan başka ilâhınız yoktur. Ölçü ve tartıyı eksik tutmayın; ben sizi gerçekten hayır (bol nîmet, geniş refah imkânları) içinde görüyorum. Ve doğrusu ben sizi çepeçevre saracak bir günün azâbından endişe etmekteyim.
85- Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adâletle tastamam uygulayın, insanların eşyasını (haksız yollardan) eksiltmeyin; yeryüzünde bozgunculuk ederek fenalık yapmayın.
86- İnanmış kişiler iseniz, Allahʹın (helâlinden) bıraktığı kâr daha hayırlıdır. Ve ben sizin üzerinizde koruyucu ve gözetici de değilim.
87- Onlar, «Ey Şuayb, dediler, babalarımızın taptığını terketmemizi veya kendi mallarımızda dilediğimizi yapmamızı bırakıvermemizi senin namazın mı emrediyor? Şüphesiz ki sen, yumuşak huylusun, doğru bir kimsesin, aklı başındasın. »
88- Ey kavmim, dedi, ya ben Rabbimden açık bir mûcize üzere isem ve kendi katından beni güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa, ne dersiniz, (Oʹna nankörlük edebilir miyim? ). Ve ben sizi menʹettiğim şeyde aykırı hareket edip (onu işlemek) istemem. Ben ancak gücüm yettiğince düzeltmek isterim. Muvaffakiyetim ancak Allah’ın yardımıyladır ve ben ancak Oʹna güvenip dayanırım ve Oʹna derin saygı ve sevgi ile yönelirimi.
89- Ey kavmim! bana düşmanlık beslemeniz, Nûh kavmine veya Hûd kavmine ya da Sâlih kavmine dokunan musibetin bir benzerini size dokundurmasın. Lût kavmi de sizden pek uzak değildir.
90- Rabbınızdan bağışlanma dileyin de Oʹna tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim, çok merhametlidir ve çok sevendir, sevilendir.
91- Dediler ki: Ey Şuayb! biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve biz seni aramızda zayıf olarak görüyoruz. Kabilen olmasaydı, herhalde seni taşlardık. Hem sen bizim yanımızda pek aziz=şerefli, itibarlı, üstün bir kimse de değilsin.
92- Ey kavmim, dedi, size göre benim kabilem Allah’tan daha mı azizdir ki, Oʹnun (buyruklarını) arkanıza attınız? Rabbim elbette sizin yapageldiğinizi (ilmiyle) kuşatmıştır.
93- Ey kavmim, imkânınızı ortaya koyup elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (gerekeni) yapacağım. Rüsvay edici azâbın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. (Gelecek azâbı) gözleyin, ben de sizinle beraber gözleyip bekliyorum.
94- 95- Buyruğumuz gelince, Şuayb’ı ve beraberindeki imân edenleri rahmetimizle kurtardık. Zâlimleri ise korkunç bir ses ve uğultu yakalayıverdi; evlerinde dizüstü çöküp kaldılar. Orada hiç bulunmamış, yaşamamış gibi oldular. Dikkat edin, Semûd kavmi nasıl (ilâhî) rahmetten uzak kaldıysa Medyen de uzak kaldı.
İLGİLİ HADÎSLER
İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ölçü ve tartı erbabına şöyle seslendi: «Doğrusu siz öyle bir işe sahip çıktınız ki, sizden önceki birçok kavimler (milletler) o yüzden yok olmuşlardır. » (Tirmizî - el-Hâkim: İsnad-i sahih)
«Bizi aldatan bizden değildir. » (Müslim/iman: 164- Ebû Dâvud/büyû: 50- Tirmizî/büyû’: 72- İbn Mâce / ticaret: 36)
«Sizden biriniz Mescidʹe girdiğinde, Allahım! hayır kapılarını bana aç, desin. Mescid’den çıkınca da, Allahım! senin bol nîmetini (helâl rızkını) istiyorum, desin. » (Sahîh-i Müslim)
ŞUAYB PEYGAMBER VE MEDYEN KAVMİ
Lût kavmi yerle bir edildikten sonra Allah bolluk içinde yüzen ve fakat Tevhît İnancı’ndan uzak, koyu putperestlikle içiçe ulan, aynı zamanda ticarî ahlâkı çok bozuk bir düzeye gelen ve böylece cehaletin karanlık dünyasını yaşayan Medyen halkına, yine kendilerinden bir zatı seçip peygamber olarak gönderdi. Kur’ân bu peygamberin Şuayb (A. S. ) olduğunu belirtir.
Medyen kasabası hakkında, A’raf sûresinde de kısmen belirttiğimiz gibi, bazı rivâyetler söz konusudur. Tevrat’ta İbrâhim Peygamber’in nikâhladığı başka bir kadından -ki adının Ketura olduğu yazılıdır- Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak ve Şuha adlarında altı çocuğunun dünyaya geldiği açıklanmaktadır. (Bilgi için bak: Tevrat-Tekvîn: 25/1-3) Böylece Sina Yarımadasına kadar uzanan ve Kızıldeniz’in doğu kesiminde geniş bir alanı kaplayan Medyen kasabası, İbrahim Peygamberin sözünü ettiğimiz altı oğlundan Midyanʹa nisbet edilerek bu adı aldığı söylenir. Anlaşılan Medan ile Midyan sözü edilen bölgede Tevhît İnancıʹnı yaymakla görevlendirilmişler ve uzun yıllar ora halkını İbrahim (A. S. )ın Hanîf dini etrafında toplayarak yararlı hizmetlerde bulunmuşlardır. Onların vefatından sonra bir fetret dönemi başlamış ve zaman aşımıyla Tevhît İnancı yerini putperestliğe bırakmıştır. Böylece Medyen halkı İbrahim Peygamberʹin nurlu yolundan sapıp çok ilâhtı bâtıl dinlerin karanlığına gömülerek ahlâksızlığın birçok şubelerini ihyâ ederek zulüm ve azgınlığa başlamışlarken, Allah rahmetinin eseri olarak, onları yeniden Hakk’a döndürmek, cehalet bulutlarını üzerlerinden kaldırmak, dedeleri İbrahim’in (A. S. ) tertemiz Hanîf diniyle kalp ve kafalarını aydınlatmak için Şuayb Peygamberi onlara uyarıcı ve müjdeci olarak göndermiştir.
Kur’ân’da ilgili âyetlerle konunun ana çizgileri üzerinde durulur, detayına inilmez, ibretli safhaları anlatılır; tarihî ve coğrafî yanları meraklı araştırıcılara bırakılır. Aynı zamanda Şuayb Peygamberin Medyenli olduğuna dikkatleri çekerek, kuvvetli bir ihtimalle İbrahim soyundan olduğuna işârette bulunulur.
Yine Kur’ân’ın açık beyânına göre, bir zamanlar Mısır’dan kaçan Musa Peygamberin de gençlik çağında bu kasabaya uğradığı ve Şuayb Peygamberin kızıyla evlendiği bilinmektedir. (Geniş bilgi için bak: Kasas sûresi: 21-29. âyetlerin tefsiri)
MEDYEN HALKININ KÖTÜ HALLERİ
Kur’ân-ı Kerîm’de ilgili âyetlerle Medyen halkının putperestlik doğrultusunda işleye geldikleri kötülükler özetlenerek şöyle sıraya konulmuştur:
1- Tevhît İnancı unutulmuş, putperestlik iyice kökleşmişti.
2- Ticarî ve iş ahlâkları son derece bozulmuş, o sebeple insan hakları zedelenmiş, aralarında sürtüşme ve tartışmalar sürüp gitmişti.
3- Medyen o devirde zengin bir yöre olarak bulunuyordu. Allahʹın onlara verdiği bol nîmetler gıpta edilecek bir düzeydeydi.
4- Yeryüzünde ticarî ahlâksızlıkla birlikte bozgunculuk yapmak, dolaylı, dolaysız haklara tecavüz etmek onların süre gelen fena âdetlerinden biri idi.
Az yukarıda da değindiğimiz gibi, bu kadar bozuk bir toplumu ancak hak din ile ıslâh etmek mümkün olabilirdi. O bakımdan Şuayb Peygamber, İbrahim Peygamber’in şeriatı üzerinde bulunuyor, sahifelerde yer alan ahkâmı ve ahlâkî kuralları çok tatlı ve yumuşak bir üslûpla anlatıp Hakk’ın emirlerini teblîğ görevini yerine getiriyordu.
ŞUAYB PEYGAMBER İLE MEDYENLİ’LERİN TARTIŞMASI
- Her peygamber gibi, o da Allahʹın varlığını ve birliğini tanıtmakla işe başlamıştır. Sonra da toplumu içinden kemiren haksızlık, ahlâksızlık ve azgınlıkla ciddi ve seviyeli bir mücadele örneği vermiştir.
- Bütün uyarıları, akla ve mantığa uygun gelen, fakat ihtiras havası içinde küfür ve kötülüklerle bir bakıma izole edilen duygu ve düşünceleriyle ters düşen öğütleri olumlu sonuç vermeyince, inkârcı ahlâksızları kuşatacak bir azâbın geleceği kaçınılmaz olmuştu. Şuayb Peygamber, Allah’ın bu yoldaki câri âdetini çok iyi bildiğinden endişe duymaya başlamıştı. Lût kavminin başına gelen felâketin neden ve niçinini çok iyi biliyordu.
- Medyenli’ler, bu azgınlık ve inatlarıyla yetinmeyip kendilerini doğru yola irşat eden bu peygamberi zaman zaman alaya alıp, «Doğrusu sen yumuşak huylu ve akıllı bir adamsın... » diyerek takılırlardı.
- Şuayb Peygamber bu ve benzeri onur kırıcı söz ve davranışlara aldırış etmeyerek ıslâh yollarını ve çarelerini araştırmaya devam etti, sonra da onları insafa dâvet ederek şöyle dedi: «Ey kavmim! ya ben Rabbımdan açık bir muʹcize üzere isem ve kendi katından beni güzel bir rızıkla (hak din, doğru yol, İlâhî hidâyet ve rahmet) rızıklandırmışsa, ne dersiniz, (Oʹna nankörlük edebilir miyim)? Ve ben sizi menʹettiğim şeyde aykırı hareket edip (onu işlemek) istemem. Ben ancak gücüm yettiğince düzeltmek isterim. Muvaffakiyetim ancak Allahʹın yardımıyladır ve ben ancak Oʹna güvenip dayanırım ve Oʹna derin saygı ve sevgi ile yönelirim. »
Böylece Şuayb Peygamber hem onların akıl ve idrâklerini harekete geçirmeyi diledi, hem de son uyarısını yaptı. Ne var ki onlar bütün bu uyarıları, İlâhî beyânları, gemi azıya alan hürriyetlerini engelleyen bir bağ olarak görüyor, Allahʹın hayat veren emirleri nefislerine alabildiğine ağır geliyordu.
- Aradan hayli zaman geçti, ıslâh olacakları yerde, büsbütün azıttılar, «Senin dediklerinin çoğunu anlamıyoruz» diyerek irşada ihtiyaç duymadıklarını tekrarladılar ve «Biz seni kendi aramızda zayıf olarak görüyoruz. Kabilen olmasaydı, elbette seni taşlardık. Hem sen bizim yanımızda pek aziz, şerefli, itibarlı, üstün bir kimse de değilsin» diyecek kadar küstahlaştılar.
- Hayat dizginini nefis ve İblisʹin eline teslim edip behimî bir hayatı her şeye tercîh eden inkârcı nankörlerin en çok gözüne batan, şüphesiz ki NAMAZ’dır. Çünkü bu ibâdet imanla küfür arasında alâmet-i farikadır; imânın direğidir; Allah ile kulları arasında en işlek yoldur. O bakımdan Medyen halkı zaman zaman Şuayb Peygamber’in (A. S. ) namaz kılmasını gündeme getirip, alay konusu edinir ve onu rencide edecek şekilde yorumlarlardı.
87. Âyette belirtildiği gibi, «Ey Şuayb, dediler. Babalarımızın taptığını terketmemizi, veya kendi mallarımızda dilediğimizi yapmamızı bırakıvermemizi senin NAMAZIN mı emrediyor? » şeklinde birtakım sözler sarfettikten anlaşılıyor. Nitekim İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Şuayb Peygamber çok namaz kılan bir kimse idi.. » Ayrıca burada namaz diye çevirisini yaptığımız «salât» kelimesi, duâ, zikir ve din anlamında da kullanılmıştır. (Lübabu’t-te’vil: 2/340)
Dün olduğu gibi bugün de inkârcı maddecilerin en çok dil uzattığı, alaya aldığı ibâdet, namazdır. Zira dinî hayatı ayakta tutan, fertleri ve toplumu yönlendiren, ahlâkı düzeltip tezkiye eden, kardeşlik bağlarını merhamet, şefkat ve dayanışma idrâki içinde geliştiren en feyizli ibâdet şüphesiz ki, namazdır. O bakımdan kıyâmet gününde insandan ilk sorulacak şey, namaz olacaktır.
- Böylece inkâr ve azgınlığın doruğuna erişen Medyenli’lerin ahlâksızlığı son noktasına ulaşarak titreşip kaldı. Şüphesiz ki, bu gelmekte olan ilâhî azâbın bir göstergesi idi. Ama içlerinde onu anlayacak aklı eren bir kimse yoktu.
- Bu durumda daha da saldırgan oldular ve Şuayb Peygamberi ailesiyle, kendisine imân edenlerle birlikte bir gece baskını tertipleyerek imha etmeyi plânladılar. Şuayb Peygamber onlar aleyhine yaklaşmakta olan felâketi görür gibiydi. O bakımdan söylenecek başka bir şey kalmamıştı. Bir defa daha son uyarısını şu sözlerle yapma ihtiyacını duydu: «Ey kavmim, imkânınızı ortaya koyup elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (gerekeni) yapacağım. Rüsvay edici azâbın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. (Gelecek azâbı) gözleyin, ben de sizinle beraber gözleyip bekliyorum. »
- Sonunda olan oldu; korkunç bir gürültü ve uğultu onları ansızın yakalayıverdi. Evlerinde dizüstü çöküp kaldılar. Orada hiç bulunmamış, yaşamamış gibi oldular. Bir varmış, bir yokmuş hikâyesine dönüştüler.
BU KISSADAN MÜʹMİNLERİN ALACAKLARI HİSSELER
1- Bir olan, ortağı ve benzeri olmayan Allahʹa kulluk, insanlar arasında barış ve kardeşliğin tek çaresidir. O bakımdan ilk dâvet bu esasa yapılmıştır. Diğer hükümler, Tevhît İnancıʹndan sonra gelir.
Unutmamak gerekir ki, dünyada sürüp giden kavgaların, sürtüşme ve tartışmaların çoğu dünyevî maksatlara yönelik birtakım menfaatlardan kaynaklanmaktadır.
2- İş ahlâkı, ticarî ahlâk, haklara saygılı olmak, başkasının hürriyetine tecavüz etmemek, ölçü ve tartıda her zaman âdil olmak, insaf ve vicdan kıstasını unutmamak, kul hakkının en ağır bir günah ve vebal olduğunu kabul etmek, toplumları ve milletleri ayakta tutan önemli nedenlerdir. İthalat ve ihracatın gelişmesi ve devamlılığı bu ahlâkla sıkısıkıya bağlıdır.
Sözü edilen kıstasların yıkılması, dumura uğraması, toplum ve milletin ahlâken çökmesinin ve yıkılmasının yakın olması demektir.
3- Allah’ın helâl kıldığı meşru kâr, elbette çok daha hayırlı ve feyizlidir. Aynı zamanda toplumu birbirine güvenle bağlayıp bütünleştiren bir iştir. Böyle bir hayrı reddetmek, elbetteki şerri dâvet etmek demektir ki bu kural pek değişmez. Zira hak gelince bâtıl gider. Bâtıl rağbet kazanıp kalp ve kafalara yerleşince hak uzaklaşır.
4- Namaz her peygamberin ibâdeti olmakta devam etmiştir. Zira namazsız bir din düşünülemez. Namazı önemsiz saymak, dinin ve dindarlığın omurgasını kırmak demektir. İnkârcı maddecilerin de en çok hoşlanmadığı ibâdet, şüphesiz ki namazdır.
5- Ticarette ne sınırsız kâr söz konusudur, ne de ölçü ve tartıda hileye yer vardır. İkisinin revaç bulduğu yerlerde ticarî anarşi başlar ve o takdirde madde tek amaç seçilir; ona ulaşmak için aradaki her türlü kutsal değerler, iyi ve yararlı örf ve âdetler çiğnenir.
Bir milletin çözülüp dağılması, bölünüp parçalanması için başka bir şeye pek ihtiyaç ve gerek kalmaz. Bu anarşi yeter de artar...
6- İnsanları doğru yola irşat edenlerin her zaman doğru yolda yürümeleri ve insanları menʹettikleri şeylerden önce kendilerinin kaçınmaları şarttır. Ciddi ve sağlıklı bir irşâdın başka ölçüsü yoktur.
7- Doğruya irşat edenlere düşman olup kin beslemek bir fert veya toplum, ya da millet için büyük bir talihsizlik sayılır.
8- İnkârcı maddeciler ne kadar azgınlık ve taşkınlık gösterirlerse göstersinler, onları Hakkʹa çağıranlar, -şartlar ve ortam elverdiği nisbette- görevlerini sürdürmekle yükümlüdürler. Aksi halde alan olduğu gibi inkârcılara bırakılmış olur.
9- Hakʹtan yana olanlar metotlu, fakat sabırlı bir mücadele, şuurlu bir mücahede sergiledikleri takdirde, başarı ve zafer onların yüzüne güler.
ŞUAYB (A. S. ) KISSASININ TEKRARI
Sırası geldikçe belirttiğimiz gibi, Kurʹân-ı Kerîmʹde her tekrar, ilgili olay, ya da meselenin hem önemini, hem de değişik yönlerini, farklı hükümler taşıdığını ve yer aldığı âyetler dizisinde değişik bir öğüt ve ibret yansıttığını ifade eder. O nedenle Şuayb Peygamber kıssası, biri A’raf, biri Hûd, biri de Ankebut sûrelerinde olmak üzere üç yerde anlatılır.
Önce A’raf sûresinde anlatılanla diğer sûrelerde anlatılanlar arasındaki farklı uyarı, öğüt ve hükümleri karşılaştıralım.
A’raf sûresinde:
a) Allah’ın varlığına, birliğine dâvet edilir. Bunun için Allah’tan bir mu’cize getirildiğine dikkatler çekilir. Ancak o mu’cizenin ne olduğu açıklanmaz.
b) Ölçü ve tartı gibi ticaret ahlâkıyla içiçe olan şeylerde büyük haksızlıklar yapıldığı ve bu tür çirkin davranışlarla ticarette sınırsız bir hürriyet istendiği, o yüzden ülkelerinde düzen ve güvenin bozulduğu anlatılır.
c) Medyenli’lerin dindarlığa, fazîlete karşı savaş açtıkları, Allah yolundan alıkoymak için sosyal yapıda köşe başlarını, kavşak noktalarını tuttukları belirtilir.
d) Medyenliʹlerden bir grubun Şuayb Peygambere inandıklarına, böylece inananlarla inanmayanlar arasında tartışma ve sürtüşmenin sürüp gittiğine parmak basılır. Sonunda Şuayb Peygamber’in, karşı tarafa söylenecek başka söz kalmadığını düşünerek Allahʹın hakem olup hüküm vereceğini; bunun gelecekle ilgili önemli bir haber, bir uyarı olduğunu hem mü’minlere, hem de inkârcılara duyurduğu açıklanır.
e) Medyenli’lerin inkârda ısrar edip azgınlıkta bulunmalarından, büyüklük taslayıp müʹminleri ve başlarındaki peygamberi küçümsediklerinden, sonra da Şuayb Peygamberle birlikte imân edenleri tehdit etmelerinden ve ortaya attıkları düşünceden vaz geçmedikleri takdirde şehirden çıkarılacaklarından söz edilerek inkârın hiçbir kutsal değer tanımadığına işâret edilir.
f) Allah’a karşı yalan uydurmanın nasıl bir hüsrana yol açacağı anlatılır. Sonra da Şuayb Peygamber’in son bir defa daha onların azgınlık ve saldırılarından Allah’a sığınarak duâ ettiği hakkında bilgi verilir.
Hûd sûresinde:
a) Şuayb Peygamberʹin Medyen halkına gönderildiği, O’nun da onları Allah’ın varlığına ve birliğine imâna dâvet ettiği konu edilir.
b) Medyenli’lerin bolluk ve refah içinde yüzdükleri; bununla beraber nankör bir kavim olduğu; ticarî alanda hak ve hukuk, sınır ve vicdan tanımadıkları, daha çok yabancı tacirlere dolaylı yollardan haksızlık ettikleri anlatılır. Allah’ın meşru yoldan helâl kıldığı kazancın çok daha hayırlı olduğuna dikkatler çekilir.
c) Peygamberlerin insanlar üzerinde bir koruyucu, bir bekçi ve gözetleyici olmadıkları hatırlatılarak onların yetki sınırları belirlenir ve o sınır içinde İlâhî buyrukları teblîğ ile görevli oldukları açık şekilde ifade edilir.
d) Şuayb Peygamberʹin her peygamber gibi namaz kıldığına şâhit olan inkârcı sapıkların namaz ile alay ettiklerinden veya devamlı dikkat çeken böyle bir ibâdete tahammül edemediklerinden bahsedilerek namazın dindeki yerine ve önemine işâret edilir.
e) Medyenliʹlerin sınırsız bir hürriyet havası içinde oldukları, devlet otoritesinden çok uzak kaldıkları, disiplin altına girmek istemedikleri; özellikle ticarî alanda engelleyici, insaf ölçülerine çekici hiçbir kuvvet tanımadıkları, düşünceleri yönlendirir bir anlatımla açıklanır.
f) Peygamberlerin halkı men’ettikleri şeyleri kendilerinin işlemesinin hiçbir zaman söz konusu olamıyacağı belirtilir. Çünkü peygamberlerin yeryüzünde bozulan ahlâkı düzeltmek, unutulan Tevhît inancını yeniden ihyâ etmek, fazîlete değer verip yaygınlaştırmak, hakları korumak, Allah sevgi ve korkusunu gönüllere işlemek, kalpleri ilim ve irfan merkezi haline getirmek için görevlendirildikleri anlatılır. Hiçbir peygamberin İlâhî vahyin dışına çıkmasının ve hilâfına hareket etmesinin söz konusu olamıyacağına dikkatler çekilir.
g) Hakk’a ve fazîlete karşı kin ve düşmanlığın felâket getireceği haber verilir. Kurtuluşun, pişmanlık duyarak Hakkʹa dosdoğru yönelmekte olduğu ilân edilir.
h) Şuayb Peygamberin kabile ve çevresini hesaba katan inkârcıların o yüzden fazla ileri gitmeye cesaret edemedikleri, yoksa kendilerine rahmet olarak gönderilen peygamberi taşlayarak imha edecekleri anlatılır ve böylece teblîğ ve irşat hizmetiyle ortaya çıkan mürşitlerin, herhalde kötü niyetlileri caydırıcı bir aile veya aşirete mensup olmasının faydaları üzerinde durulur.
i) Şuayb Peygamber’in, karşısına dikilen azgınlık ve taşkınlığa göğüs gerdiği ve neticeyi sabırla beklemekten başka yapılacak bir şey kalmadığı bir ölçü ve kıstas mahiyetinde ifade edilir.
j) Sonunda inkârcı azgınların, küfür ve zulmün son kertesine gelip dayandıkları için üzerlerine Allah’ın kahredici hükmünün indiği ve mü’minlerin kurtulduğu çok duyarlı bir anlatımla gözler önüne ibretli bir tablo halinde serilir.
Görüldüğü gibi, iki sûreden her birinde aynı kıssanın değişik yönleri anlatılmakta ve tekrarın lüzumsuz olmadığına işâret edilerek ibretli olayların hafızalarda derin iz bırakması ve idrakleri devamlı uyanık tutması hikmetine dayalı olduğu belirtilmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, doğru yoldan saparak hakkı ret ve inkâr eden milletleri uyarmak için, ibret ve öğüt dolu Şuayb Peygamber ile Medyenliʹler kıssası anlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, yine aynı maksada yönelik olarak Musa (A. S. ) ile Fir’avn kıssasının bir özeti veriliyor. Hakkʹa karşı tuğyan edenlerin böylece peşlerine şu dünyada da lânet takılacağı hatırlatılıyor.