Hac Suresi 8-13. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِهِ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ

8-9.

(8-9) İnsanlardan öylesi de vardır ki, bir ilmi, bir yol göstericisi, aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde kibirlenerek insanları Allah'ın yolundan saptırmak için, Allah hakkında tartışmaya kalkar. Ona dünyada bir rezillik vardır. Ona kıyamet gününde de yangın azabını tattıracağız.

Diyanet İşleri

10.

(Ona), "İşte bu kendi ellerinin önceden işledikleri yüzündendir. Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir" (denir.)

11.

İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa, gönlü onunla hoş olur. Şayet başına bir kötülük gelirse, gerisingeri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.

12.

O, Allah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne de fayda veren şeylere tapar. Bu da derin sapıklığın ta kendisidir.

13.

Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

8-9- İnsanlardan öylesi de var ki, hiçbir bilgisi, doğruyu gösterici belgesi ve (yolunu) aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah yolundan saptırmak için burun büküp büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışıp durur. Dün­yaʹda rüsvaylık onadır, Kıyâmet gününde ise ona yakıcı azâbı tattıracağız.

10- Bu, senin iki elinin kazanıp önden gönderdiği şeyin karşılığıdır ve Allah kullarına zulmedici değildir.

11- İnsanlardan kimi de Allahʹa kıyıdan (şüphe üzere) ibâdet eder; kendisine bir iyilik erişirse, onunla gönlü yatışır; bir sıkıntı, dert ve belâ dokunursa, yüzüstü döner de hem Dünyaʹda, hem de Âhiretʹte zarara uğ­ramış olur. Bu da çok açık bir ziyândır.

12- Allahʹtan başka kendisine ne zarar verecek, ne de yarar sağla­yacak şeylere (taparcasına) yalvarıp yakarır ki bu da uzak bir sapıklığın kendisidir.

13- Zararı yararından daha yakın olana tapar; taptığı şey ne kötü dost ve yardımcı ve fena yandaştır!

İNİŞ SEBEBİ

Nadr b. Hâris ve yandaşları, tam bir bilgisizlik içinde Allah hakkında tartışıp durdular. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/17)

Bedevilerden yurdunu terkedip Medineʹye gelerek yerleşenlerden bir kısmı, İslâm’ın yüceliğini henüz dosdoğru kalplerine ve ruhlarına indiremedikleri için, davarları doğurduğu, eşleri erkek çocuk dünyaya getirdiği ve böylece servetleri arttığı zaman kalpleri yatışır, «bu güzel bir dindir; bize feyiz ve bereket getirdi» derlerdi. Bunun aksi meydana gelince inançları sarsılır ve «bu dine girdiğimizden beri bize sıkıntı ve fenalıktan başka bir şey gelmedi» diye sızlanırlardı. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/282- Tefsîr-i Kurtubî: 12/17, 18- İbn Kesîr: 3/209’dan özetlenerek)

BİLGİSİZ TARTIŞMA

«İnsanlardan öylesi var ki, hiçbir bilgisi, doğruyu gösterici belgesi ve (yolunu) aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah yolundan saptırmak için burun büküp büyüklük taslaya­rak Allah hakkında tartışıp durur.. »

İslâmiyeti din olarak seçen kişi ve toplumun, her şeyden önce bu di­nin insanlığa neler getirdiğini ve nasıl bir sistem olduğunu bilmesi gere­kir. Aksi halde değişik olaylar karşısında bazan dine daha çok ısınır, ba­zan da ondan soğuyabilir.

Sonra Allah hakkında söz söyleyip tartışabilmek için, Oʹnun nasıl bir kudret olduğunu eserlerinde görmek, damgasını taşıyan eşyada O’nun birliğini müşahede etmek gerekir.

Şüphe yok ki, Allah zatıyla, hakikatıyla, mahiyetiyle bilinmez. O an­cak sıfatlarının tecellileriyle, sanatının mükemmelliğiyle ve kurduğu ku­sursuz düzeniyle bilinebilir. Bunun için de köklü bilgiye, geniş kültüre ve semâvî dinleri iyice bilmeye ihtiyaç vardır. Kur’ân ilgili âyetle bilhassa bu inceliklere dikkatleri çekmekte ve bilgisiz, kültürsüz, belgesiz, kanıtsız ve kitapsız bir boşluk içinde Allah’ın varlığı ve birliği hakkında tartışmaya girmek insanı küfür bataklığına düşürebilir sinyalini vermektedir. Nitekim bu konuda tam bir bilgisizlik atmosferi içinde ortaya çıkanların çoğunun, cehaletten gelen bir cesaret, gurur ve kibirle burun bükerek kendilerini büsbütün küfür çıkmazına soktukları görülmüştür.

Bilgisizlik ile kibir, gurur ve kabalık bir araya gelince katı bir inkâr doğuracağında şüphe yoktur. Böylesine bir tutum ve anlayış insanı dün­yada, bilgili ve kültürlü kişiler karşısında küçültür, âhirette de rezil ve rüsvay eder.

Allah kimseye zulmetmez. Çünkü O zulmü hem kendine, hem de in­sanlar arasında haram kılmıştır. Herkes bilgi, beceri, idrak, anlayış, niyet ve inancına göre karşılık görür. Bu da adaletin tâ kendisidir.

ALLAHʹI BIRAKIP BAŞKASINA TAPMAK, AŞAĞILIKTIR

«Allahʹtan başka, ken­disine ne zarar verecek, ne de yarar sağlayacak şeylere (taparcasına) yalvarıp yakarır ki bu da uzak bir sapıklığın kendisidir.. »

İslâm ve onun kitabı Kur’ân her bakımdan insana kişilik kazandırır ve onu kula kul olma aşağılığından kurtarıp Hakk’a kul olma şerefine eriş­tirir. İnsanın çok mükerrem yaratıldığı ve görünürde her şeyin onun hiz­metine verildiği dikkate alınınca, kendisi gibi bir faniye veya kendisinden çok aşağı bir cisme tapması, cidden büyük bir sapıklık ve uzak bir şaş­kınlıktır.

Cenâb-ı Hak bâtıl ilâhları 13. âyetle yererek portrelerini şöyle çiz­mektedir: «Zararı yararından daha yakın olana tapar; taptığı şey ne kötü dost ve yardımcı ve fena yandaştır. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, bilgisi, belgesi ve aydınlatıcı bir kitabı olmak­sızın Allah hakkında tartışanların çok uzak bir sapıklık ve şaşkınlık için­de oldukları belirtildi. Böylelerinin hem dünyada, hem âhirette rüsvay olacakları hatırlatılarak, sahte bir gurur, bilgisizce bir tavırla ortaya çıkıp önemli konular üzerinde konuşmanın kişiyi küçük düşürmekten başka bir şeye yaramıyacağına işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, aklını ve idrâkini kullanarak Allah’a imân eden­ler için âhirette hazırlanan yüksek mükâfatlar konu ediliyor. Sonra da Al­lahʹın Peygambere yardım etmiyeceğini iddia edenlerin mânevî bir inti­hara kendilerini ittiklerine dikkatler çekiliyor. Böylece İslâmʹın hep Allah’­ın dini ve son mesajı olarak yaşayacağına, insanlığa rahmet olacağına işâret ediliyor.