Al-i İmran Suresi 79-82. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ وَلَا يَأْمُرَكُمْ اَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلٰٓئِكَةَ وَالنَّبِيِّنَ اَرْبَابًا اَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ اِذْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّنَ لَمَا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْرِي قَالُوا اَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ فَمَنْ تَوَلّٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

80.

Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."

Diyanet İşleri

80.

Onun size, "Melekleri ve peygamberleri ilahlar edinin." diye emretmesi de düşünülemez. Siz müslüman olduktan sonra, o size hiç inkarı emreder mi?

81.

Hani, Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.

82.

Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

79- Hiç bir insana uygun olmaz, yakışık düşmez ki, Allah ona kitap versin, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara: «Allah’ı bı­rakıp bana kul olun! » desin. Ama: «Kitabı öğrenip öğrettiğinize ve ders verdiğinize göre öğretici, eğitici ve bilginizle amel edici olun! » der.

80- Hem melekleri ve peygamberleri rablar (tanrılar) edinmenizi de emretmez. Siz müslüman (Hakka dosdoğru teslim) olduktan sonra size küfre sapmanızı mı emreder?

81- Hani. Allah, Peygamberlerden kesin söz almıştı: «And olsun ki size kitap ve hikmet verdim, sonra sizinle beraber bulunanı kabul eden bir peygamber gelince, herhalde ona inanasınız ve ona mutlaka yardım edesiniz» (buyurmuş ve) «Bunu ikrar ettiniz mi, bunun üzerine ahde bağlı ağır yükümü kabul ettiniz mi? » demişti. Onlar da: «İkrar ettik» diye kesin söz vermişlerdi. (Allah): «Öyle ise şâhid olun, ben de sizinle beraber şâhidlerdenim» buyurmuştu.

82- Bunun ardından kim yüzçevirirse, artık onlar din doğrultusun­dan sapan günahkârlardır.

İNİŞ SEBEBİ

İsâ Peygamberi Rab kabul edip ona ilâhtık payesi veren Necrân Hıristiyanlarının yanlış inançlarını tashih eder anlamda inmiştir. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî - Lübabü’t-Te’vîl - Kurtubî - İbn Kesîr)

Kelbî’nin (Ö: 146) yaptığı rivâyete göre, İbn Abbas (R. A. ) bu konuda şöyle demiştir:

«Yahudîlerin ileri gelenlerinden Ebû Râfi ile Necrân Hıristiyanlarından söz sâhibi sayılan birkaç kişi Peygamberʹe (A. S. ) gelerek dediler ki:

- Ya Muhammed! Sana tapmamızı ve seni Rab edinmemizi mi isti­yorsun?

Resûlüllâh (A. S. ) onlara şu cevabı verdi:

- Allah’tan başkasına tapmayı, kullukta bulunmayı emretmekten yi­ne Allah’a sığınırım. Allah bunun için beni göndermemiştir ve bana bu yol­da bir emir de vermemiştir. (Ben sadece Allah’ın emirlerini kullarına teblîğ ile görevli bir peygamberim).

Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî - İbn Kesîr)

El-Hasen diyor ki:

«Bana kadar ulaşan rivâyette, bir adam, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek:

- Ey Allah’ın Peygamberi! birbirimize selâm verdiğimiz gibi sana da selâm veriyoruz. (Halbuki sen çok üstün saygılara lâyıksın). Sana secde edelim mi?

Diye sorduğunda Efendimiz ona şöyle buyurmuştur:

- Allah’ı bırakıp başkasına secde etmek hiç kimseye yakışmaz. Ama siz peygamberinize saygılı olun ve saygıdeğer kişilerin kıymetini bilin.

Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi.

Kurtubî’nin tesbitine göre, Efendimiz (A. S. ) bu konuda şunu da bu­yurmuştur: «Sizden hiç biriniz, büyüğünüz için «Bu benim Rabbimdir» de­mesin, fakat «efendimdir» desin. » (Kurtubî: C. 4, S. 124 / Mısır:?)

Ashabtan Hâtem oğlu Adiy (R. A. ) sordu:

- Ey Allahın Peygamberi! Kitap Ehli birbirine nasıl taparlar?

Efendimiz şu cevabı verdi:

- Din adamlarının onlara haramı helâl, helâlı da haram kılması, hal­kın da bu konularda onlara inanıp uyması şeklindedir. Halkın din adamları­na kulluğu daha çok böyle cereyân etmiştir.

İLGİLİ HADÎSLER

Bir gün Hz. Ömer (R. A. ), Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek dedi ki: «Ya Resûlellah! Kureyze oğullarından bir Yahudi arkadaşıma söyledim, Tevrat’tan hayli parçalar yazıp bana getirdi. Onları size arzedeyim mi? »

Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin rengi değişti ve Ömer’e cevap vermedi. Orada hazır bulunan Sâbit oğlu Abdullah, Ömer’e: «Resû­lüllah’ın yüzündeki isteksizliği görmüyor musun? » diyerek onu uyardı. Ömer (R. A. ) mahcup oldu ve: «Allahʹın Rab, İslâmʹın din, Muhammedʹin peygamber olduğuna râzı oldum. » diyerek herhangi bir şüpheye düşmedi­ğini anlatmak istedi.

Onun bu sözüne karşılık Efendimiz şöyle buyurdu:

«Canımı kudret elinde tutan Allahʹa yemin ederim ki, eğer Musâ Pey­gamber aranızda sabahlayıp siz de ona uyarak beni bırakmış olsanız, sa­pıtmış olursunuz. Doğrusu sizler, ümmetler arasında benim payım; pey­gamberler arasında da ben sizin payınızım. » (Ahmed bin Hanbel - Abdurrezzak: Abdullah bin Sâbit’den)

«Kitap Ehlinʹden (dinî konuda) bir şey sormayın. Çünkü onlar size el­bette doğru yolu göstermezler; kendileri sapıtmıştır. Bu durumda siz ya bâtılı tasdîk eder, ya da Hakkʹı yalanlarsınız. Andolsun ki, Musâ hayatta olup aranızda bulunsaydı, bana uymaktan başka bir yol ona helâl olmaz­dı. » (Ebû Ya’lâ: Câbir (R. A. )den)

«Allah kıyâmet günü insanları bir araya toplayınca, bir çağırıcı şöyle seslenecek: Kim Allahʹa yaptığı ibâdete başkalarını ortak etmişse, sevâbını Allahʹtan başkasından istesin. Çünkü Allah ortaklıkta ortakların en doygunudur (ortaklığa ihtiyacı yoktur). » (Ahmed b. Hanbel)

HAK PEYGAMBERLE YALANCI PEYGAMBER ARASIDAKİ FARK

Hak Peygamber:

1. Soyu temiz bir âileden seçilir. Onu seçen bizzat Allahʹtır. Halk tarafından seçilmez.

2. Bütün bilgisi vahye dayanır. Tahsile ihtiyacı yoktur. Onun öğretici ve eğiticisi bizzat Allahʹtır.

3. İffet simgesi bir anadan doğar.

4. Hayatı baştan sonuna kadar düzenlidir: İnsanı küçülten, ruhu karartan, vicdanı silik hale getiren her türlü düşünce, söz ve davranışlar­dan korunmuştur.

5. Kendiliğinden din adına konuşmaz, Allahʹtan ne alırsa ancak onu yansıtmakla me’murdur.

6. Gerektiğinde dünya işleri hakkında çevresiyle istişarede bulunur; bunu hiçbir zaman küçüklük saymaz. İsabetli görüşlere, sağlam düşün­celere saygılıdır.

7. Hayatının hemen her bölümü ve her safhası insanlara yol gösteri­ci, kafaları aydınlatıcı ve vicdanları geliştirici ölçü ve anlamdadır.

8. Çok zeki ve yeteneklidir. Sağlam düşünceye sahiptir. Cesaret ve soğukkanlılığın üst düzeyindedir.

9. Beşerî ilişkileri çok ölçülü ve anlamlıdır. Başkasıyla alay etmez, kahkaha ile gülmez, bağırarak konuşmaz, izin istemeden kimsenin evine girmez.

10. Edep ve terbiyenin, nezaket ve nezahetin doruğundadır.

11. Yalnız Allah’ın hoşnudluğunu kazanmak için çalışır; başkasından ne bir teşekkür, ne de bir karşılık bekler.

12. Kendinden yana bir çıkarı, ya da iddiası yoktur. Her şey Allah için, din için, insanlık içindir.

13. Kendini her zaman ve her yerde Allah’ın kulu ve peygamberi ola­rak tanıtır; bunun ötesinde bir ilgi ya da üstün bir sıfat istemez. Kınayan­ların kınamasından endişe duymaz.

14. Kendisini ilâhlaştırmak isteyen hayranlarını derhal uyarır ve öl­çüyü kaçırmalarına aslâ imkân vermez ve müsamaha da etmez.

15. Mal toplamaz, servet edinmez; bütün güç ve yeteneğini Allahʹın buyruklarını yerine getirmeğe harcar; insanların mutluluğu için çalışır.

16. Sözleri arasında tam bir tutarlık vardır. Ne kadar yaşlansa bile bunamaz.

17. Açlığa, musibetlere, felâketlere karşı son derece dayanıklı ve sabirlidir.

Yalancı Peygamber:

Yalancı peygamberde bu saydıklarımızın onda dokuzu yoktur. Tarih­te ortaya çıkan bir takım yalancı peygamberlerin hayatı incelendiğinde, onların bu ölçülere gelmediğini rahatlıkla görebiliriz. Sahte peygamber Tufayl oğlu Amir ve Habib oğlu Müseyleme’yi bir düşünün! Sonra da 19. asırda ortaya çıkan Bahailik ve Babîlik’i araştırın. Hindistan’da ortaya çı­kan Kadiyanîʹliği de buna ilâve edin.

Gerek Şirazlı Mirza Ali Muhammed, gerekse Hindistanlı Mirza Gulam Ahmed, önceleri birer din adamı kisvesiyle ortaya çıkmışlardı. Çevre bu­lunca bu kez Mehdi rolüne girmişler, sonra biraz daha çevre bulunca ken­dilerini Rab ilân edecek kadar şaşkınlık göstermişlerdi. Bab şöyle diyor­du: «Ben bir aynayım, bende görünen Allah’tan başkası değildir. »

İşte konumuzu oluşturan âyetler bir yandan hak peygamberlerin Al­lah ile olan ilgilerinin sınırını belirlerken, bir yandan sahte peygamberlere işâret etmekte, Allahʹa dosdoğru inanan müʹminlere gerçek bir kıstas sun­maktadır.

ALLAHʹI BIRAKIP ALLAH ADINA BAZI ŞAHISLARI İLÂHLAŞTIRMAK KÜFÜRDÜR

«Hem melekleri ve peygam­berleri rablar (tanrılar) edinmenizi de emretmez. »

Hıristiyanların İsa Peygamberi ve hattâ bazı rahip ve piskoposları ilâhlaştırdıkları gibi, bazı Müslümanların da büyük velileri, ünlü mürşitleri ölçüsüz ve sınırsız biçim ve anlamda sevip onlara bağlanmaları, Allah ve Peygamberi kendilerine unutturacak düzeye gelmiştir. Bu zatlara karşı duydukları derin bir aşk onları ibâdette de ölçüsüzlüğe itmiş, namaz kılar­ken bile rabıtada bulunmak suretiyle kalblerini Allahʹtan başkasına tahsis etme gafletine düşürmüştür.

Konumuzu oluşturan âyetler bu hususlara işâret edip dikkatleri çe­kerken iki tarafı uyarmanın derin mânasını yansıtmaktadır. Geçmiş mil­letlerin işlediği günah ve kusuru, Muhammed (A. S. ) Efendimizin ümme­tinin işlememesi için tarihin bu konudaki kapısı aralanıyor, en özlü nok­talara parmak basılıyor ve gereken uyarılar yapılıyor.

O halde İslâm’ın imân ve irfan doğrultusundaki ölçüsü nedir? Bunu şöyle özetliyebiliriz:

a) Kulluk ve ibâdet ancak Allah’a yapılır. İbâdette ortak kabul etmez.

b) Kalbin din vadisinde sevgi, aşk ve heyecan kapısı ancak Allah’a açık tutulur. Peygamber ve kâmil velîler, ünlü mürşitler ise, Allah dinine hizmet ettikleri için sevilirler ki bu sevgi de dolayısıyla Allah’adır.

c) Şahısları ilâhlaştırmak büyük günahlardandır; insanı şirke götürür.

d) Dinde yerine getirilen ibâdet ve kulluk ancak Hz. Muhammed (A. S. )ın Sünnet ölçüleri çerçevesinde olmalıdır. Onun dinde yapmadığını yapmak, dinden olmayan şeyleri din adına uydurup dine sokmak sapık­lıktır ve her sapıklık ateştedir.

PEYGAMBERLER BİRBİRİNİ TASDİK EDER

«Hani Allah, peygamberlerden kesin söz almıştı... »

Bu, İlâhî bir emirdir. Her peygamber bu emre uymuştur. Ümmetlerin bu doğrultudan sapması, İlâhî emre karşı gelmektir. Çünkü peygamberle­rin gönderilmesinin asıl amacı birdir; hepsi aynı kaynaktan alır, aynı tez­gahta biçimlenir. Bunun için Allah ya ruhlar âleminde, yani cesedler he­nüz yaratılmadan önce peygamberlerin ruhlarından birbirlerini, bir son­rakinin öncekileri, öncekilerin de sonrakileri tasdîk edeceklerine, yardım­da bulunacaklarına dair emir verip kesin söz almıştır, ya da her peygam­bere kitap, hikmet ve nübüvvet verdiğinde kesin söz almıştır. Bunu birkaç bölümde özetliyebiliriz |

a) Aynı millete aynı devrede birden fazla gönderilen peygamberler, hem birbirlerini tasdîk etmek, hem de yardımda bulunmakla yükümlüdür­ler. Musâ Peygamberle kardeşi Harun Peygamber buna örnektir.

b) Her biri ayrı bir şeriatle ayrı ayrı devrelerde aynı millete gönderi­len peygamberlerdende bir önceki, bir sonrakinin geleceğini müjdeler; bir sonraki öncekini tasdîk eder. İbrahim Peygamberle Nuh Peygamber buna bir örnektir.

c) Aynı yerlerde fakat aynı şeriat üzere gönderilen peygamberler de yine birbirini tasdîk etmek ve birbirlerinin şeriatına aynen uymakla yü­kümlüdürler. İbrahim Peygamberle Lût Peygamber buna bir örnektir.

d) Bir sonraki bir öncekinin şeriatını tamamlamak üzere gönderilen peygamberler de hem birbirini tasdik etmek, hem bir önceki şeria aldığı emirler ölçüsünde tamamlamakla yükümlüdürler. Musâ Peygamberle İsâ Peygamber buna bir örnektir.

e) Ayrı bir şeriatle bütün milletlere gönderilen peygamberle daha ön­ceki peygamberler arasındaki ölçü de böyledir: Son peygamber geçmiş bütün peygamberleri tasdik etmekle, önce gelip geçen peygamberler de son peygamberin geleceğini haber vermekle yükümlü tutulmuşlardır.

Resûlüllâh (A. S. ) ile önceki peygamberler buna misaldir.

YORUMLAR - RİVÂYETLER

«Öğretici, eğitici ve bilginizle amel edici olun» sözleriyle çevirisini yaptığımız REBBANİYYÛN deyimi hakkında çok yönlü yorumlar yapılmıştır:

1- İbn Abbas’a göre: Dinde anlayışlı ve bilgili olanlar.

2- Öğreticiler ve eğiticiler.

3- İbn Mes’ud’a göre: İlim ve hikmet, güzel ve yumuşak huy sa­hipleri.

4- Halkı, bulundukları seviyeyi dikkate alarak eğitenler; onlara ge­rekli olan bilgileri verenler.

5- İlmiyle amel edenler.

6- Helâl ve haram sınırlarını bilenler; emir ve nehiylere uyanlar.

7- Kendini iyice gözetmesini, halkı da siyâsetle idâre etmesini bi­lenler.

Nitekim İbn Abbas (R. A. ) vefat ettiğinde, Muhammed bin Hanîfe şöy­le demişti: «Bugün ümmetin Rabbanîsi öldü! »

8- Sibeveyhʹe göre: Rabb’e mensup olanlar, Onu bilip itaat edenler.

9- Müberrid’e göre: İlim sahiplerinden insanlara hem bilgi veren­ler, hem onları eğitenler.

10- Ebû Ubeydeʹye göre: Bu kelime Arapça değil İbrânîcedir. (Lübabü’t-Te’vîl / Alaaddin Ali: C. 1, S. 244. Mısır: 1374 Kurtubî, Alûsî ve İbn Cerîr Tefsirleri)

11- Rabbin dinini bilip onunla amel edenler.

12- Saîd bin Cübeyr’e göre: Hikmeti sevip Allah’tan korkanlar ve her türlü kötülüklerden sakınanlar.

M î s a k:

a) Yemin ile kuvvetlendirilen ahid.

b) Peygamberlerin mîsakı, Allah’ın emir ve nehiylerine tamamen uy­ma hususunda nefislerine karşı olan güvenleri ve buna dair verdikleri ke­sin sözdür.

c) Her peygamberden mîsak alınmıştır.

d) Peygamberler için başkasından mîsak alınmıştır.

e) Hazreti Muhammed (A. S. ) hakkında bütün peygamberlerden mî­sak alınmıştır.

f) Peygamberlerin birbirlerini tasdîk etmeleri için her birinden mîsak alınmıştır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle Allahʹa ibâdet etmenin gereğinden sözedildi. Al­lahʹı bırakıp başkasını Rab edinmenin insana yakışır bir düşünce ürünü olmadığı, akl-i selîm’e ters düştüğü hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetle bir bütün olan varlık âleminin ister istemez Allah’a teslimiyet gösterdiğine ve bu bütünün bir parçası olan, fakat diğer parça­ların üstünde bir özelliği bulunan insanın da isteyerek, akıl ve irâdesini kullanarak Allahʹa boyun eğip teslimiyet göstermesinin lüzumuna değini­liyor. Nitekim her varlığın İlâhî kanuna uyarak yaratıldığı gayeye doğru hareket ettiği belirtiliyor.