MEÂLİ:
85- Kim güzel bir şefaatte bulunur (hakkını savunamıyan birine sahip çıkıp haklılığını isbatlamasını veya suç zanlılığından kurtarılmasını veya hakkının geri alınmasını sağlarsa), ona, o şefaatten (sevâp ve sonuç bakımından) bir pay vardır. Kim de kötü bir şefaatte bulunursa ona da (günah ve suç bakımından) bir hisse vardır. Allah, her şeyi görüp gözeten ve her şeye gücü yetendir.
İNİŞ SEBEBİ VE İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz oturuyordu. Bir adam gelip bir şeyler istedi. Allah Resûlü Ashabına dönerek şöyle buyurdu: «Şefaat edin, (hayırlı işlerde aracı olun) ki ecre (mükâfata) erişesiniz. Allah Peygamberinin dili üzerinde dilediğini hükmeder. » (Buharî - Müslim: Ebu Mûsa el-Eş’arî (R. A. )den)
«İhtiyacını dile getirip (yetkililere) ulaştıramıyanın ihtiyaç ve dileğini siz (aracı olup) ulaştırın. Kim, ihtiyacını ulaştıramıyan kimsenin ihtiyaç ve dileğini (aracı olup) sultana ulaştırırsa, Allah kıyâmet günü onun ayağını Sırat üzerinde tesbit edip (kaydırmaz). » (Taberânî: Ebu Derdâ (R. A. )den - Muhtarü’l-Ahadîs)
Münafıklardan birkaç kişi arkadaşlarının savaşa katılmamaları için Peygamberʹe gelip izin istediler; mü’minlerden çoğu da, savaşa katılmak azminde olup fakat savaşta kullanacak araç ve gereci bulamıyan din kardeşlerine bu hususta da yardımcı olmak için çırpınıp duruyor ve servet sahiplerinden bunu sağlamak için aracı oluyorlardı.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Mefatihü’l-Gayb/Fahruddin Râzî)
ŞEFAATİN ÖLÇÜ VE ANLAMI
«Kim güzel bir şefaatte bulunursa.... »
Şefaat «şefi’» kökünden türetilen bir kelimedir ki sayıda çift rakama delâlet eder. İki kişi arasında iyi niyetle aracı olmaya çalışan kimseye de -ihtiyaç sahibini yalnız bırakmayıp ona eşlik ettiğinden- şefaatçi, denir.
O halde «şefi’» sözlük olarak daha çok bir şeyi diğerine eklemek anlamına gelir. Bu mânayla «şufʹa», kişinin kendine ait mülkü ortağının mülküne eklemesi anlamında kullanılır.
Kelimeye bu açıdan bakıldığında, âyette anılan «şefaat», ihtiyaç sahibi birisinin arzu ve dileğini diğerinin nüfuz ve kıymetine eklemek için aracı olmak demektir.
Toplum yapısında ihtiyacını dile getiremiyen, derdini anlatamıyan zayıf ve sahipsizlere sahip çıkıp aracı olmak kadar asil bir davranış var mıdır? Böyle davranmak hem İnsanî, hem dinî bir vecibe değil midir? Başkasının derdi ve ihtiyacıyla ilgilenilmiyen bir toplulukta, her şeyden önce fertler yalnızlığa itilmiş demektir. Böyle olunca da onların sosyal hayatlarının, diğer bir tabirle toplum içinde yaşamalarının bir bakıma değer ve anlamı kalmıyor.
İslâm, toplumun böylesine hazîn bir dağınıklığa ve ilgisizliğe itilmemesi için iyilikte, yardımlaşma ve dayanışmada, haklı davalarda insanlara özellikle din kardeşlerimize yardımcı olmamızı, haklarını korumamızı, sıkıntılarını gidermeye çalışmamızı, gerektiğinde aracı olmamızı emreder. Haksızlık, adâletsizlik, şer ve kötülüğe kapı açan konularda ise, şefaatçi olmaktan herhalde kaçınmamızı, bu hususta ara yerde vasıta olmaktan sakınmamızı telkin eder. Daha çok dine, memleket ve millete, ahlâk ve fazîlete, ilim ve irfana hizmet edenlerin yanında yer almamızı, onları yalnız bırakmamamızı en duyarlı biçimde bildirirken, haksızlardan yana olmanın büyük bir vebale yol açacağını, ekilen rüzgarın ancak fırtına ürünü vereceğini hatırlatır.
Böylece sosyal yapıyı sağlıklı, güvenli ve huzurlu şekilde ayakta tutmanın önemli sebeplerinden birini sergiler.
AVUKATLIK MESLEĞİ
Kur’ân «şefaatçi ve aracı» tabirleriyle bu mesleğe işâret etmektedir. Eski Yunan ve Roma’da, dava halinde tarafların akraba hattâ arkadaşlarına, tarafları yargı önünde savunma imkânı verilerek bu ülkelerde avukatlık mesleğine imkân tanındığı söylenir. Bu doğrudur. Ama İslâm bu mesleğin ana fikrini ortaya koymuş, statüsünün hazırlanması için bol malzeme sunmuştur. «Kim güzel bir şefaatte bulunur, (birinin hakkını ya da ihtiyacını sağlamakta aracı olursa, kendisine sevap bakımından) bir pay vardır. » buyurulurken Hazret-i Peygamber (A. S. ) Efendimiz bunu biraz daha açıklıyarak şöyle tavsiye etmiştir:
«İhtiyacını dile getirip (yetkililere) ulaştıramıyanın ihtiyacını siz (aracı olup) ulaştırın. Kim, ihtiyacını ulaştıramıyan, dileğini arzedemiyen kimsenin ihtiyaç ve dileğini (aracı olup) sultana iletirse Allah kıyâmet günü onun ayağını Sırat üzerinde tesbît edip (kaydırmaz). » (Taberânî: Ebû Derdâ’dan (R. A. ))
İslâm yukarıdaki âyetle avukatlığı sadece kendini savunmaktan âciz olup haksızlığa uğrayanlardan veya uğrama ihtimali kuvvetli olanlardan yana düşünüp teşvik etmiştir. Zalimleri, zorbaları, ahlâksızları masum göstermek için savunanları ise, kınayıp azâp ile korkutmuştur. Gerçi Batı Hukukunda da bu mesleğe yeterince yer verilmiş, hukukî münasebetlerin düzelmesinde, her türlü hukukî mesele ve anlaşmazlıkların adâlet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinde avukatın şahsî bilgi ve tecrübesinden yararlanmaya geniş kapı açılmıştır. Ne var ki, İslâm’ın hilâfına -haklı olsun, haksız olsun; zâlim olsun mazlûm olsun; câni olsun, cinayetten geniş çapta zarar görmüş bulunsun- her davalı ve davacıyı savunmakta bir sakınca görülmemiştir.
Suç işlediği kesinlikle bilinen ve bu yüzden mutlaka ceza görmesi gereken bir kişiyi masum ve suçsuz göstermek için savunmak İslâmʹın getirdiği şefaatçi ve aracı sistemine ters düşer.
«Zalim olsun, mazlum olsun din kardeşine yardımcı ol! » meâlindeki sahih hadîsin açıklamasını bir soru üzerine bizzat Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz yapmış, şüphelere yer bırakmamıştır: «Mazlûm ise zulümden kurtulması, hakkının iade edilmesi için yardımcı ol.. Zâlim ise, daha fazla zulüm işlemesine engel ol.. » (Buharî/mezâlim: 4, ikrah: 7 - Tirmizî/fiten: 68 - Dâremî/rikak: 40 - Ahmed: 3/99, 201)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, toplum arasında hakkını savunamıyan, derdini anlatamıyan zayıflardan yana aracı olmanın, fazîlet mücadelesi anlam ve hükmünü taşıdığı belirtildi. Fertleri dağınık, bir kenara itilmiş bir toplumda hayır bulunmadığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetle, sosyal yapıyı dayanışma ve fazilet mücadelesi gibi yüksek amaçlara yönelik davranışlarla kuvvetlendirirken bunun metot ve yöntemini bilmenin gereğine dolayısıyla temas ediliyor. Karşılıklı sevgi ve saygıyı, güven ve itimadı yaygınlaştıran selâmlaşmanın önemi sergileniyor.